Komalen Jinen Ciwan

Genç Kadın Perspektifi – Faraşîn Sîdar

Değerli yurtsever genç kadınlar; direniş ve toplumsal mücadele ile dolu iki ayı daha ardımızda bıraktık ve yeni mücadele aylarına geçmekteyiz. Ardımızda bıraktığımız Ocak-Şubat ayları bir kez daha direniş ve ortak mücadele ruhunun, örgütlü duruşun hem savaşta hem yaşamda toplumsallığa ve insanlığa kazandırdığını göstermiştir. Yarım asırlık mücadele tarihimiz büyük kahramanlıkları içinde barındırdığı gibi yeni direniş sayfaları da tarihimize eklenmektedir. Direniş kültürümüz, zirveleşen ölçüler, özgür yaşamdaki ısrar ve demokratik ulus çizgisinde direnen yiğit kadın ve erkek yoldaşlar öncülüğünde tüm dünyayı alternatif ve özgür yaşam arayışına çekmektedir. Fedailik, militanlık ve yurtseverlik görevleri ile nasıl yaşanılması gerektiğini öğrenmediğimiz neredeyse tek bir gün yoktur. Yediden yetmişe Önder Apo felsefesi ve yaşam tarzı ideolojikleşen bir toplum gerçekliğini açığa çıkarmıştır. Tarihi sadece okuyan ve tecrübe çıkaran değil, aynı zamanda tarihi birebir yaşayan, ona şahitlik eden ve rotasını belirleyen bir konumdayız. Mekân ve tarihler değişse de büyüyen ölçüler, büyüyen yurtseverlik görevleri ve görülmemiş direniş gerçekliği bizlerde büyük bir hafıza, yaşam ve öz savunma tecrübesi yaratmaktadır. Tarihin seyrini değiştirecek bir görev ve sorumluluğa sahip olduğumuz açıktır. Bu nedenle sürüklenen ve izleyen değil, esas öncü güç olan genç kadınlara tarihi görevler düşmektedir.

Kuşkusuz yazılan bu tarih sayfalarında pozitif görevlerimiz kadar yetersiz ve olumsuz olan, negatif olarak değerlendirebileceğimiz birçok eksiklik de bulunmaktadır. Siyasi ve politik cesareti yeterince göstermemek ve bu anlamda yeterli düzeyde rol üstlenmemek bizleri geriletmekte ve öncülük misyonumuza zarar vermektedir. Böylesi tarihi ve direnişle dolu günlerde en küçük eksikliğin bile büyük kayıplara yol açtığını görmek ve doğru bir özeleştiri ile politik, siyasi ve ideolojik duruşumuzu açığa çıkarmak en büyük görevimiz olacaktır. Bu temelde bizlere direniş ve kahramanlığı öğreten, duruşları ve katılımları ile büyük rol oynayan ve Rojava’da sembolleşen kahramanlarımızı bir kez daha saygı ve minnetle anıyor, bizlere bıraktıkları direniş yürüyüşünü zafere ulaştıracağımızın sözünü yineliyoruz.

Ocak ve Şubat ayları toplumsal direniş ayları olarak tarihe yazılmıştır. Neye karşı direndiğimizi ve yapılan saldırıların hedefini doğru anlamak ve bundan tecrübe çıkarmak büyük önem taşımaktadır. Demokratik ulus ve kadın çizgimize, sonuç olarak Önderlik paradigmasına karşı büyük bir saldırı geliştirilmiştir. Kadın yaratımlarımıza, değerlerimize ve kadın devrimimize karşı bu saldırılar gerçekleştirilmiştir. Kuzey ve Doğu Suriye’de yürütülen mücadele kadın ve insanlık mücadelesidir. Cihatçı, çete, devlet ve erkek zihniyetinin kadın mücadelesi karşısında kaybettiği bir alan olmaktadır. Kadın öz savunması, kadın ordulaşması, toplumsal inşa çalışmaları ve kadın özgür yaşam kurumları ile tüm dünya kadınları için özgür yaşam sistemi yaratılmıştır. Elbette bunları ifade ederken yetersiz ve eksik olan yanlarımızı da görmeliyiz. Buna rağmen özgür yaşamı yaratma mücadelesinin verildiği bir alan söz konusudur. Kazanılan ve yaratılan tüm toplumsal değerler demokratik ulus ve özgür kadın çizgisi temelinde ortaya çıkmıştır. Saldırıların esas hedefi de bu gerçekliktir. Yapılan saldırılar bir mekâna değil, ahlaki ve politik yaşamda ısrar eden insanlık mücadelesine yönelmiştir. Bu saldırılar yalnızca bir devlet tarafından değil, birçok devlet ve hegemonik güç tarafından gerçekleştirilmiştir. Önder Apo, saldırıların başlangıcından itibaren bu sürecin 15 Şubat komplo süreci ile benzerlik taşıdığını ve farklı bir versiyonunun yaşandığını değerlendirmiş ve geliştirdiği büyük direniş ile bunu boşa çıkarmıştır. Önderliğin öncülüğünde gelişen mücadele, başta kadınlar ve gençler olmak üzere Kurdistan’dan Ortadoğu’ya ve Avrupa’ya kadar birçok halkı ve toplumsal kesimi bir araya getirerek toplumsal birlik mücadelesi ile komployu boşa çıkarmıştır.

Bu savaşın en önemli farkı, diğer savaşlar gibi toprak, mevzi, dil veya ulus savaşı olmamasıdır. Bu mücadele insan kalma, ahlaki ve politik yaşamda ısrar etme ve özgür yaşamı savunma mücadelesidir. Kazanan da özgür kadın çizgisi ve demokratik ulus çizgisi olmuştur. Sınırları aşma, engelleri kaldırma ve seferberlik ruhu da bu temelde gelişmiştir.

