Komalen Jinen Ciwan

Doğuş ve İsyan

Doğuş ve İsyan Evrende en müthiş olay bu, insanın yaşama, göz açması. Belki de tek, en heyecan verici, sonsuz saygı kadar korku ve sevincin duyulması gereken bir göz açma. Fakat söz konusu bizim toplumsal gerçeklik, ülke gerçekliğimiz olunca en erken yaşta gördük ki bu iş hiç öyle kolay olmayacak. Korkusu da, sevinci de, boğazlarda düğümlenecek. Her şey kesat, her şey yarım yamalak, her şey gayri ciddi, her şey bitik. Fakat bir defa yaşama göz açılmış. Yaşamaya gerçekten kolay karar veremediğimi çok iyi hatırlıyorum. Her çocuğun yaptığı gibi hızlı ağlama, gerçeğe dağılmayan istemlerde bulunma bizim için de bir gerçektir. Bir işte, iki işte, bunun imkansızlığı anlaşılınca artık başını duvara mı çarparsın, göğeme mi kaldırırsın, yere mi indirirsin? Yaşamaktan diye de bu yaşamın neyin nesi olduğunu sorgulama süreci başladı. Yine hatırlarda yaşamın ailesi, anası, babası çare diye değerlendirilmek istenildiğinde ulaşıldı. İstenildi fakat fazla sonuç alınamayacağı görülünce bireyler isyan başladı. Madem sen beni dünyaya getirdin, beni yaşatacaksın. E o da yok. Tabii onun arkasında bitmiş bir tarih, bitmiş bir toplum ve son demini yaşayan bir ailecik. Çözülen son sınırlarına tek var. Şansımız ve şanssızlığımız bunu erkenden görmek ve en ağır birin içinde de yaşamak oldu. Aile kararıyla yaşayamayacağımız anlaşılınca bir bireysel kararla acaba nasıl yaşayabiliriz gibi bir sürece girdik. Bu bir özgürlük başkaldırısı. Ama neyde? Hangi zeminde, hangi kuvvetlerle kimden medet umarsın? Sanırım bunu sözde yaşadığını sağlayan köylülerimiz de anladıkları için fazla lakaplar takmışlardı bizim bu özellikli yaşam belirtilerimize karşı. Köylün yöye dağın derisi, ipi de koparmış, kimsenin öyle olmaması gereken kimin çocuğu. Allah kimse öyle yapmasın ve benzeri deyimlerle nitelendirilmeye çalışıldı. Bunun bir isyan olduğu kesin fakat anlaşılması ve gereklerini yerine getirilmesi doğuş sürecinden çok daha zor. Sonuna kadar topluma ve onun en somut ifadesi olan aileye bir başkaldırı kararı olduğu kesildi. Buna nasıl ulaşıldı? Nedenler var mıydı? Yoksa rastlantıcılar sonucu muydu? Durulabildi. Mühim olan olan oldu. Başladık. Bu bir isyan gerçekten. Şehir toplumuna girildiğinde artık tamamen giderek düzen kendini gösteriyor. Ondan önce de ilkokula gidildiğinde de yavaş yavaş bu iki dünyanın karşılaşması oluyor. Halen hatırımda bu okul neyin nesi olacak? Bu öğretmeni canavar mıdır? Kaplan mıdır? Acaba yutar mı? Gibi böyle tasarımlar halindeyken birden kendimizi bu okulun içinde bulduk ve çok ilginç. Bu da büyük bir savunma oluyor. İnanılmaz ölçüde ilk hecelemeleri Türkçe söylediğimizde öğretmenimizin gözüne çatıcı bir biçimde girdik. Orada yöntem bu sefer tersi. Sonsuz uyum ve bilinciliğe oynamak. Aslında bu düzeni yaşamayacağı belli de ama eğer bir yaşam planı olacaksa ilk yapılması gereken buraya uyacaksın. Daha sonra yakmak istiyorsan bile önce mükemmel uyun. Müthiş bir taktik. Olduğu için daha iyi anlaşılıyor. Öyle uydurukça değil. Tamamen gereklenme yerine getirerek. Bilinciliğe oynayarak. Sürdü gitti o süreç. İlkokulu, ortaokulu, lisesi, üniversitesi. Aynı tempoyla devam etti. Çıkarılan tek sonuç bu elbise giyilemez. Ne kadar gicili gicili de olsa, gaflet ise de bir yaşamın sakınca da tehlikeli.