“Kadın projem tamamlandı…şimdi önümde devasa bir pratik, bir yaşamsallaştırma görevi durmaktadır.” Önder APO
Kadın kurtuluş ideolojisi 1998 yılının 8 Mart’ında Önder Apo tarafından ilan edildiğinde Kürt kadınları şahsında bütün kadınların mücadele mirasında büyük bir adım atılmış oldu. O günden beri Kürt Özgür Kadın Hareketi kadın kurtuluş ideolojisini geliştirmekte, onun etrafında örgütlenmekte ve dünya kadın hareketlerine ilham olmakta. Son süreçte ise Önder Apo kadın kurtuluş politikasının geliştirilmesi gerektiğinden bahsetti. Peki kadın kurtuluş politikası nedir? Kadın kurtuluş ideolojisi ve politikası arasında nasıl bir ilişki var? Genç kadınlar olarak bu sorulara cevap verdikçe bu sürece nasıl öncülük edeceğimizi de ideolojiden politikaya nasıl geçeceğimizi de tartışmış olacağız. O halde cevap aramaya başlamak en iyisi. Önder APO ideolojiyi “iradeye kavuşmuş, programlaştırılabilen, içinden strateji ve taktik çıkartılabilecek irade, düşünce sistematiği” olarak tanımlar. Kadın kurtuluş ideolojisi de bu anlamı ile 98 yılından beri programlaştırılan, stratejik ve taktik yaklaşıma sahip olan bir düşünce sistematiği olarak gelişir. Peki ideolojimizin politikleşmesinden kastımız, bu zamana kadar ideolojimiz ile bir politika yaratamadığımız mı? Şüphesiz Kürt Özgür Kadın Hareketi yıllara dayanan tecrübesi, önce ordulaşması sonra partileşmesi ile dünya kadın hareketleri içinde özgün yerini oluşturmuştur. Yine de hedeflerimize ulaşırken yaşadığımız gecikme, hedef ile pratik arasındaki makas açıklığımız ideolojimizin pratikleşmesinde yaşadığımız eksiklikliği daha fazla gün yüzüne çıkarıyor. Bu pratik, şüphesiz ideolojiden kopuk değildir. Fakat pratiğimizi, yani yaşamsallaştırmamızı %100 ideoloji ile ele almamız dogmalar yaratacaktır. Bu gerçekliği ele aldığımızda yaşamsallaşmanın esneklik paylarını göz önünde bulundurmak önemli olacaktır. Kadınla ilgili olarak; kimlik, hisler, politiklik, askerilik, bilim gibi birçok noktada hem hareketimiz içinde hem de dünyada bir külliyat geliştirilmiştir. Kadın mücadelesi bunca saldırıya rağmen kendisini dünya genelinde örgütlemektedir. Yine de dönüp baktığımızda kapitalist modernitenin saldırıları karşısında parçalı mücadele içinde kaldığımızı görmekteyiz. Bu parçalılık özgünlüğün bir yansımasından ziyade politikleşmemiş, dar alana sıkışmış, %100 ideoloji ile hareket etme çabasına girmiş olmanın yansımasıdır. Bu nedenle dünya kadınlarının ortak politikasını oluşturmakta zorlanma yaşıyoruz. Bu ortak politika tek merkezden yürütülecek, coğrafi, sosyolojik, kimliksel özgünlükleri yok sayacak bir tekillikten ziyade ortak noktalardan birleştirecek bir çoğulluğu imlemektedir. Bu nedenle kadın kurtuluş politikası, daha fazla genişleyen ve yaşamsallaştırılan bir hareket yaratma amacı olarak tanımlanabilir. Kadın kurtuluş politikasından bahsederken şüphesiz özsavunmanın üzerine eğilmemiz gerekir. Çünkü 20. yüzyılda uykuya yatırılmış, yok sayılmış, çarpıtılmış kadın gerçekliğinin canlanması, ayaklanması kadınların ilk önce özsavunma üzerine yoğunlaşması ile gerçekleşti. Bu özsavunma başlangıçta doğadaki her canlıya benzer şekilde fiziki olarak ortaya çıktı. Oy hakkı için sabotaj, açlık grevi ve kendini feda eylemleri; faşizme karşı silahlı birlikler; sömürgeciliğe karşı kadın gerillalaşması… Kadınlar kendilerini erkek egemen saldırılara karşı ilk önce fiziki olarak korumayı öğrendiler. Sonrasında dünya tarihinin kadın tarihi olmadığını, bilimin kadınları es geçtiğini, felsefenin kadınlara yasaklandığını öğrendiler. Böylece fiziki özsavunmayla başlayan süreç, kadınların kendi kimliklerini oluşturdukları bir fikri özsavunmaya dönüştü. Kadınlar egemen erkek zihniyetine karşı kendi düşünce sistemlerini oluşturmaya başladılar. Bugün bu miras ile mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu mirasın oluşturduğu temel sayesinde 21. yüzyılın kadın özgürlük yüzyılı olacağı iddiasını hala koruyoruz. 21. yüzyılın ilk çeyreği mücadele ve saldırı diyalektiğinin çetinliği içinde geçti. İki farklı zihniyetin çarpışması daha görünür hale geldi, kadın kurtuluş ideolojimize
