Komalen Jinen Ciwan

Berjîn Amargî ✍️

Üniversite gençliği, aydın gençlik olarak bilinir. Aydın olmak; okumayı, incelemeyi, araştırmayı ve toplumsal sorunlar hakkında kafa yormayı gerektirir. Yani kimilerinin sandığı gibi aydın olmak; lafazan olmak, boş konuşmak değildir. Ya da teori ile pratiği çelişen, tutarsız olan değildir. Tersine teori ile pratiği bir olmaktır. Bu yönüyle aydın gençlik, bilinçli gençliktir. Bilinçli yaşayan ve çalışan gençliktir.

Bilindiği üzere Apocu Hareket, bir aydın gençlik hareketi olarak doğdu. İlk Apocu grup, çok zor koşullarda, üniversitelerde oluştu. Sistemin ve her tür karşıt gücün saldırıları altında kendini örgütlemeyi başardı. Herkesin kaygıyla yaklaştığı, başarma şansı tanımadığı bu hareket, tarih sahnesine böyle çıktı. Yarım asrı aşan ve bölgenin tarih akışını değiştiren amansız mücadelenin temeli böyle atıldı.

Böyle bir hareketin takipçileri olarak, bize miras bırakılan bu mücadeleyi başarıya ulaştırmaktır. Sorumluluğumuz ağır olsa da bizim için başarmaktan başka seçenek yoktur, olamaz.

Örgütlü olmak, var olmanın temel bir koşuludur. Bir arada olmanın ötesinde, bir irade olmaktır. Belli değerler etrafında bir araya gelmek, o değerler temelinde gerçekleşmektir. Bu durumda ne kadar örgütlüysek o kadar varız, örgütlü olduğumuz ölçüde bir irade olarak kabul edilebiliriz. Bunu en çok da kendi mücadele tarihimizden biliyoruz. Örneğin, Apocu hareketten önce Kürt halkının varlığı kabul edilmiyordu, Kürt halkı bir irade olarak görülmüyordu. Apocu hareketin yürüttüğü mücadele sonucu örgütlülüğün gelişmesiyle beraber bu durum değişti. Belli bir iradeleşme yaşandı ve bugün artık kimse Kürtleri inkâr edemiyor. Çünkü Kürt halkı, örgütlü bir halk haline geldi.

Bu durum, tüm toplumsal özneler için geçerlidir. Tabi bu, toplumun en dinamik gücü olan gençlik için de geçerlidir. Gençliğin irade olması ve siyasete etki yapmasının temel yolu örgütlenmektir. Örgütsüz olmak, yönlendirilmeye ve her tür sömürülmeye açık olmaktır. Geleneksel toplumun ve sistemin en çok faydalandığı zaaf budur. Gençlik örgütsüz olduğu için zekasından ve dinamizminden faydalanılıyor, sömürülüyor, savaşlara sürülüyor. Yani egemenlerin her türlü kirli hesabına alet ediliyor. Hatta bunun için gençlik sürekli denetimde tutuluyor, örgütlenmemesi için özel savaş politikalarının hedefi yapılıyor.

Önder Apo, gençliğe gönderdiği mektupta örgütlenme vurgusu yaptı. Bizleri her yerde örgütlenmeye ve herkesi örgütlemeye çağırdı. Bu çağrının üzerinden uzun bir süre geçti. Bu çağrı temelinde kendi örgütlülüğümüzü gözden geçirerek, kendimizi muhasebe etmemiz gerekiyor. Kendimize daha somut sorular sorarak bunu yapabiliriz. Kaç üniversitede örgütlendik, kaç komün kurduk, demokratik toplum inşasına ne ölçüde katıldık? Bu muhasebeyi yaptığımız oranda kendi gerçekliğimizle, örgütlülük düzeyimizle yüzleşebileceğiz.

Bu perspektif ışığında bakarsak, nerden başlamamız gerektiğini de biliriz. Örgütsüzlüğü aşıp etkili olmanın yolunu da buluruz.

Önder Apo’nun tarihi 27 Şubat çağrısıyla beraber mücadele tarihimizde yeni bir evreye geçtik. Bu bir dönemin sonu, yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Yeni bir dönem demek, dönüşüm demektir. Eskinin cevap olmayan, bizleri tekrara sokan anlayış ve yaklaşımlarının terk edilmesi demektir. Bu anlamda yeni dönemin başarı yolu eskinin yetmez yanlarını aşmaktan, yani özeleştirisini yapmaktan geçer. Başarılı olmamızın bütün bir sırrı belki de burada saklıdır. Bunun aynası ise pratiklerimiz olacaktır. Pratik başarının geliştiği yerde dönüşümün gerçekleştiği söylenebilir. Tekrarın ve yerinde saymanın olduğu yerde ise eskide dolayısıyla yetmez olanda ısrar var demektir.

