Hejmara Kovara xwebun ya 35’emin derket
ŞİMDİ KADIN ZAMANI, ŞİMDİ ÖZ SAVUNMAYI KOMÜNLEŞTİRME ZAMANI!

”Faraşin Sidar” Sosyolojik tarih gerçekliğinde hiçbir varlık öz savunmasını gerçekleştirmeden yaşamamıştır. Her varlığın kendisini koruma ve idame ettirmesi için geliştirmiş olduğu yöntemler ve almış olduğu tedbirler olmuştur. Hem fiziki saldırılar karşısında bunu gerçekleştirmiş hem de içgüdü ve örgütlü kıldığı duygu ve refleksleri ile bunu sağlamıştır. Dolayısıyla, her varlık için beslenme ve üremeden bahsettiğimiz gibi bir varlığın devamlılığı için öz savunma da bir gerekliliktir. Bu anlamda öz savunma, varlık mücadelesinin özü olmaktadır. Öz savunmasını geliştirmeyen hiçbir varlık, devamlılığını sağlayamamıştır. Birey ve toplumda olduğu gibi, doğa ve hayvanlarda da bu gerçeklik vardır. Önder Apo “gül teorisi” ile çok sade bir şekilde örneklendirmektedir. Yine, kom komin gerçekliğine etimolojik olarak da bakıldığında bir savunma mekanizması olduğunu görürüz. İlk klan toplumundan, kabile, aşiret ve farklı yapılanmalara baktığımızda da tarihte milyonlarca örneği bulunmaktadır. Yine, öz savunma ile varlığını kesinleştirme kadar, öz savunmasını geliştirmediğinde yok olma ile yüz yüze kalan halk gerçekliğini özelde kendimizden bilmekteyiz. Kürdistan gerçekliğinden yola çıkarak baktığımızda bu durum çok açık görülmektedir. PKK ile beraber varlık bulan ve PKK ile beraber savunmasını, korunmasını geliştiren Kürt halk gerçekliği, geliştirmiş olduğu öz savunma yöntemleri ile varlığını ispatlamıştır. Bu anlamda PKK, Kürt halkının, bir savunma örgütü olarak ortaya çıkmıştır. Yeniden yapılandırma süreci ile beraber elbette bu eskisi gibi olmayacak, değişen şartlara, ihtiyaçlara göre olacaktır. Fakat esas bilmemiz gereken, özünde yine toplumun öz savunması olacaktır. Yürütmüş olduğumuz özgürlük mücadelesinin özü de buna dayanmaktadır ki, öz savunma boyutunu öngörmeyen hiçbir çalışma ve örgütlülük Önderliğimizin perspektifi doğru yürütülemez. çatışmasızlık doğrultusunda, süreci silahların yakılması ve geri çekilme süreci ile beraber yeni bir stratejiye sonuç olarak geçiş yaptık. Bu süreç başarılı olsa da, Kürt sorunu çözülse de Öz Savunma yine de gereklidir. Sonuç olarak öz savunma sadece siyasi ve askeri bir yapılanma değildir. Varlığın ve “ŞİMDİ beraber elbette bu eskisi gibi olmayacak, değişen şartlara, ihtiyaçlara göre olacaktır. Fakat esas bilmemiz gereken, özünde yine toplumun öz savunması olacaktır. Yürütmüş olduğumuz özgürlük mücadelesinin özü de buna dayanmaktadır ki, öz savunma boyutunu öngörmeyen hiçbir çalışma ve örgütlülük Önderliğimizin perspektifi doğru yürütülemez. çatışmasızlık doğrultusunda, süreci silahların yakılması ve geri çekilme süreci ile beraber yeni bir stratejiye sonuç olarak geçiş yaptık. Bu süreç başarılı olsa da, Kürt sorunu çözülse de Öz Savunma yine de gereklidir. Sonuç olarak öz savunma sadece siyasi ve askeri bir yapılanma değildir. Varlığın ve KADIN çerçevesinde, ZAMANI”, hamlesi örgütleyeceğimiz her komünü bu esasla ele almalı ve öz savunma bilincini bir aciliyet olarak yaratmamız gerekir. “Kadın komünü, öz savunma komünüdür” şiarıyla örgütlediğimiz tüm komünlerde, öz savunma bilincini, öz disiplini, öz düşünceyi yaratarak komün özünü Değerli açığa çıkartalım. Komünalist Genç Kadınlar! Komün en büyük savunma yöntemi olmaktadır ki örgütleyeceğimiz her komüne de bu bilinç ile yaklaşmalı ve bu bilinci yaratmamız en esaslı görev olarak karşımızda durmaktadır. Hangi