”Faraşin Sidar”
Sosyolojik tarih gerçekliğinde hiçbir varlık öz savunmasını gerçekleştirmeden yaşamamıştır. Her varlığın kendisini koruma ve idame ettirmesi için geliştirmiş olduğu yöntemler ve almış olduğu tedbirler olmuştur. Hem fiziki saldırılar karşısında bunu gerçekleştirmiş hem de içgüdü ve örgütlü kıldığı duygu ve refleksleri ile bunu sağlamıştır. Dolayısıyla, her varlık için beslenme ve üremeden bahsettiğimiz gibi bir varlığın devamlılığı için öz savunma da bir gerekliliktir. Bu anlamda öz savunma, varlık mücadelesinin özü olmaktadır. Öz savunmasını geliştirmeyen hiçbir varlık, devamlılığını sağlayamamıştır. Birey ve toplumda olduğu gibi, doğa ve hayvanlarda da bu gerçeklik vardır. Önder Apo “gül teorisi” ile çok sade bir şekilde örneklendirmektedir. Yine, kom komin gerçekliğine etimolojik olarak da bakıldığında bir savunma mekanizması olduğunu görürüz. İlk klan toplumundan, kabile, aşiret ve farklı yapılanmalara baktığımızda da tarihte milyonlarca örneği bulunmaktadır. Yine, öz savunma ile varlığını kesinleştirme kadar, öz savunmasını geliştirmediğinde yok olma ile yüz yüze kalan halk gerçekliğini özelde kendimizden bilmekteyiz. Kürdistan gerçekliğinden yola çıkarak baktığımızda bu durum çok açık görülmektedir. PKK ile beraber varlık bulan ve PKK ile beraber savunmasını, korunmasını geliştiren Kürt halk gerçekliği, geliştirmiş olduğu öz savunma yöntemleri ile varlığını ispatlamıştır. Bu anlamda PKK, Kürt halkının, bir savunma örgütü olarak ortaya çıkmıştır. Yeniden yapılandırma süreci ile beraber elbette bu eskisi gibi olmayacak, değişen şartlara, ihtiyaçlara göre olacaktır. Fakat esas bilmemiz gereken, özünde yine toplumun öz savunması olacaktır. Yürütmüş olduğumuz özgürlük mücadelesinin özü de buna dayanmaktadır ki, öz savunma boyutunu öngörmeyen hiçbir çalışma ve örgütlülük Önderliğimizin perspektifi doğru yürütülemez. çatışmasızlık doğrultusunda, süreci silahların yakılması ve geri çekilme süreci ile beraber yeni bir stratejiye sonuç olarak geçiş yaptık. Bu süreç başarılı olsa da, Kürt sorunu çözülse de Öz Savunma yine de gereklidir. Sonuç olarak öz savunma sadece siyasi ve askeri bir yapılanma değildir. Varlığın ve “ŞİMDİ beraber elbette bu eskisi gibi olmayacak, değişen şartlara, ihtiyaçlara göre olacaktır. Fakat esas bilmemiz gereken, özünde yine toplumun öz savunması olacaktır. Yürütmüş olduğumuz özgürlük mücadelesinin özü de buna dayanmaktadır ki, öz savunma boyutunu öngörmeyen hiçbir çalışma ve örgütlülük Önderliğimizin perspektifi doğru yürütülemez. çatışmasızlık doğrultusunda, süreci silahların yakılması ve geri çekilme süreci ile beraber yeni bir stratejiye sonuç olarak geçiş yaptık. Bu süreç başarılı olsa da, Kürt sorunu çözülse de Öz Savunma yine de gereklidir. Sonuç olarak öz savunma sadece siyasi ve askeri bir yapılanma değildir. Varlığın ve KADIN çerçevesinde, ZAMANI”, hamlesi örgütleyeceğimiz her komünü bu esasla ele almalı ve öz savunma bilincini bir aciliyet olarak yaratmamız gerekir. “Kadın komünü, öz savunma komünüdür” şiarıyla