
Laleş Rênas ✍️
Ocak ayı geldi çattı. Beynimizden, yüreğimizden hiç silinmeyen, Kürt halkının bilinç ışığı olan Sakine Cansız, Fidan Doğan, Leyla Şaylemez, Evîn Goyî’ nin anısına minnetle…
Kürt halkının genç kadınları için yasın değil, hesap sormanın ayıdır Ocak ayı. Bereket kendini geri çeker toprağına, sular akışını yavaşlatır ya da coşar, dengesini bulmada da zorlanır, kayalıklar çözülmeye başlar, tepelerden küçük taşlar düşmeye başlar. Tanrıçalar, tanrılarla giriştikleri mücadeleye odaklanır. Her fırtınada mücadele artar, her fırtınada mücadele yükselir. Rüzgarlar canlıların yüzlerindeki tüm derilerini yenilemeye çağırır. Varlığı, yeniliğe, düşünmeye, sorgulamaya, arayışa sevk eder. Rüzgar yerden biraz toprak parçası alıp götürür, karlar erimeye çağırır, rüzgarın, yağmurun, insanın çığlığıyla, hızıyla çığlar düşer yükseklerden. Çığ, bir çok çiçeğin üstüne düşer, ağaçlardan düşen tüm yapraklar savrulmaya yön arar. Ama kardelenler, kar çiçekleri açar soğuk dağların bağrında. İşte o zaman yasın değil hesap sormanın günü olduğunu daha iyi anlarsın. Acının derinliğine biçtiğin anlam seni mücadeleye sevk eder. Bunun bedellerinin ağır olduğunu bile bile yürümeye, özgürlük için çarpan kalbini daha iyi örgütlemeye kalkarsın. Kendi avucunda tutarsın yüreğini. O direnişe mecbur olduğunu bilirsin. Çünkü senin sana ait olmadığını bildiğin gibi, kendi varlığının sadece seni taşımadığına ikna olursun. Ve Kürt halkının genç kadınlarına ışık olan büyük direnişçi, sosyalist, özgür kadın Sakine Cansız işte böyle bir anlamla mücadeleye başladı. Emek vere vere, ilmek ilmek, alın teriyle mücadeleyi örerek, kendinden aşka ve özgürlüğe vererek, her fırtınada sağlam bir ağaç gibi olup gövdesinde, bedeninde, köklerinde bir halkın mücadelesini taşıdığını bilerek, karların arasında, soğuk dağların tam ortasında kar çiçeği gibi dirilerek direnmenin yöntemlerini, rotasını, tarzını ve biçimini, rengini belirledi. Bunun bedeli kendi varlığı olsa bile inanarak, yılmadan, bıkmadan, durmadan, beklemeden Kürdistan ülkesine baharı getirmeye iman ederek kavga etti, mücadele etti, savaştı ve yaşadı.
Direnişin hikayesini, direnişçilerin nasıl yaşadıklarına bakılarak anlar ve ona göre bir rota çizeriz. Bazı yaşamların keskinliği, her kaosta ortaya koydukları yıldızlaşmanın bedelini bildikçe öğreniriz. Kürt halkının ve kadınlarının hafızasında, belleğinde yer edinen direnişçiler, diğer bir çok direnişçinin yemini, andı olur. Direnişçiliği ortaya koyan, onun şemalini belirleyen etkenlerin başında gelir toprak veya coğrafya. Büyüdüğümüz toprakta yaşananlar, yaşatılanlar, o coğrafyanın hikayeleri, kahramanları, onu tanıtan destanları, türküleri, dengbejileri, onu işleyen şiirleri, kültüründe dile gelen acıları, sevinçleri, zaferleri ve savaşları ile belirler insanın yaşamını. Bunun etkisi en fazla yaşamı var eden kadında belirir. Kürdistan ülkesi kendi ağıtları, kendi kendisinin her şeyi olan direnişiyle hala ayakta ve yürüyor. Bu ağıtların en acısını oluşturan, ezgisiyle yürekte sızı bırakan bir çığlıktır Dersim Direnişi. Bu isim her dile geldiğinde feryatların fısıltıları gelir kulaklara. Oranın insanı, kırların insanlarıdır. Yardımlaşarak, kömünal yaşayarak, sosyalist değerleri yani insani değerleri ahlaki bir duruşla savunarak yaşarlar. Mecburi iskana tabi tutulan Dersim halkı, yıllar sonra sürgünden dönmesine rağmen, kendi aralarında yardımlaşarak, her şeyi paylaşarak yaşamlarını tekrar kurarlar. Ve bunun en emekçi kesimi, yaratıcı gücü, yaşamı katledilen yerden tekrar yeşerten, emek kahramanları kadınlardır. Yaşam öyle bir yerde kendi toprağından yaşamı tekrar yaratmak demekti. Türk Ordusunun kan akıttığı her yerde, kuruyan kanların hafızayı canlandırdığı ve o kuru kanın kefensiz yatan binlerce canı hatırlatan bir kültürle yaşayan oranın kadınlarıdır. Kadınlar, bu emeğin, yaratıcı gücün, toplumu, erkekleri, çocukları komünal yaşama çekmenin en büyük cevap olduğunun, en büyük intikam olduğunun bilincindedir.
