
Roşan Semsur ✍️
Bir kelime ne kadar çok şey ifade edebilir ya da ne kadar anlam sığdırabilir ki o birkaç harfin içine diye, çok defa sormuşuzdur kendimize. Bir dildeki kelimeler, o dili konuşan halkların düşünce, örgütlenme, inanç ve yaşam biçimine dair bilgilerle döşelidir. Çünkü dil zihniyetten bağımsız değildir. Zihniyetin form kazanmış, vücuda gelmiş halidir. Kürtçe bu anlamda Kürt halkının yaşam, düşünce ve örgütlenme biçimine dair birçok bilgi verir bize. Üzerine en çok konuştuğumuz ve yaşam düsturumuz olan JIN ve JIYAN gibi.
Kürtçede toplanmak, bir araya gelmek anlamlarına gelen kom, Latincede ise paylaşmak anlamına gelen communis kökünden türeyen komün kelimesi de halkımızın nasıl düşündüğü, yaşadığı, örgütlendiği gibi daha bir çok sorunun cevabını içinde saklayan bir hazine gibi. Bu hazineyi biraz eşelediğimizde zamana karşı mücadele eden, bazen gerileyen, duraksayan ama hep direnen, mücadele eden, yok edilemeyen bir tarih görüyoruz. Elbette bu direniş, salt bir kelimenin zamana karşı direnişini çok çok aşan bir mahiyettedir. Bu direniş, bireyciliğe karşı paylaşmayı, ayrıcalık ya da üstünlüğe karşı eşitliği, bağımlı olmaya karşı kendi kendine yetmeyi karşılayan, devletçi uygarlığa karşı demokratik toplum unsurlarının her alandaki direnişidir.
Bu yönüyle komün, sadece insanların karınlarını doyuran, bolluk ve refah içinde tutan, ortak mülkiyet ve ekonomik yaşamını ifade etmez. Gerek ütopik sosyalistler gerekse Marks ve Engels ekonomiye indirgeyerek tarif ettikleri komüne büyük haksızlık etmiş, deyim yerindeyse içine deryaları sığdırabilecekken, bir damlayla yetinmişlerdir. Sovyet devleti ilk iş olarak 5 yıllık kalkınma planlamasıyla, devletçi ekonomiyi ve bolluğu yaratan bir gıda üretimini gerçekleştirerek, ulusal kalkınmaya dayalı ekonomik politikaların her şeyi yaratacağını ve kurtaracağını varsayıyordu. Fakat sonra anlaşıldı ki, sadece insanların karınlarını doyurmak kendi başına sosyalizmi de komünizmi de getirmiyor.
Bu nedenle komünü toplumun özgür birliktelik, eşitlik, dayanışma ve paylaşımı esas alan ne kadar olumlu özelliği varsa içinde barındıran, kişiyi yaratıcı kılan, devlet dışı toplumsal örgütlenme modeli olarak daha geniş bir çerçevede tanımlanmak daha yerindedir. Ki bu özellikler zaten toplumun karakterinde vardır. Bu da komünal yaşamın inşasının, bir toplumu sil baştan örgütlemek ya da icat etmek olmadığını gösterir. En temel iş, emareleriyle hala Kürdistan`da var olan komünleri canlandırarak, toplumun özünü açığa çıkarmak, tarihine, özüne sahip çıkmaktır.
Peki biz kadınlar komünün neresindeyiz ve neden komünleşmeliyiz
Zaten bir sürü kurum, parti, dernek, sendika var, komünün bunlardan ne farkı var diye sorulabilir elbette. Komün bir partiye ya da bir sendikaya üye olmanın ötesindedir esasında. Bir partinin üyeleri de elbette bir amaç uğruna bir araya gelmişlerdir. Ama bu bir araya geliş, o üyeleri eşitlikçi, paylaşımcı, kendi kendine yeten, iradeli insanlar olarak geliştirmeye yetmez. Zihniyet dönüşümünü esas almaz ya da yaşamla bütünleşmez.