Yurtsever genç kadınlar olarak yürüttüğümüz mücadele bazı kesimler için kabus olurken milyonlar için özgürlük umudu olmuştur. “Kadınlar her yerde olmalıdır” perspektifiyle kadın hareketinin başlattığı hamleye seferberlik ruhuyla katılmalıyız. Her alanı direniş mevzisine dönüştürmeli, örgütlülüğün yarattığı birlik ve toplumsallık gücüyle her yerde bulunmalı ve zamanı özgürlüğe dönüştürmeliyiz. Bu süreçte esas perspektif komündür. Komün, özgür kadının yaşam tarzıdır. Yaşamın tüm anlarını kadın tarzına dönüştürmek değişimin pratikleşmesiyle mümkün olacaktır.

Bugün toplum üzerinde, özellikle kadınlar ve gençler üzerinde yürütülen düşürücü politikalar ciddi bir saldırı boyutuna ulaşmıştır. Kadın kırımı, toplumsallığın çürütülmesi, gençliğin toplumsal değerlerden koparılması, dijital medya, uyuşturucu ve çeşitli yozlaştırıcı araçlarla yürütülen bir savaş söz konusudur. Bu saldırıların etkisini görmeyen neredeyse kimse kalmamıştır. Narkoz etkisi yaratan bu süreç, kendi gerçekliğini ve toplum gerçekliğini fark etmeyen bir gençlik yaratmayı hedeflemektedir. Buna rağmen ana tanrıça kültürünün mirasını taşıyan, yurtseverlik duygularını savunan ve ahlaki-politik yaşamda ısrar eden kadın ve gençlerin mücadelesi de sürmektedir. Önemli olan bu direniş kültürünün toplumsallaşmasıdır.

Kadına yönelik şiddetin, tecavüzün ve katliamların yaygınlaştığı bir gerçeklik içindeyiz. Bu nedenle toplumsal refleksin kadın öncülüğünde geliştirilmesi ve toplumun tüm kesimlerinde örgütlenmesi büyük bir görevdir. Erkek egemen zihniyetin yarattığı bu şiddete karşı genç erkeklerin de sorumluluk alması gerekmektedir. Sosyalist olduğunu söyleyen erkeklerin tavrı da bu noktada önemlidir. Sadece “ben şiddet uygulamıyorum” demek yeterli değildir; değişim ve dönüşüm sürecine aktif katılım gereklidir.

Önder Apo, sosyalizmin temel ilkesinin kadın özgürlüğü olduğunu belirtmektedir. Bir erkeğin sosyalist olma ölçüsü kadına doğru yaklaşım gösterebilmesidir. Tarih boyunca sosyalist deneyimlerde bu ilkenin eksik kaldığını ifade etmektedir. Bu eksikliği tamamlamak da bizlere düşmektedir. Kadın direnişini toplumsallaştırarak, komünleri örgütleyerek ve ideolojik-politik mücadeleyi büyüterek bunu gerçekleştirebiliriz.

Komünler, kadın ve erkek kimliğinin yeniden tanımlandığı, özgür yaşamın inşa edildiği, eğitim ve örgütlenmenin geliştiği alanlar olmalıdır. Kendimizi örgütledikçe toplumu da örgütleyebilir ve özgür yaşamın temellerini güçlendirebiliriz. Komünleşme aynı zamanda büyük bir toplumsal dönüşüm sürecidir.

4 Nisan yaklaşırken Önderlik gerçekliğine daha fazla yoğunlaşmalıyız. Önder Apo’nun doğuşu kadınların ve gençlerin doğuşu olarak görülmelidir. Tarih boyunca birçok lider ortaya çıkmış olsa da kadın özgürlüğüne bu ölçüde rol veren bir önderlik örneği görülmemiştir. Bu nedenle her komünü bir Önderlik doğuşu olarak ele almak gerekir. Önder Apo’ya verilecek en büyük armağan komün örgütlenmesini büyütmek ve binlerce kadını kapitalist modernitenin yarattığı yalnızlıktan kurtararak komün yaşamıyla buluşturmaktır.

Bakur ve Türkiyeli genç kadınlar olarak 8 Mart’tan 21 Mart’a kadar örgütlü duruşumuzla alanlara çıkmalı ve 4 Nisan’ı Amara’da kutlama hedefiyle mücadeleyi büyütmeliyiz. Örgütlendikçe ve komünleştikçe büyük buluşmanın gerçekleşeceğine inanıyoruz. Newroz ruhuyla yürütülecek mücadele ateş kadar aydınlatıcı ve ısıtıcı olmalıdır. Bu ateş gerilikleri yakmalı ve özgür yaşamın inşasını güçlendirmelidir.

Başlatılan hamle faşizme, cinsiyetçiliğe, ekokırıma ve kadın kırımına karşı güçlü bir toplumsal cevap olmalıdır. Tüm kadınların ve gençlerin sorunlarına çözüm üretmeyi hedefleyen kapsayıcı bir mücadele yürütülmelidir. Özellikle üniversiteli gençler başta olmak üzere komünsüz tek bir kadın ve genç bırakmamak için yoğun bir çalışma yürütülmelidir. Komünler öz savunmamızı, öz irademizi ve öz kimliğimizi temsil eden alanlar olmalıdır. Bu bilinçle komünleşerek özgürleşmeli ve 8 Mart’tan 4 Nisan’a kadar genç kadın kimliği ve öncülüğüyle alanları doldurarak mücadeleyi büyütmeliyiz.

Yurtsever Genç Kadın dergisi

Yurtsever Genç Kadın Dergisinin Mart – Nisan Sayısı Çıktı