örgütlediğimiz tüm komünlerde, öz savunma bilincini, öz disiplini, öz düşünceyi yaratarak komün özünü Değerli açığa çıkartalım. Komünalist Genç Kadınlar! Komün en büyük savunma yöntemi olmaktadır ki örgütleyeceğimiz her komüne de bu bilinç ile yaklaşmalı ve bu bilinci yaratmamız en esaslı görev olarak karşımızda durmaktadır. Hangi toplumsal yaşamın özü ve yaşam biçimi olmaktadır. Kuşkusuz Önder Apo’nun da belirttiği gibi Kürt varlığının inkârı ve imhası durumunda gelişecek saldırılar karşısında da varlığımızı savunacağız. Tarih boyunca nasıl ki toplumsal bilinç ve öz savunma bilinci ile ayakta kalmışsak bu bilincin böylesi bir süreçte en büyük görev ve sorumluluk olarak önümüzde beklediğini unutmadan, öz savunma bilincini oluşturan eğitim komünlerini örgütlemeliyiz. Her komün, öz savunma komünü olmalıdır. Her komün öz savunma bilincini yaratmalıdır. Her komün, tüm saldırılar karşısında öz savunmasını geliştiren bir mevzi konumunda olmalıdır. komünde yer alırsak alalım, ihtiyaçlar doğrultusunda hangi komünü örgütlersek örgütleyelim, örgütlediğimiz her komüne öz savunma bilincini vermemiz gerekir. Bu bir gereklilik ve ihtiyaç değil, olmazsa olmaz bir durumu ifade etmektedir. Peki kendimizi neye ve kime karşı koruyacağız? Savunmamızı nasıl ve kime karşı yapacağız? Bu soruları yönelterek bilinç oluşturmaya başlayabiliriz. Dikkat edelim, kadın politikalarımıza, ideolojimize, çizgimize ve mücadelemize yönelik en büyük saldırılar kastik katil sistem tarafından yapılmaktadır. Kastik katilin esas hedefi kadınlar olmaktadır. Doğa ve toplum kırımı en açık bir biçimde kadın kırımında kendini göstermektedir. Cinsiyetçi politikaları, dijital medya şiddeti, ailecilik, tecavüz ve holigan kültürü ile saldırılarını daha sistematik ve ideolojik bir boyuta taşımış durumdadır. Erkek zihniyeti zirve yapmıştır. Kastik sistem, çok daha açık bir vahşet ve hukuksuzlukla toplumsal değerleri yok ederek, duyguları körelterek yeni bir aşamaya geçmiştir. Kadına karşı şiddet, tecavüz ve kadın intiharları oranı her geçen gün daha da artmaktadır. Yapılan bazı araştırmalara göre bir yıldır savaş alanlarında katledilen kadın ve çocuklar dışında toplamda, 89 bin kadının katledildiği belirtilmektedir. Yine intihar süsü ve ölümü kayıtlara hiç geçmeyen kadınlar bunun dışında olmaktadır. Neredeyse her gün, her saat bir kadın bu politikalar sonucunda hem fiziki hem sözlü hem de en ufak bir mimik hareketi ile tecavüze uğramakta ve katledilmektedir. Medyaya yansıyanlar bunların %1‘i dahi değildir. Dolayısıyla kendini koruma ve savunmayı sadece fiziki olarak ele alamayız. Milyonlarca kadın bir yatak odasında, mutfakta, iş yerinde katledilmektedir. Erkek-devlet zihniyeti yani kastik katil sistem yaşamımızın her yerine sirayet etmiş durumdadır. Cinsiyetçi politikalar ile yaşıyor, yatıyor ve kalkıyoruz. Bunların hepsinin sonucunda da “intihar” süsü verilen katliamlar… 7-24 elimizden düşürmediğimiz telefonlar ve dijital medya programlarının hepsi buna hizmet etmektedir. Fiziksel intiharların olmadığı yerlerde de duygu ve düşünce intiharları gerçekleşmektedir. Düşünmeme, hissetmeme, soyut kalma yine sanallık her şeye sirayet etmiştir. Tik-tok, Instagram, X gibi programları kullanan genç kadınlar, bir mezarlığın içinde olduklarını görmeyecek kadar köreltilmiş durumdalar. Peki bu hesap ve uygulamalarda ne görüyor, ne ilgimizi çekmekte ve neyi takip edip izlemekteyiz? 