Bir parti binasına gidebilir, biraz sohbet edebilir ve sonra evine dönebilirsin ama komün sensindir. Evde, okulda, iş yerinde, bahçede, sokakta, her nerede olursan ol, komün seninle, sen komünlesindir. Çünkü komün sadece bir kurum olmanın ötesinde, zihniyet dönüşümünü esas alan, örgütlendikçe demokratik alanı genişleten, eşitlikçi, paylaşımcı ve kendi kendine yeten topluluklar geliştirir, demokratik kişilikler inşa eder. İnsanı ve toplumu kök hücresine ulaştırır. Bu yönüyle de örgüt ya da sosyal hareketlerden farklıdır. Bu anlamda biz kadınları bir komünde bir araya getiren amaçlar kısmi değildir, her yönüyle bir yaşam tarzı yaratmaya çalışan bütüncül amaçlardır. Bir araya gelmek önemlidir elbette ama ekonomiden sağlığa, ekolojiden eğitime, spordan sanata, öz savunmadan kültüre biz kadınları koruyacak, büyütecek, güçlendirecek olan yegane örgütlenme biçimi komündür.
Komünün toplumun kök hücresi olması, toplumsallığı, eşitliği, özgürlüğü ve demokrasiyi içinde barındırması, kadınla olan doğal bağının da bir ifadesi oluyor aslında. Kadınlar komünal olmalılar çünkü kadınlar, ekmek ve sudan daha fazla ihtiyaç duydukları özgürlüğe, baskı altında olmadan alacakları bir nefese, sürekli öldürülme korkusu olmadan yaşamaya ancak komünle ulaşabilirler. Bu anlamda komün örgütlenmesi olsa iyi olur denecek bir örgütlenme değil, mutlaka olması gerekendir.
Kadınlar olarak cinayet ve şiddet gibi tabirlerin, içinde bulunduğumuz durumu anlatmada çok yetersiz kaldığı, bunun yerine kırım yada katliam gibi kavramlarla ifade edilen, çok ağır bir durumu yaşamaktayız. Her gün artarak devam eden bu katliamlara karşı sormamız gereken en önemli sorulardan biri neden önünü alamıyoruz sorusudur. İtiraz ediyor, ses yükseltiyor, sokaklara çıkıyor, yürüyor, bir araya geliyor ve bir örgütlülük oluşturuyoruz elbette ama bu, bizi koruyacak, büyütecek, güçlendirecek bir örgütlülük olmuyor. Bu anlamda komün, bilinçli ve amaçlı örgütlülüğümüz ve her gün katledilme tehlikesi altında yaşayan biz kadınları yaşatacak öz savunmamızdır.
İnsanların birbirlerini hissetmedikleri, duyarsızlığın ve sorumsuzluğun hakim olduğu, bireyciliğin yüceltilip toplumsallığın anlamsızlaştırıldığı kapitalist sisteme karşı, değer büyütmek yine komünlerle gelişecektir. Kapitalist sistemin aç bıraktığı maneviyat, ruh ve duygular komünlerde doyururken eşitlik, özgürlük, kolektivizm fikirleri soyut kavramlar olmaktan çıkacak, yaşamın her alanında, her gün uygulanır ve canlanır olacaktır. Tekçi anlayışlara karşı farklılıkları içeren, inanç veya etnik temelli ayrışmaları benimsemeyen, halkların özgür ve demokratik yaşamı ancak komünle mümkündür. Yani komünler sadece toplumsal örgütlenme şekli değil ahlaki, politik ve kültürel bir duruştur. Komünler ideoloji, irade, eşitlik, özgürlük gibi toplumun özünü ifade eden tüm özellikleri birbiri içinde örerek, demokratik toplumu geliştirecektir. Bizim kendimizi komünlerle eğitip, örgütlememiz en büyük öz savunmamız olurken, bunun zamanla egemen erkekte ve toplumda yaratacağı dönüşüm de demokratik toplumun inşası olacaktır.
