‘‘Kadın olmak en zorda olan olmaktır’’ diyor Önder APO. ‘En zorda olan’ olmamıza sebep, şüphesiz erkek egemen zihniyetidir. Kastik katilin Ana-Tanrıça düzenine saldırışı ve kendini bir sistem halinde örgütleyişinden bugüne, kadınlar dünyanın her yerinde sistematik şiddet, taciz ve tecavüze maruz kalmışlardır. Kadın olmanın en yakıcı gerçek olduğu yerlerden biri de Hindistan’dır. Genel olarak Hindistan’da kadınlar; toplumsal, ekonomik, kültürel ve politik anlamda birçok sorunla yüzyüze kalmaktadır. Çok uluslu, inançlı ve kültürlü yapısının ardındaki gerici gelenekler ve etnik ayrımcılık kadınların mücadele alanını da çok çeşitli kılmıştır. Hindistan’da kadınlar, bir yandan tanrıça figürleri ile yüceltilirken, diğer yandan kast sistemi gibi yapılarla alt sınıflara itilmiştir. Öyle ki Sati Geleneği ile kadınlar diri diri yakılmıştır. Her ne kadar Raja Ram Mohan Roy ve Ishwar Chandra Vidyasagar gibi aktivistler Sati uygulamasına karşı çıkarak 1829’da bu geleneğin yasaklanmasına öncülük etmiş olsalar da bu uygulama özelde kırsal alanlarda hala yoğunlukla devam etmektedir. Yürütülen kadın kırım politikaları kendisini sadece Sati kültüründe göstermez. Bunun yanında; kast sistemi, küçük yaşta kız çocuklarının evlendirilmesi, taciz ve tecavüz, kadınları ekonomik alandan tecriti ile açlık sınırına sürüklenmesi, temizlik ve hijyen malzemelerine ulaşımda tabulardan kaynaklı yaşanan zorluklar, kadın olmayı her saniye yakıcı kılmıştır. Fakat kadın direnişlerinin, bunlara karşı ayaklanıp örgütlenmenin ve öz savunmaya geçmenin de en renkli biçiminin yaşandığı alan olmuştur. Kadın hareketleri toplumsal cinsiyet eşitliği, eğitim ve ekonomik haklar, şiddetle mücadele, yerli halkların toprak hakkı, ekolojik mücadele ve kast sistemi gibi konularda önemli kazanımlar elde etmişlerdir. Tarih kim bilir kaç kadının bu şekilde direnerek bu dünyadan gidişine tanıklık edip de yazmamıştır. Öyle kadınlar da var ki tarih onları yazmasa da onlar direnişlerinin yarattığı etkiyle adlarını tarihe yazdırmıştır. Onlardan biri de Phollan Devi Bandit Quenn’dir. Alt tabakadan olan ve daha 10 yaşlarında bir kız çocuğuyken kendisinden yaşça büyük bir adamla evlendirilen Bandit’in bedeni çocuk yaşta yaşadığı tecavüzleri kaldıramamış ve evlendirildiği adamdan kaçmıştır. Köyüne döndükten sonra üst tabakadan erkeklerle birlikte olmayı reddettiği için suçlamalara tabii tutulmuş, köy içerisinde üst kast sistemi tarafından yargılanıp köyden atılmakla cezalandırılmıştır. Henüz genç bir kadınken köyünden sürülen Bandit, bir süre başka bir köyde akrabalarıyla yaşadıktan sonra burada da istenmemiş ve köyüne dönmek zorunda kalmıştır. Üst tabakadan erkeklerin ihbarı sonucu yakalanmış ve gözaltındayken de polisler tarafından tecavüze uğramış, bu kez de devlet şiddetiyle karşı karşıya kalmıştır. Daha sonra bir eşkiya çetesi onu kaçırmış, bu çete içerisindeki alt kasttan olan biriyle çetenin üst sınıf önderine karşı savaşmıştır. Onu cezalandırdıktan sonra grubun öncülerinden olmuş ve yerli halkın ve kadınların mücadelesinin sesi olmuştur. Askeri savunma anlamında kendini geliştiren, o zaman için bir gerilla hareketi gibi yaşayan Bandit, tanrıça anlamına gelen Devi unvanını almıştır. Artık Bandit alt sınıftan yerli halkın sesi olarak üst sınıfın zorbalarını, köy köy gezip küçük kızlarla zorla evlenen erkekleri cezalandıran bir halk kahramanıdır. ‘‘Küçük Kızlarla Evlenilmez’’ sloganıyla yaptığı öz savunma eylemleriyle en çok da kadınların ve kız çocukların