Komalen Jinen Ciwan

Sitî Jiyan Mak ✍️

Mezopotamya’da ateşin ve suyun kutsallığı bilinmektedir. İki ana nehir arasındaki verimli topraklarda yaşayan Aryenik toplulukların hem dil hem de inanç değerleri açısından kutsalı denilecek niteliktedir. Dil bir toplumu toplum yapan, kimlikleşmesini ve karakter kazanmasını sağlayan en önemli etmenlerden biridir. İnanç ise o toplumun manevi değerlerinin ifadesidir. İlk topluluklar bu değerler üzerinden bir araya gelmiş ve varlığını bu topraklarda, yani mezopotamyanın verimli vadilerinde kalıcılaştırmıştır.

Kürtçede ar-ari ateş anlamına gelmekte , aryen ise asil, onurlu anlamlarında kullanılmaktadır. Aynı zamanda ateş, Kürdistan tarihinde ve çiroklarında direnişin sembolü olarak bilinmektedir. Kimi mitolojik öykülere göre yüksek dağların zirvelerinde yaşayan kadın kom’ları yani gruplarının kendilerini görenlerin güzelliklerine dayanamayıp gözlerinin kör olmasından kaynaklı kimseye görünmezlermiş. Onların varlığından haberdar olup kendilerine zarar vermek isteyenlere karşı bir özsavunma olarak dağların yüksek zirvelerinde geceleri ateş yakıp etrafında şarkı söylerlermiş. Bu mitolojik öykü günümüze, cin ( Kürtçenin dimilki lehçesinde kadın-ceni-jin anlamına gelir) hikayelerinden ve annelerimizin veya yaşlı kadınların sık sık uyardıkları, geceleri sıcak su dökülmemesi, bazı inançlara göre ateşe su dökülmemesi, cin dedikleri varlıkların herkese görünmedikleri, göründükleri takdirde aklını yitirme ve benzeri anlatımlarla sonuçlandırılması olarak geçmiştir. Yine Heredot’un tarihinde ve Anabasis’in Onbinlerin dönüşü kitaplarında bu bölgeden bahsederken Kürt topluluklarını, kendilerini savunmak için yüksek dağlara çıkıp savaşan halk olarak tanımlamaları da bu gerçekliği yansıtmaktadır.

Gelelim günümüzün ateş ve su kutsalının kadınla buluşmasına. Mezopotamya topraklarında aradan binyıllar geçmesine rağmen bu kutsal, kadınla bağını hiç koparmadı ve direnişin sembolü olmaya devam etti.

Evrende her canlının bir öz savunma mekanizması vardır ve bunun en somut örneğini Önder APO ‘Gül Teorisi’ ile tanımlamaktadır. Tarihsel gerçeklikte erkek egemenlikçi ataerkil zihniyet kendi hakimiyetini, iktidarını oturtmak ve topluma hakim olabilmek için öncelikle kadına dayalı toplumsal zihniyeti ortadan kaldırmaya yönelmiştir. Yani toplumun oluşum kaynağı olan kadını toplumdan ayırmak ve onun şahsında tüm toplumu etkisiz hale getirmeye çalışmıştır. Fakat bu sömürme, köleleştirme ve yok etme saldırılarının yanında kadının da tarih boyunca direnişi hep devam etmiş ve toplumsal değerlerine sahip çıkma adına tarihin her döneminde özgürlüğü için bedel vermiştir.

Kadın şahsında ezilen, sömürülen ve teslim alınmaya çalışılan halklar ve ezilenler de ayaklanmış, direnmiş ve varlığını korumaya çalışmıştır. Tarihte bir çok devrimsel süreçler yaşanmış fakat bu süreçler yaşanan yetersizliklerden kaynaklı toplumsal hareketlere dönüşmemiş ve kalıcılaşmamıştır. Önder Apo ‘’Hiçbir şey devrimden önce ya da sonrası olmaz, her şeyin an’da olması gerekir’’ demektedir. Bu tarihsel hatada bütün devrim hareketlerinin kaybettiği nokta, kadın sorununu toplum sorunu olarak ele almamak ve devrimden sonraya bırakmış olmalarıdır.

Bunlardan yola çıkarak Önder Apo Özgürlük Hareketinin daha kuruluş aşamasında bu sorunun çözümü için büyük bir çaba harcamış, tarihte yaşanan eksikliklerin tekrarlanmaması için daha çocuk yaştayken yaşadığı çelişkilerden yola çıkarak yöntem arayışına girmiştir.

Önder Apo’nun büyük arayışı sonucu derinlemesine kadın tarihi sorgulamaları gelişmiş, toplumsal sorunların temelinde kadın sorununun yattığı tespiti her geçen gün daha da somutlaşmıştır. Bununla birlikte Özgürlük Hareketinin yıllara yayılan direniş tarihinde kadın öncülüğü belirleyici olmuştur. Kadın özgürlük mücadelesi Önder Apo’nun felsefesiyle Kürdistan dağlarından ovalarına, oradan tüm dünyaya yayılmış ve kadın direnişçiliğinin müthiş emsallerini doğurmuştur.