toplumsal yaşamın özü ve yaşam biçimi olmaktadır. Kuşkusuz Önder Apo’nun da belirttiği gibi Kürt varlığının inkârı ve imhası durumunda gelişecek saldırılar karşısında da varlığımızı savunacağız. Tarih boyunca nasıl ki toplumsal bilinç ve öz savunma bilinci ile ayakta kalmışsak bu bilincin böylesi bir süreçte en büyük görev ve sorumluluk olarak önümüzde beklediğini unutmadan, öz savunma bilincini oluşturan eğitim komünlerini örgütlemeliyiz. Her komün, öz savunma komünü olmalıdır. Her komün öz savunma bilincini yaratmalıdır. Her komün, tüm saldırılar karşısında öz savunmasını geliştiren bir mevzi konumunda olmalıdır. komünde yer alırsak alalım, ihtiyaçlar doğrultusunda hangi komünü örgütlersek örgütleyelim, örgütlediğimiz her komüne öz savunma bilincini vermemiz gerekir. Bu bir gereklilik ve ihtiyaç değil, olmazsa olmaz bir durumu ifade etmektedir. Peki kendimizi neye ve kime karşı koruyacağız? Savunmamızı nasıl ve kime karşı yapacağız? Bu soruları yönelterek bilinç oluşturmaya başlayabiliriz. Dikkat edelim, kadın politikalarımıza, ideolojimize, çizgimize ve mücadelemize yönelik en büyük saldırılar kastik katil sistem tarafından yapılmaktadır. Kastik katilin esas hedefi kadınlar olmaktadır. Doğa ve toplum kırımı en açık bir biçimde kadın kırımında kendini göstermektedir. Cinsiyetçi politikaları, dijital medya şiddeti, ailecilik, tecavüz ve holigan kültürü ile saldırılarını daha sistematik ve ideolojik bir boyuta taşımış durumdadır. Erkek zihniyeti zirve yapmıştır. Kastik sistem, çok daha açık bir vahşet ve hukuksuzlukla toplumsal değerleri yok ederek, duyguları körelterek yeni bir aşamaya geçmiştir. Kadına karşı şiddet, tecavüz ve kadın intiharları oranı her geçen gün daha da artmaktadır. Yapılan bazı araştırmalara göre bir yıldır savaş alanlarında katledilen kadın ve çocuklar dışında toplamda, 89 bin kadının katledildiği belirtilmektedir. Yine intihar süsü ve ölümü kayıtlara hiç geçmeyen kadınlar bunun dışında olmaktadır. Neredeyse her gün, her saat bir kadın bu politikalar sonucunda hem fiziki hem sözlü hem de en ufak bir mimik hareketi ile tecavüze uğramakta ve katledilmektedir. Medyaya yansıyanlar bunların %1‘i dahi değildir. Dolayısıyla kendini koruma ve savunmayı sadece fiziki olarak ele alamayız. Milyonlarca kadın bir yatak odasında, mutfakta, iş yerinde katledilmektedir. Erkek-devlet zihniyeti yani kastik katil sistem yaşamımızın her yerine sirayet etmiş durumdadır. Cinsiyetçi politikalar ile yaşıyor, yatıyor ve kalkıyoruz. Bunların hepsinin sonucunda da “intihar” süsü verilen katliamlar… 7-24 elimizden düşürmediğimiz telefonlar ve dijital medya programlarının hepsi buna hizmet etmektedir. Fiziksel intiharların olmadığı yerlerde de duygu ve düşünce intiharları gerçekleşmektedir. Düşünmeme, hissetmeme, soyut kalma yine sanallık her şeye sirayet etmiştir. Tik-tok, Instagram, X gibi programları kullanan genç kadınlar, bir mezarlığın içinde olduklarını görmeyecek kadar köreltilmiş durumdalar. Peki bu hesap ve uygulamalarda ne görüyor, ne ilgimizi çekmekte ve neyi takip edip izlemekteyiz? 