En popüler blackjack oyunu yukle

  1. En Iyi Sanal Blackjack Oynama: Blackjack yan bahis ödemeleri
  2. Gerçek Blackjack Oyna Türkiye - Poker oynamanın püf noktaları
  3. Sanal Rulet: Çevrimiçi 2025 sanal gerçeklik casinoları oynayın

Milli piyango online çekiliş sonuçları

Kumarhane Oyunlari Indir
Slot kumar online 2025
Rulet Depozito Yok Görüntülü
Türkçe online kumarhane rulet
Internetten kumar oynamak yasal mı

Kumarhane rulet oyunu oyna bedava 2025

Rulet Depozito Yok çalımı
Blackjack kurpiyer türkiye
Black Jack Yan Bahis Ne Demek
Türkiye kumarhane siteleri 2025
Sanal Blackjack Online ücretsiz

Komalen Jinen Ciwan

Fizik dünyasında her şeyin hareket halinde olması, konum ve durum değiştirmesi, atomlarda proton – elektron ikilemindeki hem karşıt oluşumlar hem de bir aradaki oluşumlarla yine her şeyin birbirini etkilediği ve birbirine bağlı olduğu tespitlidir. Evrendeki her şey zıtlıkların ‘çekim’, aynıların ‘itim’ kuvvetindeki diyalektiksel ilişkiye dayalı olarak birbirini tamamlar ve bütünleştirir. Pozitif ve Negatif tanımlamaları da karşıtlıklara ve çelişkilere işaret eder. Fakat bu karşıtlık ve çelişkiler birbirini tüketen değil, karşıtlıklar üzerinden birbirini var eden gerçekliklerdir. Bu da dualitedir. Küçücük bir enerji yoğunluğunun soğuk boşlukta yarattığı patlamayla sıcaklığın soğuk olana hücumu sonucu enerjinin maddeleşmesi diyalektiği/dualiteyi ifade eder.
Evrensel bütünlüğün bağ olmadan yani diyalektik olmadan var olamayacağı gerçekliğinde haliyle düşüncenin nasıl bir diyalektik işleyişe sahip olduğu da irdelemeye değerdir. Şayet evrensel bütünlük diyalektik ise o halde evrenin özeti olması itibariyle insan düşüncesinin de diyalektik bir işleyişinin olması gerekir. Günümüzde çokça kullanılan ‘Negatif düşünce – Pozitif düşünce’ tanımlamaları da acaba kaynağını bu evrensel diyalektik işleyişten mi alır?

Hannah Arendt “Tehlikeli düşünce yoktur, düşünmenin kendisi tehlikelidir” derken insan toplumunu, düşünme yetisinin her zaman kötülük doğurduğuna ikna etmeye çalışmaz. Ama kastik katil topluluğun çıkışı ile beraber gelişen erkek egemen, devletçi uygarlık sistemi zihniyetinin düşüncede yarattığı sapmalardan ve yabancılaşmadan ötürü düşünmenin kendisinin artık tehlikeli olduğunu vurgular. Hiroşima, Nagazaki ve Halepçe katliamına yol açan nükleer bombalarının yaratanları olan pozitivist bilimcilerin; tüm insanlığa ve tüm canlılara ait olan dünya topraklarının ve doğal kaynaklarının tek sahibi olabilmek için tarih sahnesini kanlı katliam savaşlarına çeviren ve komünaliteye saldırarak toplumları denetimine alan uygarlık, imparatorluk ve krallık yöneticilerinin; kadının yüksek zihni kabiliyetinin yarattığı ortak akıl ve ortak ruhun toplumsallığın temel kaynağı olduğunu fark ederek kadınları recm eden, giyotinlerde başsız bırakan, özel ev-genel ev- zindan sınırlarına hapseden kastik katil zihniyetin düşüncelerinin tehlikeli olmadığını hangimiz iddia edebilir ki… Emekle ve toplumsal gerçekleşmeyle kendini yaratan ve yaşamdaki yitirilmiş hakikatin tekrardan yaratımının umut kaynağı olan Önderliğimizin uluslararası NATO – Gladio komplosu ile fiziki esaret altına alınmasında baş sorumluluğu bulunanların en tehlikeli bir düşünce işleyişine sahip olduğu kuşkusuzdur; özgür bir yaşama kapı aralamak için fedaice mücadele eden ahlak ve ilkeli duruş timsali direnişçilerin kimyasal gazlar ile şehit düşürülmesine sebebiyet veren savaş tekniği üreticilerinin en kötü düşünce yapısına sahip olduğu tartışmasızdır. Fakat insanın düşüncesi ile doğada ve toplumda yol açtığı yıkımlar ve kıyımlardan yola çıkarak düşünmenin negatif olduğu ve karşı koyulamaz bir kötülüğe sahip olduğu gibi kesin bir yargıya varmak bizi kaderci bir anlayışın sınırlarına mahkum eder.