Her direnişçi kendi coğrafyasının rengini taşır biraz. Kavga, uzun bir yoldur. Direnişçi kadın gerçekliği de Sakine Cansız şahsında asi, kavgacı, sosyalist ve sonuna kadar komünal değerlerin savunucu gücü ve duruşudur. Dersim’deki çocuklar aşiret kimliğinin en belirgin olduğu bir yerde doğar, büyürler. Çocukların kulaklarına; “ Laç deresine bakın, yiğitlerim çatışıyor” ağıtları fısıldandı. Dersim bunun sadece bir örneğidir. Günümüze kadar taşınan bu hakikat Sakine Cansız’ın aydınlatan rotasında ilerleyen, Kürt halkına kazandıran ve kazanan bir çok direnişçi genç kadın tarihin en güzel sayfalarına yazıldılar. Hatırlamanın, unutturmamanın en büyük direniş olduğunu bilerek kavgaya yürüyen genç kadınların destansı yaşamları Kürt kadınlarını tarihin direniş sayfalarına taşıdı, taşıyor, taşıyacak. Hatırlamanın köklerine tutunmakla, onu hissetmekle büyük bir bağı vardır. Bu bağın zayıflaması, hafızanın silinmesi, belleğin ortadan kalkması için uğraşan tecavüz kültürünün yaratıcıları genç kadınların direnişiyle karşılaştıkça kendini bin bir kılıfa bürüyerek saldırıları sürdürmeye devam etmektedir. Kuşkusuz genç kadınlar, tecavüz kültürünün öz savunmayla zayıflatılacağını bildikleri gibi, “nasıl yaşamalı, nasıl mücadele etmeli, nasıl kavga vermeli” sorularını doğru cevaplayarak süreklilik arz eden bir tarzla doğru rotada ilerleyerek onu tamamen nasıl kurutacaklarını biliyorlar. Direnişçi duruşuyla genç kadınlara bu kültürü hatırlatan Leyla Şaylemez, Axîn Mahîr Dîcle, Berîtan Harûn, Bîşeng Brûsk, Sara Hogir Riha, Vejînler, Avzemler, Asyalar, Onurlar gibi sayısız yıldız bu kültürün yaratıcı gücünün eseridir.
Nerede olursa olsun olduğu mekanı aşarak, komünal yaşamın yaratıcı gücü olan genç kadınlar bu kültürün yaratıcı gücünün eseridir. Tüm koşulları aşarak, hiçbir gerekçe kafesine sığınmadan sosyalist değerleri koruyanlar, bu yaratıcı gücün eseridir. Kendi komününü, kendi emeğiyle oluşturan, güzellikte ve iyi olanda ısrar eden, duruşu, yaklaşımı ve anlayışıyla moral ve ahlak değerlerini koruyan genç kadınlar bu yaratıcı gücün eseridir.
Bugün Kürt halkının evlatları olan genç kadınların isyanı, özgürlük tutkuları, savaşlarda gösterdikleri duruş, sokaklarda faşistlerle olan cesur kavgaları, sınırları tanımayan tempoları, dur durak bilmeden hayatı çoğaltan mücadelelerinin yaratıcı gücü ellerinde, dilinde, bedeninde, ruhunda, kitaplarında, ifadelerinde, duygu ve düşüncelerinde özgürlüğü haykıran ışığın sembolü Önder Apo’dur.
Onun ışığı karlar altında soğuk dağların göğsünde direnen tüm kar çiçeklerini dirençli kıldığı gibi, besler ve büyütür de. Tüm mevsimlerin haricinde Ocak ayı, Sakine’nin kavga ayı, Evin’in mücadele ayı, Fidan’ın direniş ayı ve Leyla’nın yaşam ayıdır. Cihanda Önder Apo’nun ışığıyla direnişe yürüyen genç kadınlar için Ocak ayı hesap sorma ayı, ayağa kalma, isyan etme ve özgürlüğü haykırma ayıdır. Çünkü ancak o zaman bu kültür ilerler, bu kültür yaşar, bu kültür zaferlerle kendini yayar. Ve o zaman direnişçi kültür Sakineleşir, Bîşengleşir ve birer kardelen olur.