Komalen Jinen Ciwan

Berjîn Amargî ✍️

Değerli Yurtsever genç kadınlar;
Savaş, katliam, talan ve tecavüzlerin çok yaşandığı yoğun bir yılı geride bıraktık. Aynı zamanda Önder Apo’nun 7 yaşında ektiği tohumların en olgun meyvelerini verdiği, filizlenip tüm Kürdistan, Ortadoğu ve oradan dünyaya nefes olduğu bir süreci de en yoğun olarak geçtiğimiz bu bir yılda yaşadık. Önder Apo’nun 2024 yılının sonbaharında Ömer Öcalan ile yaptığı ilk görüşme sonrası başlayan ve sürekli olmasa da devam eden bu görüşmelerin her biri tarihi nitelikteki değerlendirme ve perspektiflerle dönemin görevlerini berrak bir şekilde önümüze koymuştur. Hepimiz özelde son on yıllık fikirsel, zihinsel, duygusal ve fiziksel olarak yaşanan özel savaş politikalarının derin zorlanmalarını yaşarken Önder Apo eşi benzeri görülmemiş tecrit ve işkence koşullarında büyük bir direniş göstermiş ve bizlere Önderliksiz yaşamın en kölece yaşam olacağını bir kez daha göstermiştir. Önderliğimizden haber alamadığımız her an, genç kadınların katledildiği, uyuşturucu ve fuhuş bataklığına sürüklendiği, tecavüze maruz kaldığı, toplum içinde erkekliğin kabartıldığı, iktidar savaşlarının arttığı soykırım gerçekliğine net bir şekilde tanık olduk. Bu nedenledir ki hepimiz geçmiş sürecin tahribatlarını giderme, yeniyi inşa etme ve doğru temelde bir değişim-dönüşüm için büyük bir özeleştiri sürecine girdik.
Önder Apo ‘’Zamanın ruhunu yakalamayanlar devrimci bir çalışma yürütemez’’ dedi. Hepimizin devrimci olma, devrimci pratik sahibi olma arayışı bizleri bugünlere getirdi, fakat bu arayışımız ve pratiğimiz zamanın ruhuna hitap ediyor mu? Ya da zaman bizden nasıl bir ruhla nasıl bir katılım bekliyor? Bu sorulara verilecek cevaplar temel mücadele yöntemlerimizi de belirleyecektir.
Sevgili Genç Kadınlar;
Sorumluluk anlayışı ve bilinci bir devrimci için temel niteliklerden biridir. Kapitalist modernitenin bir hastalık gibi tüm hücrelerimize bireyciliği aşılamasının sonuçlarından biri sorumsuz, duyarsız bireylerin yetişmesidir. Bunu en çok da sistem kurumlarında yapmaktadır. Pozitivist bilimin merkezlerinden biri olan okul ve üniversiteler toplumda başarılı olmanın ölçüsü olarak ele alınır. Fakat bu sistem kurumlarındaki başarı bizim değil, sistemin yani kapitalist modernitenin başarısı olmaktadır. Bireyselleşmiş, duyarsız, sorumsuz bir neslin başarılı olduğu tek bir alan yoktur. Tam tersidir. Bireycilik anti-devrimciliktir, anti-toplumculuktur, anti-sosyalisttir. Yani hakikatin inkarıdır. Mevcut haliyle bireycilik yaşanılamaz bir toplum, yaşanılamaz bir doğa ve evren bırakmaktadır bizlere. Dolayısıyla ancak panzehri olan toplumsallıkla bu durumdan kurtulmak mümkündür. Dikkat edin Önder Apo komplocu güçler tarafından 27 yıldır 4 duvar arasında yalnızlaştırılmaya çalışıldıkça müthiş bir toplumsallık yaratmış, komünal ruhunu hep korumuş ve derinleştirmiştir. Bu sayede kendisini her türlü bireycilikten de korumuştur. Bizler de komünal bir ruhla büyük toplumsallığı yaratarak devrimci görevlerimizi yerine getirebiliriz. Toplumsallık insan olmakla özdeş bir durumdur. İnsan, insan olduğunun farkına toplumsallıkla varmıştır, bunu da kadının yarattığı değerler sayesinde elde etmiştir. Bu yüzden de genç kadınlar olarak toplumsal değerlerimizin öz-savunma gücü olduğumuzu unutmamalı ve büyük bir sorumluluk bilinciyle işlerimizin başına koyulmanın zamanıdır.