Düşünmenin, düşünmemenin, olumlu veya olumsuz düşünmenin insan seçimlerine dayalı olduğunu vurgulayan Fatmagül Berktay “düşünme, dünya sahnesinde ortaya çıkabilecek fırsatları veya engelleri gizlemekten başka bir işe yaramayan donmuş yargıları ve hakikat iddialarını temizleyebilme yetisi olarak aynı zamanda hem kişisel vicdanı hem de dünyaya ilişkin kritik sevgiyi ve sorumluluk almayı harekete geçiren şeydir. Böyle davranmayı seçebileceğiniz gibi seçmeyebilirsiniz de” diye belirtir. Arendt’in tehlikeli olarak belirttiği düşünce, yani negatif olan düşünce; bireylere indirgendiğinde, modern kastik katil topluluğun bugün bireylere dayattığı verili yaşam zorunluluklarının liberal, çıkarcı, dogmatik ve güdüler sınırında seyreden düşüncesine tekabül eder. İşte böyle düşünmekte, düşünmemekte bir seçimdir. Kapitalist modernitenin hakim olduğu bir dünya düzensizliği içerisinde yer alıyor olsak da ağır bedelleri olmasına rağmen seçim yapabilme özgürlüğümüz her zaman bize bağlıdır.

Negatif düşünmeyi veya düşünmemeyi öldürücü bir zehir gibi toplumun damarlarına zerk ettirmeye çalışan kapitalist sistem bireylerde özgür düşünceye, özgür iradeye ve özgür kimliğe dair arayışları körelterek kendi kendini tüketen ve sadece orta beyin aşamasında düşünerek sistemin işleyen çarklarına hizmet eden birey yaratımını önceler. Şayet toplumun damarlarına zerk etmiş bu zehrin panzehri bulunmazsa ahlaki yönden çürümüş, yozlaşmış olan bu toplumun bireyleri de bir amaçla, hedefle, inanç ve ideoloji ile bağlanmadığı bu yaşama dair en ufak bir özgürleşme umuduna tutunmadan moralsiz, ruhsuz ve anlamsız intiharvari bir yaşama doğru sürüklenir. O halde düşünmeye, pozitif düşünmeye, inançla harmanlanmış bir düşünmeye yeltenmemiz gerekir ki negatif ve kötü düşünmeye dayalı intiharvari yaşamı topluma reva gören erkek egemen zihniyete en etkin darbe vurulabilsin.

Önder APO’nun “Tarih sınıflar savaşı değil de devlet ve komün savaşıdır veya mücadelesidir” tespiti bize şunu açıkça gösterir ki toplum hiçbir zaman özgür iradeden ve özgür düşünmekten vazgeçmemiş ve bunun uğruna mücadele etmiştir. Devlete karşı savaşan komünün varlığı bu gerçekliğin yansımasıdır ki ağır bedelleri de olsa toplum düşünmeyi seçmekten alıkoyulamamıştır. Çünkü komünallik, komün yaşamında ısrar farklılıklardan, çeşitliliklerden, kültürel sentezlerden kopartılamayan ve homojenleştirilemeyen bir toplum hakikatidir. İşte tam da böyle ilkeli ve ölçülü, çok renkli ve çok kimlikli bir ortamda pozitif düşünce gelişir.

Bulanıklaştırılamayan, silikleştirilemeyen hatta sıfırlanamayan bir düşünce, anlam arayışının ve özgürlük isteminin de hiçbir zaman dizginlenemediği bir düşüncedir ki bu da “Ortak Akıl – Ortak Zihniyet” ile ifadesine kavuşur. Toplumun kök hücresi olan komünlerin inşası ideolojiyle, duyguyla ve inançla sentezlenmiş düşüncenin, özgürlüğe koşturan çağrısına son sürat koşmayla gerçekleşebileceği gibi; düşüncenin kastik katil zihniyet öğrenimlerinden ve geleneklerinden arındırılması da yine komün direnişinin hep koruyarak varlıklı kıldığı ortak zihniyet ve ortak ruh birliğine sıkıca tutunulması ve geliştirilmesiyle gerçekleşebilir.