30 saniyeyi bile geçmeyen “yemek videoları, porno videoları, güzellik ve estetik reklamları” dışında kişiliği büyüten tek bir paylaşım yoktur. Kadının özü, doğası, etik-estetik anlayışı yozlaştırılırken, güdüsellik, obezite ve duygusuzluk kodlanmaktadır. Gerçek olmayan bu sanallık içinde kapitalist pazar, genç kadınları tüketerek pazarlığa sunmaktadır. Genç kadınlar kendilerine verilen köle rolünü reddetmelidirler. Sanallığın öldürdüğünü görmeleri gerekir. Bu politikalar karşısında esas devreye giren güç de öz savunma ve örgütlü mücadele yöntemleri olmaktadır. Öz savunma, her türlü köle-efendi ilişkisini ortadan kaldırarak maneviyat ve öz mücadele arayışına bizleri çekmektedir. Öz savunma bir “öz” koruma yöntemidir aynı zamanda. Genç kadınlar olarak kendimizi korudukça toplumu koruyabilir ve örgütlü komün gücünü açığa çıkartabiliriz. Bu temelde hem fiziki hem de düşünsel anlamda, öz savunmamızı geliştirelim ve öz özümüzü koruyalım, savunmamızı geliştirerek güzelleşelim, güzelleşerek özgürleşelim. Değerli Komünalist Genç Kadınlar! Öz savunma bilincini yaratma; varlık kadar, özünü, toprağını, dilini, kültürünü, kimliğini koruma olmaktadır. Tarihimizi bilmezsek varlığımızı savunamayız. Dilimizi, koruyamayız, kültürümüzü, varlığımızı tanımazsak öz savunmasını geliştiremeyiz. Bu anlamda bir şeyin geliştirilmesi ve korunması ilk etapta ‘bilme’ ile olur. Varoluştan toplumsallığa kadar, kaybedilen yönleri ve kazandıran boyutları bilmek ve buna göre çözüm geliştirmek gerekir. Örneklendirecek olursak; ilk toplumsallıkta, klan kültüründe erkeğin yaratmış olduğu tehlikeye karşı kadın, öz savunmayı geliştirmiştir. Erkeği salt güdüleriyle hareket etmemesi için eğiterek toplumsallaştırma mücadelesi vermiştir. Bu anlamda öz savunma için aynı zamanda ilk toplumsal form da diyebiliriz. “öz savunma Örgütlenerek, öz Önder Apo kabileye örgütü” demektedir. toplumsallaşarak bir savunma geliştirilmiş. Dolayısıyla komün ile amaçlanan da bu olmalıdır. Nasıl ki tarihte kadın eli, duyguları ve örgütlü kişiliği ile tedbirler alınmış ve öz savunma geliştirilmişse aynı öncülük bugün de bizlerden beklenilmektedir. Öz savunmayı geliştiren komün örgütlülüğü olmadığı için dikkat edelim, yaşadığımız coğrafya hayvanlaşan, güdüleriyle canavarlaşan erkek zihniyetini taşıyan kastik katiller ile yönetilmekte ve bunlarla dolup taşmış durumdadır. Özellikle son süreçte yaşanılan kadın katliamları bunun bir sonucudur. Gülistan Doku davasının bu düzeyde gündemleştirilmesinin bir boyutu verilen mücadele ile ilgiliyken, diğer boyutu da kadına karşı kırımın bu şekilde normalleştirilmesidir. Yine bu katliamlar sonucunda çıkartacağımız önemli tecrübeler de