30 saniyeyi bile geçmeyen “yemek videoları, porno videoları, güzellik ve estetik reklamları” dışında kişiliği büyüten tek bir paylaşım yoktur. Kadının özü, doğası, etik-estetik anlayışı yozlaştırılırken, güdüsellik, obezite ve duygusuzluk kodlanmaktadır. Gerçek olmayan bu sanallık içinde kapitalist pazar, genç kadınları tüketerek pazarlığa sunmaktadır. Genç kadınlar kendilerine verilen köle rolünü reddetmelidirler. Sanallığın öldürdüğünü görmeleri gerekir. Bu politikalar karşısında esas devreye giren güç de öz savunma ve örgütlü mücadele yöntemleri olmaktadır. Öz savunma, her türlü köle-efendi ilişkisini ortadan kaldırarak maneviyat ve öz mücadele arayışına bizleri çekmektedir. Öz savunma bir “öz” koruma yöntemidir aynı zamanda. Genç kadınlar olarak kendimizi korudukça toplumu koruyabilir ve örgütlü komün gücünü açığa çıkartabiliriz. Bu temelde hem fiziki hem de düşünsel anlamda, öz savunmamızı geliştirelim ve öz özümüzü koruyalım, savunmamızı geliştirerek güzelleşelim, güzelleşerek özgürleşelim. Değerli Komünalist Genç Kadınlar! Öz savunma bilincini yaratma; varlık kadar, özünü, toprağını, dilini, kültürünü, kimliğini koruma olmaktadır. Tarihimizi bilmezsek varlığımızı savunamayız. Dilimizi, koruyamayız, kültürümüzü, varlığımızı tanımazsak öz savunmasını geliştiremeyiz. Bu anlamda bir şeyin geliştirilmesi ve korunması ilk
Ji PAJK’ê Daxuyanî Ji bo Rêber Apo

PAJK’ê daxuyand ku pêdiviyên Pêvajoya Aştî û Civaka Demokratîk ji aliyê dewleta Tirk ve nayên bicihanîn û diyar kir “Bêyî Rêbertî azadî jî, jiyan jî, Pêvajoya Aştî û Civaka Demokratîk jî nabe.” Koordînasyona Partiya Azadiya Jinan a Kurdistanê (PAJK) têkildarî Pêvajoya Aştî û Civaka Demokratîk, li ser malpera xwe ya fermî daxuyaniyek weşand. Daxuyanî wiha ye: “Salek di ser Banga Aştî û Civaka Demokratîk re ku Rêber Apo ku di 27’ê Sibata 2025’an de kir, derbas bû. Li gori banga ku Rêbertiya me hêcetên guhertin û veguhertinê danîn, di dîroka 5-7’ê Gulana 2025’an de Kongreya PKK’ê ya 12’mîn pêk hat. Bi vê kongreyê biryara fesha PKK’ê, bidawîkirina têkoşîna çekdarî û bi stratejiya siyaseta demokratîk domandina têkoşînê hat dayîn. Wek tevgera jinan me berpirsiyarî û pêşengtiya vê têkoşînê girt ser xwe. Di 9’ê Tirmeha 2025’an de piştî komplo û tecrîda 27 salan, cara yekê me peyama Rêber Apo ya zindî girt, ev ji hêla jin û gelê me ve bû wesîleya moral, kelecan û têkoşîna azadiyê. Peyamê gavên ku pêwîst e di pêvajoya muzakereyê de bên avêtin dihewand. Li gor banga Rêbertî, ji bo pêşiya pêvajoyê vebe di 11’ê Tirmehê de bi pêşengiya hevserokatiya KCK’ê heval Besê Hozat 30 hevalan çalakiya dîrokî a çekşewitandinê pêk anî. Di 26’ê Cotmeha 2025’an de jî 25 hevalan li Qendîlê bi civîneke çapemeniyê, di bingeha pêkanîna banga Rêbertî de daxuyand ku ev gava dîrokî avêtin. Rêber Apo di salvegera yekem a Banga Aştî û Civaka Demokratîk de daxuyand ku derbasî merheleya duyem bûne. Merheleya duyem mafê hêviyê jî di nav de, pêvajoya gavavêtinên şênber wek sererastkirinên zagonî û hiqûqî digirt nava xwe. Lê ruxmî ku 3 meh di ser re derbas bûn, pêdiviyên vê pêvajoyê nehatin bicihanîn. Merheleya duyem a Pêvajoya Aşitî û Civaka Demokratîk, merheleya ku divê azadiya fîzîkî a Rêbertiya me bê pêkanîn e. Banga Devlet Bahçelî ew bû ku Rêbertiya me were Meclisê û li wir bang bike. Lê rûxmî ku salek û nîv derbas bû jî, di statu û mercên Rêbertiya me de tu guhertin pêk nehatin. Pêdiviya herî bingehîn a vê merheleyê, Rêbertiya me divê bigihêje mercên jiyan, xebat û danûstandinên azad, wek sermûzakerewanê gelê Kurd û jinan bikeve meriyetê. Ji bo vê jî bi armanca bi tendirûst meşandina Pêvajoya Aştî û Civaka Demokratîk, pêwîste cih û statuya Rêber Apo bê fermîkirin û zagonî bibe. Kurdên li çar parçe û derveyî welat, Rêber Apo wek Rêberê xwe û sermûzakerevanê vê pêvajoyê îlan kiriye, di hemû çalakiyên ev saleke tê meşandin de jî ev anîne ziman. Di