Vejin Jiyan
Kadın etrafında örülen komünal bir yaşamın var olma gerçekliğini yeniden inşa etmek tahayyül sınırlarımızı aşmaz. Tahayyül edilen şey gerçekleşmeyecek olanı ifade etmiyor olsa bile gerçekleşebilmesi için verilen çaba sınırlı kalır, çünkü kapitalist modernite sistemi tarafından bizlere hayal edilen şeyin erişilemeyecek şey olduğu içerilmiştir. Bizler kadın kimliğinin günümüzdeki çarpıtılmış, düşürülmüş ve metalaştırılmış hali ile tarihe baktığımızdan ötürü kadının başat rol oynadığı bir komün yaşamının gerçekliğine de kendimizi pek ikna edemeyiz. Tanrıçalık kültürünü, toplumun doğal ve içinde hiyerarşi barındırmayan otoriter kadın öncülüğünü yalnızca mistik gerçeklikler olarak ele almamız köklerimize ne denli yabancılaştığımızı da bizlere gösterir ki, bu yabancılaşma tanrıçalık kökleri üzerinde kendini var edebilecek özgür kadın kimliğinin yaratımında en büyük engel olarak karşımıza çıkar.

Erkek egemen zihniyetin kurnazlığı ve doyumsuzluğuyla köleleştirilmiş, en görkemli meta ve çocuk doğurma makinesi haline getirilmiş kadın kimliğinin derinlikli bir tarihsel kimlik inşası söz konusudur. Kadının düşürülüşü ve özüne – köklerine yabancılaşmış olması kendini yüzyıllarca süregelen katliamcı bir politikaya dayandırır. Fakat bu çarpıtılmış kimliğin inşasından önce toplumun yaşam damarları olan kadın bilgeliği yaşamdaki hakim gerçeklikti. Özgür bir kimlik ve eşitlikçi, adil bir yaşam için şu inanç etrafında birleşmeliyiz ki; kadın kimliği böyle var ola gelmedi, inşa edildi, kadına kanıksatıldı ve yaşamının(!) temel ve tek gerçekliği haline getirildi.
Tarihi gerçekliğe mitolojik anlatımlardan bakmak ve bu mitik anlatımları toplumun hakikat süzgecinden geçirmek kadın eksenli komünal yaşama da ışık tutacaktır. Mitler belli bir durumun, olayın veya dönemin anlatıldığı insan düş gücünün, imgeleminin bir ürünüdür. Gerçeklerden kopuk olamamakla beraber anlatım dilinin hayali bir tarza sahip olduğu ve mübalağa içeren sanatsal bir anlatımın söz konusu olduğu bilinmektedir. Tarihte bilinen en eski mitolojik anlatımlardan olan Enki – İnanna, Marduk- Tiamat mitoslarında kadın ve erkek çatışması belirgindir. İnanna 104 ME’sini Enki’ye kaptırmamak için onunla savaş halindedir. 104 ME kadının toplumsallaşmayla beraber geliştirdiği, kadın emeğini ve ortak aklını temsil eden değerlerdir. Bu mitolojik anlatılardan çıkarılacak sonuç ana tanrıça kültürünün ve kadın yaratımlarının erkeğin saldırısı ve gaspı ile karşı karşıya kaldığı ve kadının bu konumunu ve kazanımlarını korumak için mücadele ettiğidir. Gerek Sümer kültürüne yansıyan bu mitolojik anlatımlardan, gerek arkeolojik kazılarda açığa çıkan kadın heykelciklerinden de anlaşılıyor ki; kadın dili oluşturuyor, dil ile beraber düşünceyi geliştiriyor, doğurgan olduğu için kutsallık atfediliyor. Kadın 30 bin yıllık olduğu öngörülen ahlaki ve politik toplumun, ekonominin, evi-klanı geçindirme yasasının temellerini atıyor, kültürel değerler yaratıyor. Günümüzde Avrupa merkezli tarihsel yazımdan arındırılmış açığa çıkan birçok yeni kaynak veya var olan kaynakların doğru tahlil edilmesi bizlere böylesi bir dönemin yaşandığını ispatlıyor. Böylelikle kadının merkezde olduğu ve toplumsallaşmanın onun etrafında geliştiği sorgulanabilir bir çelişki olmaktan çıkıp, yadsınamaz bir gerçeklik halini alıyor.

Devlet ve Komün savaşı ile örülü olan tarihte, devletleşmemekte direten ve komünal formunu yani kadının hakim güç, besleyen ve yaşamın sürdürülebilirliğini sağlayan rolünü koruyan toplumlarda 30 bin yıl önceki ahlaki ve politik toplum gerçekliğini görmek mümkün. Devletçi uygarlık sistemi tarafından toplum üzerinde uygulanan yozlaştırma politikalarından kendini muhafaza etmeyi bir noktaya kadar başarmış Kürt toplumu için kadının toplumda hala etkin bir role sahip olduğu söylenebilir. Kent yaşamının ahlaki yönden çökerten yaşamından izole olan Kurmançlar içerisinde kadın sözü dinlenendir, aşiretler arası kavgalarda başındaki desmali ortaya attığında çatışmayı sonlandırandır. Buna bağlı olarak ana soyu daha ön planda olan, dayı önemsenen bir karaktere sahiptir. Bugünkü toplum gerçekliğine tarihsel sosyoloji yöntemi uygulandığında kadın tanrıça kültürünün kalıntılarını görmek hala mümkündür.
Kadın kimliğine içerilmiş iradesi tanınmayan, kendi yaşamına dair karar verebilme yetisi olmayan kölece bir yaşam kadının gerçek özüne ve doğasına aykırıdır. Kadın komünü yaratandır ve komün ile vardır. Önder APO bu nedenle kadının yalnızca komün inşası ile özünü tekrardan kazanabileceğini vurgular. Özgür kadın kimliğinin ve buna bağlı olarak tekil özgürlükten evrensel, toplumsal özgürlüğe uzanan demokratik toplum inşasının temelleri de bu şekilde atılabilir. ‘ŞİMDİ KADIN ZAMANI!’ diyerek kadın özgürlük mücadelesini kadının komünal yaşamı özünde barındırdığı inancı ile evrenin her zerresine yaymalı ve tüm kadınları özgür kadın kimliği ile buluşturmanın eylemine yönelmeliyiz. Başarı, bu inanç etrafında birleşen ve örgütlenen kadınların olacaktır!