saldırılar da yoğunlaştı. Her ne kadar dünya kadın hareketleri mücadele bayrağını hep yukarda tutarak erkek egemen sisteme teslim olmamışsa da onun dışında bir yaşam inşa etmede de isteneni gerçekleştiremedi. Özsavunmamız bizi teslim olmaktan alıkoysa bile politikasız kalmak yaşamsallaşmanın istenildiği ölçüde gerçekleşmemesine yol açtı. O halde özsavunmanın sadece fiziki bir ayakta kalıştan ibaret olduğunu kabul edebilir miyiz? Özsavunma sadece bir hayatta kalma ya da kendini koruma olarak ifade edilemez. En azından tecrübelerimiz böyle ifadelendirilemeyeceğini göstermekte. Doğada canlıların özsavunması kendini (soy) devam ettirme şeklinde algılanır. İnsan varlığının sadece kendini (soyunu ) devam ettirmesinin varlığına ters düşeceği aşikardır. Düşündüğünü düşünebilen bir varlık olarak insan bu zamana kadar gelişimini biyolojik çoğalımlardan daha çok zihinsel çoğalımlar ile gerçekleştirmiştir. Bugün de fiziki çoğalımın varlığı devam ettireceğini iddia etmek indirgemeci biyolojik bir yaklaşım olacaktır. Bu nedenle özsavunmanın salt fiziki bir korunmadan ziyade zihinsel sıçramaları içermesi gerekmektedir. Bunun sağlanması için politikleşmiş bir ideolojiyi gereksim duyulur. Buradan yola çıkarak kadın kurtuluş politikasının özsavunma ile iç içe geçtiği söylenebilir. Özsavunma hali politika oluşturmanın kendisi olmaktadır. Hayatta kaldığımız kadar yaşamı yeniden inşa etme, yaşamı yeniden inşa ettikçe hayatta kalma… Kurtuluş politikasının özsavunmasından anladığımız budur. Sonuç olarak, kadın kurtuluş politikası içinde taktik hamleleri barındıran esnekliği ile ideolojinin yaşamsallaşmasıdır. Önder Apo, uluslararası komplo sonrasında “kadın özgürlük projem yarım kaldı” demişti. Geçen 26 yılın ardındansa “projem tamamlandı artık yaşamsallaşması gerekmektedir” demekte. Biz genç kadınlar için de tamamlanan projenin yaşamsallaşması önceliklidir. Hiçbir düşünsel mirasın olmadığı eski zamanlardan daha iyi bir yerde olsak bile, sınırlı bir yaşamsal mirasın olması bizler için bir zorluktur. Yine de önemli olan bütün zorlukları göğüsleyerek kurtuluşa giden yolda yürümesini bilmek ve hep aynı heyecan ile yola devam etmektir. Bu yolda yürürken bütün mücadele yöntemlerinin iç içe geçtiğini bilmemiz gerekir. Özsavunma-örgütlülük yaşamsallaşma iç içe giren bir ilişki içindedir. O halde burada örgütlülüğe de değinmek elzemdir. Nasıl ki klanlar, kabileler, aşiretler ve sonrasında modern örgütler içerdiği diğer özelliklerin yanında aynı zamanda bir özsavunma, yaşamsallaştırma birlikleri ise biz de örgütlülüğümüze bu bilinç ile yaklaşmalıyız. Genç kadınların kurduğu ve kuracağı her komün – kitap, bilim, tarih, sinema, kültür, sanat, doğa vb. odaklandığı konuyla birlikte özsavunma örgütü de olmaktadır. Özsavunmasını sağladıkça bildiğini ve öğrendiğini pratiğe yansıtarak yaşamsallaştıracaktır. Bu sayede kadın özgürlük politikası gerçekleşecektir. Kadın özgürlük politikası sadece kadınların kurtuluşunu değil, tüm toplumun kurtuluşunu hedeflemektedir. O halde tüm dünyayı değiştirme gücüne sahip olma onunla aynı oranda hayal gücü, çalışma, pratik ve politika gerektirmektedir. Yaşamsallaştıkça kendini koruyacak, kendini korudukça gelişecek kadın kurtuluş mücadelesi için vakit kaybetmeden çalışmalara başlamalı 21. Yüzyıl da kadın devrimini yakalamalıyız!
Nûjiyan MAHÎR