pîrozbahiyên 8’ê Adar û Newrozê ku veguherîn referandumek netewî û heremî de daxwaza azadiya fîzîkî a Rêbertiya me, zelalkirina statuyê bû, dı serî de jin ji milê hemû gelê me ve ev daxwaz bi biryardarî hatiye ziman û gihîştiye her kesê. Lê piştî Newrozê bersiva ku ji bang û daxwaza gelê me re hat dayîn qutkirina hevdîtinên bi Rêbertiya me re bû. Di nav vê pêvajoyê de derveyî hevdîtina Heyeta Îmraliyê ya DEM partiyê a di 27’ê Adara 2026’an ti hevdîtin çênebûye. Ji Rêbertiya xwe agahî negirtin di jin û gelê me de fikarên mezin ava dike. Rûxmê ku 2 meh derbas bûn bi Rêbertiya me re hevdîtin çênabe, tecrîda li Rêbertiya me didome ev jî hem vê fikarê kûr dike hem jî atmosfera çareseriya aşitî û civaka demokratîk ku di rayagiştî de avabûyî asteng dike. Nêzîkbûna dewletê ji pirsgirêka Kurd û Rêbertiya me re ku pîvanê demokratîkbûna herî bingehîn a Tirkiyêye, polîtîk û rojaneyî ye, ev jî hesasiyet û dîrokîbûna mijarê nateyisîne. Ev nêzîkbûn dide nîşan ku polîtîka û îradeya çareseriya pirsgirêkê hîn jî derneketiye holê, poîltîkayeke mijûlkirin û xwe dispêre tesfiyeyê di meriyetê de ye. Dewlet û hikumet berpirsiyariyên dikeve ser milê xwe pêk nayne, dereng be jî gav naavêje, li ser tevgera me a azadiyê zext ava dike û sedemên pêşdeneçûna pêvajoyê dixe stuyê tevgera me. Ev helwest ruhê pêvajoyê nateyisîne, hem di hundir hem jî di raya giştî a derve de nayê qebûlkirin. Em heya dawî girêdayî hişmendî û perspektîfa têkoşînê ya Manîfestoya Aştî û Civaka Demokratîk û perspektîfên Rêbertiya xwe ne. Di vê bingehê de me biryarên dîrokî girtin. Meşandin û pêkanîna van biryaran wê ji milê Rêbertiya me ve bê pêşxistin. Biryardariya me a çareserkirina pirsgirêka sedsalî wê di bingeha sermûzakerevaniya Rêbertî ve pratîk bibe. Rêyek din a vê nîne. Rêbertiya me hêceta herî bingehîn a hebûn û têkoşîna me ye. Di bin navê pêvajoyê de domandina tecrîdê û rûxmê hemû hewildanên çareseriyê hevdîtinên bi Rêbertî re xistina mijara bazarê, em bi ti awayî qebûl nakin. Hewildana çareseriya Rêbertiya me gavên hebûn û azadiya gelê Kurd e, di heman demê de derfeta hezar salî a Komara Tirkiyeyê ye jî. Lê di bingeha nêzîkbûnên teng ê polîtîk de dest girtina pêvajoyê wê bide windakirin. Pêvajoyek ku Rêber Apo ne azad be, statuya wî fermî nebe, yekser nebe hêza îcrayê, ne pêkan e ku bimeşe. Pêkhatina aşitiya dîrokî a gelan û demokratîkbûn bi gavên yekalî pêk nayê. Mirov bêje qey wê pêvajo yekalî bimeşe, têgihînên bi vî awayî biafrîne nade qezençkirin, wê fikaran kûrtir bike. Bendewariya gavavêtina yekalî tê çi wateyê, di serî de jin, hemû gelê me pir baş dizane û van ferzkirinan tu caran qebûl nake. Ji bo ku Pêvajoya Aşitî û Civaka Demokratîk a bi tendirûst bimeşe, derfetên dîrokî bê nirxandin teqez divê tecrîda li ser Rêber Apo bê rakirin. Bi Rêber Apo re derveyî hevdîtinên rûtîn ê bi malbat, parêzer, heyetê re, pêwîste di serî de çapemenî, beşên civakî-siyasî û derdorên cuda hevdîtin bikin. Jin û dayîkên aşitiyê û dîsa kedkarên çapemeniyê, hemû beşên cuda pêwîste bi Rêbertiya me re bikaribin hevdîtin bikin. Her kes û saziya ku daxwaza hevdîtina bi Rêbertiya me re kirine, pêwîste di bingeha însiyatîfa Rêbertiya me de bê pêkanîn. Ji bo ev hemû pêk bên di serî de divê statuya Rêbertiya me bê fermî kirin. Pêwîst e pêvajoya zagonî û hiquqî bikeve meriyetê. Ji bo vê yek roj jî winda kirin, ji bo gelan xeteriyên windakirina mezin dihewîne. Di nêvenga şerê Cîhanê ê Sêyemîn ku Rojhilata Navîn heta cîhan veguherî
Entellektüel Görevler