Kadın özgürlük mücadelesinin en güncel ve tüm gerçekliğiyle ezilen ve sömürülen halklara ışık olan Rojava Kadın Devrimi hayal edilenin bir ütopya olmadığının kanıtı olmuştur.

2014 yılında tüm dünyada korku ve panik yaratan DAIŞ çeteleri ve destekçilerinin Rojava’ya dönük saldırılarıyla birlikte özsavunma birlikleri ilan edilmiş ve kadınlar öncülüğünde destansı bir direniş sergilenmiş. DAIŞ barbarlığının Ortadoğuyu yeniden karanlık bir mezarlığa dönüştürme planlarının ilk hedefi tıpkı tarihte olduğu gibi yine kadınlar olmuştur. Bu saldırılar sonucu yüzlerce kadın tecavüze maruz kalmış, kaçırılıp pazarlarda satılmış, katledilmiştir. Fakat bu defa kadınlar tarihte olduğundan farklı olarak kendi özgüçleriyle özsavunmaya geçmiş ve ‘’Önce kadınları vurun’’ diyen zihniyete karşı ‘’önce kadınlar’’ direnişe geçmiştir. Bu direniş ve devamında tüm dünyaya kadın devrimi olarak geçen Rojava Kadın Devrimi hegemon güçlerin tüm planlarını altüst etmiştir. Özelde de Kobanê de barbar DAIŞ zihniyetine karşı ellerinde çok az imkanla büyük bir fedailik sergileyen kadın özsavunma birlikleri hem çelikten kadın iradesinin sembolü olmuş hem de dünya kadınlarına bizlerin katledilmek ya da sindirilmek dışında da bir seçeneğimizin olduğunu göstermiştir.

Kobanê direnişinin Sembolü olan Arin Mirxan ile başlayan kadın fedailik çizgisi Rojava Devriminin karakteri ‘’Jin Jiyan Azadi’’ felsefesiyle ile her geçen gün toplumsal anlamda da varlığını ispatlamıştır. Arin Mirxan 2014 ekim ayında abluka altında olan Kobanê’nin Miştenur Tepesinde fedai eylem gerçekleştirmiş ve DAIŞ çetelerinin ilerleyişini durdurmuştur. Bu eylemin yarattığı etki ile sadece Kobanê merkezinde kalan bir grup savaşçının ilerleyerek ‘’Kobanê düştü düşecek’’ diyenlere ‘’direnen fedai kadınlar varoldukça Kobanê düşmeyecek’’ cevabını verdi.

Geçen 14 yıl boyunca bu direniş mirasının üzerine Rojava Devrimi hem kadın özsavunma birlikleri hem de toplumsal alan çalışmalarıyla yeni bir yaşam inşası için büyük bir aşk ve çaba ile emek vermiş ve direniş geleneğini hep canlı tutmuştur.

Rojava devrimi bir kadın devrimidir’ tanımı bir slogan ya da ezbere bir söylem olmanın ötesinde bir felsefeye dönüşmüş, özelde Kürdistan ve tüm dünyada umut yaratan yeni bir model olmuştur. Açığa çıkan bu direniş mirası son olarak da yine DAIŞ zihniyetinin ürünü olan HTŞ çeteleri ve destekçilerinin tüm gücüyle devrimci halk savaşının emsali olan Şexmeqsud ve Eşrefiye’ye dönük imha saldırıları karşısında bir grup genç kadın savaşçı Şehit Deniz Çiya öncülüğünde tüm imkansızlıklara rağmen teslimiyet dayatmalarına karşı ölüm’süzlüğe karar verdik diyerek son mermisine kadar savaşmış ve tarihin fedaileşen kadın öncülüğü sayfalarına isimlerini yazdırmıştır.

Tesadüf olmasa gerek, ateş ve su kutsalının yarattığı etkileşimin mitolojik öykülerde saklı kalmayıp Arin’leşmesi, Deniz’leşmesi ve devrime akması bir gerçektir. Bu devrime katılan her genç kadın ilk olarak geçmişin karanlığını yırtıp atma adına yeni bir isim alır. Fakat bu isim öyle sıradan, sadece birini diğerinden ayırt etme temelinde değildir. Özgürlük Mücadelesine katılan her militanın aldığı ismin bir anlamı, hikayesi, bir kahramanlık tarihi, bir karakteri vardır. Kolay seçilmez bu isim ama alınan her isim de kendisine layık olmayı gerektirir. Bu yüzden de yazımızın başında dile getirdiğimiz gibi Arin Mirxan öylesine almadı bu ismi ve adına layık bir yaşamla hem ateşin kutsallığını korudu hem de yakıcılığıyla karanlıkları delip geçti. Şehit Deniz gencecik yaşında durdurulamaz ve sınır tanımayan bir derya misali ismini karakter edindi ve sonsuz bir akışla tarihin fedailerinden biri oldu.

Rojava Devrimi Arin’lerden Deniz’lere direnişin, kadın devriminin adı oldular…