Üniversiteli Genç Kadınlar;
Bizler kendimizi toplumun aydın, entelektüel kesimi olarak tanımlıyorsak bunun gereklerini de yerine getirmemiz gerekir. Aydın, entelektüel olmak kendini gerçekleştirmiş olan, belli bir yetkinliğe ulaşmış olan demektir. Yani her türlü sistemiçiliğe karşı mücadele eden ve bunu etrafına da yayandır. Toplumdan, toplumsallıktan kopuk olan aydın olamaz. Toplumsal sorunlardan habersiz biri entelektüel olamaz.
İçinden geçtiğimiz süreci Önder Apo Barış ve Demokratik toplumu inşa süreci olarak nitelendirdi. Bizlere de bu sürecin öncülüğünü yapma misyonu biçti. Paradigmamızın üç temel görevi olan demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü toplumun inşası için gerekli zihinsel ve iradesel güce sahibiz. Bu yüzden de toplumun bu temel ihtiyacını karşılamak genç kadın öncülüğünün öncelikli görevidir. Bir yandan kendisini eğiten, bir yandan toplumu eğiten, yaşanan her türlü haksızlığın peşine düşen, hesabını soran, yani özcesi, sadece düşünen değil aynı zamanda pratikçisi de olan, düşündüğünü uygulayan, yaşamsallaştıran bir pratiğe girişmenin tam da zamanıdır. Devrimcinin mücadele yöntemi demokrasidir. Demokrasi sosyalizmin temel ilkelerindendir. Bir yerde demokrasi yoksa, sosyalizm yoksa orada faşizm gelişir.
Fakat demokrasi kavramına iyi yoğunlaşmalı, derinlemesine yöntemleri araştırılmalıdır. Demokrasiden sapma liberalizme götürür. Bizler dilimizin, kültürümüzün, en temel haklarımızın hala hiçe sayıldığı bir süreçteyiz. Erkek egemen zihniyetin kadın kırımını her geçen gün derinleştirdiği, kadına kölelik dışında rol biçmediği bir sistemde yaşıyoruz. Dolayısıyla en anti-demokratik uygulamalarla yani faşizmle hala yüz yüzeyiz. Fakat tüm bunlar karşısında yeni bir yaşam inşa etmek ve üçüncü yol çizgisinde ilerlemek için elimize tarihi fırsatlar geçmiştir.
Önder Apo beşinci savunmada toplumsal inşa çalışmalarına ilişkin, ‘ben olsaydım işlerimin sayısı düşünülemeyecek kadar çok olurdu’’ dedi, peki bizler demokratik toplum inşası için önümüze hangi işleri koyduk?
Yurtsever Devrimci Genç Kadınlar;
Çok geç kalmadan dönem görevlerimizi belirlemeli ve harekete geçmeliyiz. Kuracağımız bir komünün, bir fikir kulübünün, bir felsefe grubunun öncülüğünü yapmanın faşizme ne denli büyük bir darbe olacağını ancak pratikleştirirsek öğrenebiliriz. Kadınların bu komünlerde, meclislerde özgürce düşüncelerini paylaşmalarını, sorunlarına ortak çözümler üretmelerini sağlamak kadın kırımının durdurulmasına hizmet edecektir. Yine kadın kooperatiflerinde kendi emeğini büyük bir gururla üretmek ve yürütmek büyük başarıları kendisiyle getirecektir. Kampüsleri, genç kadınların kaybedildiği, intihara sürüklendiği, uyuşturucu ve fuhuş bataklığına çevirdiği mekanlar olmaktan çıkarmanın tek yolu demokratik genç kadın kurumlaşmalarıyla büyük bir mücadele ve öncülük yapmaktır. Kampüslerden mahallelere, sokaklara hatta her eve girerek büyük bir sorumlulukla işe koşuşturmanın zamanıdır. Bunun için bilinç ve fedakârlık gerekir.
Dönemin görevleri önümüzde tıpkı güneş kadar nettir. Bizler ‘Güneşin zaptına’ yakın olduğumuz şu günlerde büyük bir inanç ve cesaretle önümüze çıkan tüm engelleri aşıp komünalist yoldaşlık ruhuyla Özgür Önderlikle buluşma hayalimizi gerçekleştirmenin arifesindeyiz. Tıpkı Önderliğimizin dediği gibi ’Yeter ki biraz toplumsal namus, biraz da aşk ve akıl olsun…’’