Komünler, kadınların kendini ifade edebileceği, yaşamını idame ettirmenin tüm araçlarını oluşturacağı, her şeyi tartışıp, projeler ürettiği ve pratikleştirdiği yerlerdir. Ya dedikodu yaptıkları ya da kavga ettikleri yalanıyla iki kadının dostluğuna şüpheyle bakan, kadınları birbirlerinden koparan anlayışa karşı komünler, kadınlar ancak bir araya geldikçe vardır ilkesine dayanır. Bu da kadının en temel öz savunması demektir.
Kadınların düşünemez, yapamaz, bilmez denilerek dışlandıkları her alanda iradelerini geliştirdikleri, birbirlerini hissettikleri ve yaşamlarını örecekleri yer yine komünlerdir.
Ekonominin bir kağıt parçasına indirgendiği, hatta kripto paralarla artık onu da aşarak hayalet gibi dünyayı yöneten kirli bir güce dönüştürüldüğü günümüzde, bundan en fazla zarar gören elbette kadınlardır. Evin yönetilmesi, yani politikası anlamına gelen ekonomi, özünde bir kliği zengin etmek için değil, onurluca yaşamak için, birlikte çalışılan, birlikte yaşayan komünü ifade eder. Yine ekolojik kırıma neden olan devasa fabrika ve madenlere karşı, kendine yeten eko ekonomik atölye, kooperatif ve komünler kadınların emeklerinin, vücutlarının sömürüldüğü bu rant düzenine karşı kadının en önemli işlerinden biri olacaktır. Kadınlar komünlerde bir patronun cebini doldurmak için değil, onurluca yaşamak için ter dökecekler.
Komün salt bir kurum üyeliği olarak değerlendirilemez. Komünlerde yer almak, özgürlük bilinci ve iradesini edinmek, bunu somutlaştırmak, toplumsal sorunlara çözüm bulmak demektir. Birilerinin bizim yerimize düşünmesine, yapmasına ihtiyacımızın olmadığı, kendi ihtiyaçlarımızı görerek, pratik politika geliştirdiğimiz, irade kazandığımız yerlerdir. Kadının içinde anlam bulduğu ve amaçlarını gerçekleştirdiği özgürlük alanıdır. İnsan ve doğa sevgisinin, adaletin, ahlak ve politikanın yetiştiği ocak, kadın erkek eşitliğinin sağlandığı, kadının her yerine paha biçilen bir meta olmaktan çıkarak, özgür eş yaşam ilkeleriyle yaşadığı sevgi ve saygı alanıdır.
Tabi ki bu, direnişin yanında kültür sanat, araştırma-inceleme ve dil kurumlarına kadar çok geniş bir yelpazede inşa çalışmaları ile ancak yaşam alanı bulur, demokratik kişilikler kazanılır ve biz ancak demokrasinin kurumlarıyla geliştiği böyle bir toplumda gerçekten yaşayabiliriz. Bizler toplumun anti-kapitalist güçleri olarak kendimizi demokratik ulus ve eko-ekonomiyi esas alan komünler şeklinde örgütleyerek, kalıcı bir yaşamı inşa edebiliriz. Bu da Önder APO`nun ifade ettiği gibi rutin değil, yaratıcılık gerektiren bir iştir. Öyleyse kadının kalıplara sığmayan enerjisi ve dogmatik olmayan aklı ile sağlık, eğitim, dil, kültür, tarih, spor, felsefe gibi ne kadar sosyal alan varsa, ihtiyaca göre komünler oluşturmak, kadının da toplumun da kaybettirilen özüne ulaşmasına hizmet edecek en temel sorumluluğumuzdur.
Komünler bizim geçmişimiz, bugünümüz ve geleceğimiz arasındaki kopmaz bağlardır, köprümüzdür. Önder APO Tarihi kazanmak için komünal kadını açığa çıkarmak gerekiyor. Komünal kadın nasıl olur? Kadın “karılık” formunu; erkek de “babalık/erkeklik” formunu kazıyıp atmalı; bu yapılabilirse büyük devrimsel fırtınalar kopartır değerlendirmesinde bulundu. Yani şimdi komünleşerek fırtınalar koparma zamanı, şimdi kadın zamanı