
Sozdar Şerger ✍️
Derler ki her çağ kendi kahramanını doğurur. Fakat PKK’de bu böyle değildir; kahramanlar, kötülük ile lanetlenmiş çağları yeniden yaratır. Zifiri karanlık yüzyılları aydınlatabilmek kahramanlıktan fazlasını ister. O karanlıklar binlerce yıllık zulümlerin, katliamların, inkarların ve kötülüklerin yansımasıdır. Çağları kirleten, iyiliğe kasteden, umutları öldüren ve sevginin katili olanların her yüzyıla hakim olmaya çalıştığı ve bu egemenliğin zirveye ulaştığı 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde güzelliği, kavgayı, direnişi temsil edenler vardı. Karanlık ve kötülük ne kadar baskın ve acımazsa aydınlığın ve iyiliğin direnişi de o denli büyük olacaktı.
Bu karanlığın Ortadoğu’daki temsilcilerinden olan işgalci Türk devleti, 2015 yılında Önder APO’nun çabalarıyla gelişen Çözüm Sürecini bozdu. 24 Temmuz’da savaş uçaklarıyla özgürlük dağlarına saldırarak ve Türkiye’de gözaltı-tutuklama furyasını başlatarak Çöktürme Plananını devreye koydu. Kürt halkının kültürel ve fiziki varlığına karşı imha, Özgürlük Hareketine karşı tasfiye sürecini başlattı. Soykırım, işkence, baskı, öldürme ve ajanlaştırma uygulamalarıyla bu süreç tamamlanmak isteniyordu. Önder APO felsefesinden beslenmiş Kürt halkı, elbette çağa hakim olmaya çalışan bu zulme boyun eğmeyecekti. TC’nin bu soykırım uygulamalarına karşı birçok yerde Özyönetim ilanlarını duyurdu. Kürt halkı, kendi halk meclislerini kurarak kendi kendini yönetmeye karar verdi. Devreye koyduğu Çöktürme Planı ile kendini Kürt halkını bitireceğine inandırmış olan Türk devleti, halkların Özyönetim ilanına karşı çılgına döndü. Tüm ordu gücü ve NATO’dan aldığı teknik destek ile insanlık dışı bir saldırıya girişti. Böylelikle Sûr, Cizîr, Farqîn, Nisêbîn, Kerboran, Hezex, Gever, Varto ve daha birçok yerde Kürt halkı, Özgürlük Hareketi öncülüğünde özsavunmaya başladı. Bu, insanlığın saf değerleri ile elleri kanlı katillerin savaşıydı. Bu halkın kızları ve oğulları idi savaşanlar. Yaşam uğruna savaşıyorlardı. Bizden çok önceleri yaşayan yaşamın ustaları; yeri geldiğinde ölmeyi de bilmenin gerektiğini söylerler. Bakurê Kurdistan Öz yönetim direnişlerinin öncüsü olan gençler ve genç kadınlar yeri geldiğinde ölmeyi de bildiler. Çünkü yüreklerine bir halkın özgürlük davasını sığdırdıklarının farkındalardı. Hiç yazamadılar çünkü vakitleri yoktu. Sadece söylediler, konuştular, halaya tutuşup, meydanlarda savaştılar. Ve bugün onların konuştukları, onları destanlaştırdı. Genç kadınların, Bakurê Kürdistan’daki Öz yönetim direnişlerindeki duruşu, Türk devlet zihniyetinin, varlığın yüzyıllık inkar geleneğine tam tamına bir meydan okumaydı.
Bu meydan okumanın öncüleri olan Axîn Mahîr Dîcle, Zîlan Dîgor, Nuda Elefterya, Faraşîn Sîdar, Stêrk Botan, Viyan Amed, Neval Dara, Serhildanlar, Sitîler, Rozalar, Ronaslar, Sozdarlar, Azadîler, Jiyanlar, Zelaller ve daha nice genç kadındı. Bugün bile hala cenazesi bulunamayan birçok genç kadın çağın karanlığında kendi bedenleri ile yıldızlaşarak direndi.
Cizre direnişinin en büyük öncülerinden olan Şehit Axîn Mahîr Dîcle’ nin duruşu, yine hiç silah kullanmamasına rağmen işgalcilerin kendi sokaklarına girmesine izin vermeyen Şehit Faraşîn Sîdar’ın suikast taktiğiyle öz savunmasını yapması, Türkiye üniversitelerinde okurken direnişi duyup gelen üniversiteli Şehit Derya’nın Cizre’deki genç kadınların kendini eğitme amaçlı kullandıkları evdeki direnişi hala hafızalardadır. Nisêbîn’de sıradan bir yaşam süren Şehit Delal’in kendi evini savunmak amacıyla “teslim ol” çağrıları yapan polislere karşı eylem gerçekleştirmesi, bağıra bağıra herkesi direnişe çağıran; “bir olursak biz olacağız, hepimiz birimiz içindir” deyip Sûr’da ev ev dolaşıp herkesi örgütleyen Zelal’in duruşu, üniversite öğrencisiyken genç kadınların işgal karşısındaki öz savunma örgütlülüğünü duyup gelen Sitî’nin Sur’da Dört Ayaklı Minare’de özgün mevzi kurup pompalı tüfekle, eğitilmiş, faşist bir orduyla savaşması hala akıllardadır. Marmara Üniversitesinde hukuk öğrencisiyken Kürdistan’da sürdürülen ırkçı ve faşizan politikara karşı çıkmak için gelen ve kendi öz irade ve bilinciyle Sûr Direnişine katılan Zîlan Dîgor’un direnişi, tanka karşı bedenini siper ederek yoldaşlarını koruması hala yüreklerde, bilinçlerdedir. Türkiye’nin bir ucunda yaşayıp Gever’de genç kadınların kendi kültür, dil ve yurtlarını, topraklarını savunmasını desteklemek için gelen Şehit Arîn’in; “varlığıma anlam katmak için direnişe geldim” diyerek Gever’de çuvallardan mevzi yaparken şehit olması direnişin unutulmayanlarındandır.
Axînler, Nudalar, Faraşînler, Stêrkler, Sitîler, Serhildanlar, Zelaller, Viyanlar ve daha nicelerinin direnişi, 21. Yüzyılın aydınlık yüzü oldu. Eğer ki bu yüzyıl yaşanmaya değerse, bu onlar sayesindedir. Bedenleri ile karanlık bir çağa umut olabildikleri içindir. Kan, katliam, imha, inkar ve kötülük ile sarmalanmış 21. Yüzyılda sevginin, umudun, temiz hayallerin, iyiliğin ve yemyeşil baharların direnişi oldular. Onları çağ yaratmadı. Onlar, bu çağın aydınlık yüzünü yarattılar, yaşanabilir kıldılar.