kahramanıdır. Eylemleri köyden köye yayılmış, yerli halkın kadınlarında cins ve sınıf çelişkisinin güçlenmesine öncülük etmiştir. Eylemlerinin büyüklüğü öyle bir düzeye ulaşmıştır ki artık o dönemin mevcut iktidarını tehdit eder düzeye gelmiştir. Phollan Devi ve grubunun eylemlerine karşı çaresiz kalan hükümet, gruba barış çağrısında bulunmuştur. Bandit Quenn ve grubu binlerce kişiden oluşan yerli halkın katılımıyla resmi bir törenle silah bırakmış ve kısa bir tutukluluktan sonra aktif siyasete katılmıştır. Kadınları ve alt sınıftan yerli halkı koruma mücadelesini Hindistan hükümetinin bir bakanı olarak sürdürürken bir suikast sonucu yaşamını yitirmiştir. Fakat mücadele yöntemleri ve yaşadığı saldırılara karşı ısrarlı duruşu, Hindistan kadınlarının hafızasında güçlü bir yer edinmiştir. 2006 yılında kurulan Gulabi Gang grubu onun mücadelesinden esinlenerek 50 kişiyle kurulmuşken bugün 250 bin üyeye sahiptir. Gruba bu kez de Sampat Pal Devi öncülük etmiş, şiddet, tecavüz ve yolsuzlukla mücadele etmiştir. Hint geleneklerinde önemli bir yer edinen pembe giysileri ve Hindistan doğasının sembolü olan bambu ağaçlarının saplarıyla kitlesel baskınlar yapmış, bu sopalarla tecavüzcü ve tacizcileri cezalandırmışlardır. Sadece fiziksel değil sosyal baskı ile de yerellerde toplumsal adalet sistemi ve kadınların yönetime katılmasında etkili olmuşlardır. Hindistanda kadınların mücadelesi, mevcut çelişkilerden kaynaklı her zaman bir sınıf ve ekoloji mücadelesidir de. Hint kadınlarının doğalarına, ormanlarına ve kültürlerine bağlılığı, bunları korumak için onlarda yaratıcı yöntemleri açığa çıkarmıştır. Chipko kelimesi Hint dilinde ‘‘sarılmak’’ anlamına gelirken bu eylem modeline eski bir Hint efsanesi ilham olmuştur. Efsaneye göre Mihrace’nin baltalı adamları, yeni kalenin inşaatında kullanmak üzere köylülerin ağaçlarını kesmeye gelmişler; Amrita Devi adlı kız çocuğu, köylülerle birlikte ağaçlara sarılarak onlara engel olmuştur. Bu hikaye Himalaya dağlarının eteklerinde yaşayan halkın hafızasında derin bir yer edinmiştir. Hint Hükümetinin kereste üretimini arttırmak için kırımdan geçirdiği ormanlar, yerli halk için yaşamsal bir önem barındırıyordu. Hem geçim kaynağı hem de yoğun yağışlı bir bölge olmasından kaynaklı sel ve diğer doğal felaketlere karşı halkın yaşam alanını koruyordu. Başta kadınlar olmak üzere köylüler bu politikalara karşı küçük gruplar halinde örgütlenip kitlesel eylemler yapmaya başladılar. Firma sahiplerini davul sesleri ve sloganlarla kovalamak gibi şiddet içermeyen pozitif eylem modelleriyle de direndiler. Başka bir köyde Gaura Devi adında ellili yaşlarda bir köylü kadının öncülük ettiği ve 30’a yakın kadının ağaçlara sarılarak kesimi önlemeye çalıştığı bir başka gün de, devlet yetkilileri ve firma sahipleri kadınlara tecavüz etmeye çalıştılar. Slogan atarak ve yere düşmemek için ağaçlara sarılarak direnen kadınlara başka köylü kadınlardan gelen destekle, günlerce ağaçlara sarılı halde nöbet tutulan bu direniş de kazanıldı ve hükümet orman yasalarında değişiklik yapmak zorunda kaldı. Chipko Hareketi bu zaferle adını duyurdu, başka yerellerdeki halklara örnek oldu ve ekolojik bilinci arttırdı. Günümüzde Hindistan’da kadın hareketleri ve örgütleri devrimci şiddetten pozitif eylem modellerine, barışçıl yöntemlerden kültürel etkinliklerle yapılan direnişlerle Dünya Kadın Devrimi mücadelesindeki özgün yerini koruyor ve tüm dünya kadınlarının öz savunma mücadelesine renk katıyor.
Amara TOLHILDAN