Üniversite çalışmalarımızda eskiyi taklit etmekle sonuç alınamaz. Biraz yaratıcı olmak, yeni yol ve yöntemler geliştirmek gerekiyor. Geçmişin aşılması gereken tarzında ısrar, devrimci tarza da ters bir yaklaşımdır. Bu nedenle, günün koşullarını da hesaba katarak daha sonuç alıcı bir örgütlenme tarzı geliştirmek, bunun arayışını büyütmek gerekiyor.

Bu nedenle bazen durup düşünmek, alışkanlık haline getirdiğimiz yaklaşım ve ezberlerimizi bir kenara koyup akıl yürütmemiz gerekiyor. Bulunduğumuz yerde, o koşullarda sonuç almanın yönteminin ne olduğu üzerine kafa yormak gerekiyor. Doğru ve sonuç alıcı tarzın bir reçetesi yoktur. Her alanın, her bölgenin bir özgünlüğü vardır. Sonuç almak için bunlar hesaplanmak durumundadır. Bir yerde sonuç alınan bir yöntemin her yerde sonuç alacağı beklenemez. Ama her başarının ardında kıvrak bir akıl, tükenmez bir ısrar ve inat vardır.

Şehit Haki Karer arkadaşın, işçilik yaparak hareketin maddi ihtiyaçlarını karşıladığı, günlerce aç kaldığı, inşaatlarda uyuduğu bilinmektedir. Yine Şehit Mazlum Doğan arkadaşın, bir genci örgütlemek için her tür tehlikeyi göze aldığı, günlerce gidip tartışmalar yürüttüğü bilinmektedir. Biz böyle bir geleneğin takipçileriyiz. Örnek alacağımız arkadaşlar, mücadelemizin temelini atan ve karakterini belirleyen bu arkadaşlardır. Yeni mücadele dönemi, biraz da o döneme benziyor. Hareket olarak içine girdiğimiz dönüşüm süreciyle beraber devrimci mücadelemizde yeni bir çıkış gerçekleştiriyoruz. Tam da böyle bir zamanda, o arkadaşları daha fazla anlamak ve hissetmek gerekiyor. Onların kişiliklerini, yaşam ve mücadele tarzlarını incelemek gerekiyor. Onlar her süreçte yolumuza ışık oldukları gibi yeni dönemde de olacaklardır.

Birkaç üniversiteyle sınırlı kalan ve ilişki düzeyini aşamayan bir örgütlülük bizi başarıya ulaştıramaz. Potansiyelimizin çok yüksek olduğu, her üniversitede örgütlenme zeminimizin olduğu açıktır. Bazı durumlarda üniversite öğrencilerinin doğaçlama geliştirdiği tutum ve tepkiler, bunu açıkça göstermektedir. Öte yandan koşullar kısmen değişmiştir. Önder Apo’nun başlattığı süreçle beraber belli bir zemin oluşmuştur. Bu zemin ve imkanlar mutlaka değerlendirilmelidir.

Son yıllarda yaşadığımız ve aşamadığımız bir durum da planlı ve istikrarlı çalışamamaktır. Kısa süreli alevlenen ve hemen sönümlenen bir çalışma tarzı gelişmiştir. Öyle ki, sürekli toparlanıp dağılma durumu yaşanmaktadır. Bu adeta bir kısır döngü halini almıştır. Bu durum, yaşadığımız örgütlenme sorunundan kaynağını almaktadır. Açık ki örgütlülüğümüz zayıf olduğu için en ufak bir müdahale dağılmaya yol açıyor.

Öte yandan düşman müdahalesi bizim için hiçbir zaman gerekçe yapılmamıştır. Sistem, üniversitelerdeki komünal örgütlenmeyi dağıtmak için kendi bünyesinde barınma yerleri oluşturuyor, her öğrenciyi bir yöntemle kendine bağlamaya çalışıyor. Öğrenci derneklerini kriminalize ediyor, öğrenci topluluklarını kapatıyor, sosyal zeminleri özelleştirerek örgütlenme zeminini ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bunlar anlaşılır durumlardır, ama gerekçe yapılamaz. Bilmeliyiz ki bütün bu yönelimlere zemin veren biraz da öğrenci hareketinin kendi örgütsüzlüğüdür. Saldırılar karşısında güçlü bir direniş ve dayanışmanın olması durumunda bu saldırılara bu kadar kolay cesaret edilemez.

Sonuç olarak örgütlenme sorunu aşılmadan çalışmalarımızın başarısından söz edilemez. Yukarıda belirttiğimiz gibi Önder Apo, on yıllık ağır tecridin ardından bulduğu ilk fırsatta bu konudaki eksikliğimizi gördü ve bizi örgütlenmeye çağırdı. Çünkü her çalışmamızın temelinde örgütlenme vardır. Tüm çalışmalarımızın üzerinde geliştiği zemin bu çalışmadır. Önümüzdeki süreç, örgütlenmedik yer bırakmayacağımız bir süreç olmalıdır. Gençliğin örgütlü gücüyle demokratik komünal toplumu inşa edeceğimiz süreç olmalıdır.