bulunmaktadır. Kendi varlığını Kürt halkının yokluğu üzerinden kuran bir erkek egemen devlet zihniyeti ile değil arkadaşlık kurmak selam dahi vermememiz gerekir. Yine bu katliam, bir kez daha bizlere öz savunmanın her şeyden değerli ve önemli olduğunu göstermiştir. Yine, düşman politikalarının ne kadar derinlikli, kapsamlı ve Kürt genç kadınlarını nasıl hedeflediğini göstermiştir. Kürt genç kadınları büyük bir tuzağın içine düşürülerek, toplumdan kopartılmaktadır. Genç kadınlar, ait oldukları topluma ve kültüre karşı kullanılacak, kendilerini yok eden sisteme koşacak hale getiriliyorlar. Unutmamalıyız ki bu, toplum olma, halk olma bilincinden uzaklaşmanın, düşman bilincinden, öz savunma bilincinden yoksun olmanın sonuçlarıdır. Buna karşı mücadele etmenin yolu da öz savunma bilinci ve komünleşmesi doğrultusunda toplumsal refleksleri büyütme, serhildana geçme ve yürütülen toplumsallaştırmadır. mücadeleyi Gülistan Doku, Rojin Kabaiş, Rojwelat Kızmaz, İpek Er ve daha birçokları… Bu örneklerin hepsi Kürt halkına, kadınlara, topluma bir saldırı öz yöntemidir. Dolayısıyla, savunmamız olmadan geleceği, toplumu kazanamayız. Öz savunmasız toplumun kaybetmeye mahkûm olduğunu bilmemiz, görmemiz gerekir. Yine, Gülistan Doku’nun davasına bakarken dikkatimizi çeken nokta ve aklımızı kurcalayan soru neden 6 yılın ardından, böylesi bir sürecin içinde dava dosyası tekrar gündemleşti? Devlet, bu dosyayı bu kadar gündemleştirirken neyi amaçlamaktaydı? Bunu, özel savaşın bir taktiği olarak görmek gerekir. Davada gelişme sağlanmasını olumlu karşılarken bu özel savaş taktiğini göz ardı etmemek oldukça önemlidir. Hassasiyetlerimizi çok iyi bilen bir devlet gerçekliği ile mücadele halindeyiz. Bu devlet gerçekliği, bir yandan süreci tıkatan tavırlar sergilerken diğer yandan hassasiyetlerimiz üzerinden adım atar gibi görünüp, bizleri tatmin etmeye çalışmaktadır. Oysa, Önder Apo’nun başlatmış olduğu sürecin gerekliliklerini yerine getirme, doğalında tüm sorunsallıklara en büyük cevap olacaktır. Buna rağmen devletin süreci tıkatan tavırları devam etmektedir. Esas olandan kopartan ve süreci erteleyerek kadın sorunsallığını çözüyormuş havası verdiği tüm politikaları bu temelde deşifre etmemiz gerekir. Bunun mücadelesini vermek de en büyük öz savunma olmaktadır. Özgür yaşam arayışında en büyük haklara ve ordulara dahi sahip olsak, toplum ve kadına yönelik gerçekleştirilen saldırılar karşısında savunmaya geçemiyorsak, toplumsal değerlerden ve kadın varlığından söz edemeyiz. Toplumdan, komünden bahsedemeyiz. Dolayısıyla, genç kadınlar olarak kendimizi savunmadan varlık, kimliğimizi oluşturamaz, kendi kendimizi yönetemeyiz. Kadına karşı geliştirilen her saldırıyı varlığımıza karşı bir tehdit olarak görerek ve buna karşı toplumsal tepkileri büyüterek örgütlülüğümüzü sağlamalıyız. Komünlerimiz, koruma alanlarımız olmalı, komünlerimiz öz savunma alanlarımız olmalıdır. Bu doğrultuda komün ruhu ve öz savunma bilinci ile “şimdi kadın zamanı, şimdi komünlerimizi öz savunma alanlarımıza dönüştürme zamanı” diyoruz.