
Zinarîn Cûdî’nin Kaleminden
Öncelikle siz değerli genç kadınların ve yurtsever genç kadın okuyucularının yeni direniş, örgütlülük ve mücadele yılını kutluyoruz. Bu yılın Özgürlük umutlarına ve özgür yarınlara yeni bir kapı aralayarak, demokratik toplum inşasında zaferin yılı olacağına olan inancımızla siz değerli genç kadınları selamlıyoruz.
2025 yılı mücadele yılımız açısından çok önemli bir yıl olarak tarih sayfalarına kaydedilmiştir. Eminiz sizlerde en derinden duygularınızla hissettiniz ki, 2025 yılı Önder APO’nun fiziki özgürlüğüne en fazla yaklaştığımız bir yıl olmuştur. Hiç şüphesiz 26 yıldan sonra Önderliğimizin sesini duymak ve görüntüsünü izlemek bizdeki derin özlemleri daha da arttırmıştır. Sadece sesini duymak ya da videosunu izlemek tabi ki de yetmez. Bizler Önder APO ile birlikte özgür bir yaşamı örmek istiyoruz. 27. Yılına girmiş olan İmralı işkence sistemine artık tahammülümüz kalmamıştır. Önderliğimiz Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu ile bu yıl mücadele yöntemimizi, paradigmamızı daha da derinleştirmiştir ve bu tarihi manifesto ile birçok görev ve çalışmayı önümüze koymuştur. Hiç şüphesiz Önder APO’nun fiziki özgürlüğünü sağlayabilmek için esas görevimiz; demokratik toplumu inşada öncülük rolümüzü pratiğe geçirmektir. Bu görevlerimizi yerine getirerek 2026 yılını tarihi zirvelerde bir yıl olarak işleyebiliriz.
Yeni yıl diyoruz, o halde yeniliklerin sahibi olmalıyız, yenilikler yaratmaz ve örgütlemez isek diğer yıllarımızdan nasıl bir farkı olabilir ki? Tabi ki bu yaratım ve yenilik ilk önce insanın kendisinden başlayarak oluşturacağı bir başlangıçtır. Bizler özgürlük tutkunu genç kadınlar olarak yıllardır mücadele felsefemizden şunu öğrendik ki; kadın her zaman yeniye adım atma cesaretini gösteren, değişime ve dönüşüme gebe, canlılık ile özdeş bir anlamın sahibidir. Bu anlamı her birimiz kendimizde büyütürsek, toplumumuzda ve halkımızda da büyütebiliriz. Yazılmamış tarih bizlere bu gerçekliği, tüm komünal değerlerin oluşumunda bir kez daha göstermekte ve ispatlamaktadır. Kadının insan olarak kendine ve doğaya biçtiği anlam toplumsallığı oluşturdu, bu sebepledir ki insanlık tarihi kadının anlamı arama ve bulma tarihidir. Bizler tarihin bu kolundan akarken sadece sürüklenen olmamalıyız, nereye nasıl aktığımızı bilip adeta taşarcasına, görkemli bir şelale gibi akmalıyız.
Değerli Genç Kadınlar;
2014 yılında özel savaş ve katliam politikaları ile Kürdistan halkının ve Özgürlük hareketinin tasfiyesi amacı ile devreye konulan Çöktürme Planı, gerillanın ve direnişçi halkımızın 10 yılı aşkındır yoğun bir şekilde yürüttüğü muhteşem direnişi ile hiç şüphesiz büyük bir darbe almıştır. Fakat şunu unutmamalıyız ki Önderliğimiz öncülüğünde geliştirilen Barış ve Demokratik Toplum hamlesine karşın, halen Çöktürme Planı devrededir. Evet, meclis komisyonundan bir heyet görüşme gerçekleştirdi, tabi ki bu tarihi bir durum, çünkü Kürdistan direniş tarihinde bu ilk kez yaşanan bir durumdur. 52 yıllık direniş tarihimizde komisyon heyetinin İmralı’ya gidip Önderlik ile görüşme gerçekleştirmesi elde edilen bir kazanımdır. Fakat bizi ilgilendiren Önderliğin durumudur, 1 yılı aşkındır gelişen döneme rağmen Önderliğimizin fiziki özgürlüğüne ilişkin değişen hiçbir şey yoktur. Bir yandan demokrasi, komisyon, yasa tartışmaları fakat bunun yanı sıra geliştirilen özel savaş saldırıları, kadına yönelik şiddet politikaları, doğa katliamları, siyasi soykırımlar, yasaklar… 27 Şubat çağrısı ile birlikte herkes diğer ülkelerde gelişen entegrasyon, demokratik süreçleri örnek veriyor; Katalonya, İrlanda, Kolombiya ve birçok örnek daha… Fakat 2025 yılında gelişen dönemler bizlere göstermektedir ki, burada gelişen dönem hiçbir ülkeninkine benzemeyecektir. Çünkü halk gerçekliğimiz ve yürüttüğümüz 52 yıllık mücadele ve savaş süreci de bu örneklerden çok farklıdır. Şunu unutmamalıyız ki bizlere düşen görevleri bazı süreçleri bekleyerek, gözlemleyerek sekteye uğratmış oluruz ve bu Önderliğimizin elini zayıflatır. Beklemek ve gençlik, birbirine zıt kavramlardır. Yaratıcılık, oluşturma, eylemsellik, inşa etme, komünleşme, örgütleme bizim esas kavramlarımız ve yeni yılda esas gündemimizdir. 10 yılı aşan bir direniş ve mücadele ısrarı ile barış ve demokratik toplum sürecini başarıya ulaştırabiliriz.
Bu temelde Önderliğimizin de belirttiği ‘Ne kadar örgütlüysen o kadar varsın’ belirlemesi ile örgütlü olma ve komün olma kavramlarına özgürlük ile özdeş bir anlam yüklemeliyiz. Örgütlüysek özgürlükten bahsedebiliriz. Örgütlüysek toplumsallıktan bahsedebiliriz. Örgütlü olmak için farklı kavramlara, teorilere ya da uzun belirlemelere ihtiyaç yoktur. Yaşamın anlamını ve amacını belirleyip insan olarak bu değerler etrafında birlik olmamız bu örgütlü bilinci ifade etmektedir. Örgütlü olursak toplum içindeki şiddeti, kadın katliamlarını, doğa talanlarını ve adaletsizlikleri durdurabiliriz. 2025 yılında üniversitelerde, köylerde, mahallelerde fuhuşa, uyuşturucuya, özel savaş saldırılarına karşı güçlü bir birliktelik açığa çıkmıştır. Bu hem Xeta JIN öncülüğünde Rojin Kabaiş’in faillerinin yargılanması istemi, hem ŞIYAR BE! platformuyla uyuşturucu tacirlerine ve çetecilere karşı gösterilen mücadelede, hem de Dersim’de Botan’da gelişen doğa katliamlarına karşı yükseltilen direnişte damgasını vurmuştur. Kürdistan halkı onurlu bir şekilde şehitlerini omuzlarına almış tüm yıldırma saldırılarına karşın onları sonsuzluğa uğurlamıştır. Hiç şüphesiz gelişen saldırılar karşısında gösterilen tutum çok değerlidir. Fakat genç kadınlar olarak bu direnişi daha da yükseltmeliyiz.
Önderliğimiz 27 Şubattaki yaptığı çağrıda 1. madde de ‘’Herkesin üzerine düşeni yapması’’nı belirtti. Genç kadınlar olarak bizlerin üzerine düşen görevler nelerdir? Kendimizle bu monoloğu geliştirip yapmamız gerekenleri doğru ve içtenlikle kavramalıyız. Bu yıl zaferin elde edilmesi için kaçınılmaz fırsatlar sunmaktadır. Önderliğimizin fiziki özgürlüğünü gerçekleştirmek ve şubat ayına yaklaştığımız şu süreçlerde bu şubatı diğer şubatlardan farklı karşılamak için esasımız örgütlü olmaktır. ‘Birey özgürleştiği oranda toplum, toplum özgürleştiği oranda birey özgür olabilir’ diye seslenirken, Önderliğimiz, bizim örgütlülük düzeyimizin Önder APO’nun fiziki özgürlüğünü de getireceğini belirtmektedir. Haksızlığa, katliama, kanunsuzluğa, kırıma karşı birlik olmak, komün olmak ve adaletli, güzel ve demokratik olanı inşa etmek özgürlük değil de nedir? İnsanlıkta ısrar böyle bir eylemselliği ve öz savunma bilincini gerektirir, fazla söze gerek duymadan, sosyalizmin özü budur.
Mücadelede emek vererek öncüleşen genç kadınlar;
Evet kadın olmak mücadele ile eş değerdir. Başta da belirttiğimiz gibi kadın anlamı arayandır, en anlamlı şeylerde hep en derinlerdedir. Tarihin derinliklerinde, toprağın derinliklerinde, denizin derinliklerinde, kitabın derinliklerinde ya da bir insanın kalbinin, fikrinin duygularının derinliklerinde… Bu derinlere ulaşmak ve her kadının yüreğine, acılarına, sevgilerine, komünal ruhuna dokunmak ve ortak değerler etrafında o derinliklerden; birlikteliğe, mücadeleye, örgütlülüğe çekmek bizlerin görevi. Bizleri de çeken bir kadın değil miydi? Hep Kavgaydı Yaşamım diyerek bizlere tek başına, yılmadan ‘’ güzel olan arayış, ararken bu güzelliği anlamak’’ diyerek yol gösteren Sakine Cansız. Şehid Sara’nın mücadelesi Dersimden başlayarak tüm Kürdistan’a ve Dünyaya yayılan kadın mücadelesi; ev ev, fabrikalardan, üniversitelere, zindanlardan dağlara, metropollere, köylere ve her köşeye sinen direnişinin o efsuni kokusu bizleri nasıl da büyüledi… Leyla Şaylemez’i, Fidan Doğan’ı, Sakine Cansız’ı ve ikinci paris Katliamında şehit verdiğimiz Evin Goyi’yi tabiki de görkemli bir şekilde anmalı ve hesabını sormalıyız fakat sadece anmak yeterli olmaz. Onların mücadele duruşlarını, kişiliklerini, yarattıkları kadın özgürlük tarihini de iyi okumalı, anlamalı ve sahip çıkmalıyız. ‘9 Ocak’ bu tarihten bir Sakine Cansız geçti fakat onun bayrağını yücelere ulaştırarak tarihte kadın katillerinin gözüne o bayrağın sapını çakacak olanlarda bizleriz. Bizler Saraların ardılları olarak 2026 yılında ‘örgütlülük özgürlüktür’ diyerek hesap sormaya devam edeceğiz. Komünalist Önder’e yaraşır genç kadınlar olmanın özü budur.