Yaşamı Örgütlenmenin Adı; İdeolojik ve Politik Olmadır
Sitî Jiyan Mak ✍️ Toplumsal bir varlık olan insan düşünce ve anlam gücü ile oluşumunu sağlamış, hâkim bir sistem haline gelerek de ideolojik kimlikle var olabilmiştir. Apocu ideolojiye baktığımızda da varlığını somut olarak “toplumsallaşan” ideoloji ile gerçekleştirdiğini görebilmekteyiz. Yine toplumsal tarih gerçekliğinden günümüze kadar da ele aldığımızda komünal ideolojinin hiçbir zaman yok olmadığını görebilmekteyiz. Hiçbir zaman doğal toplumda kalmayarak, büyük direnişlerle canlılık arz ettiği için bastırılarak geriye düşmüş olsa da çok büyük direnişlerle günümüze kadar gelmiştir. Toplumun ve dönemin barışı, kardeşliği, paylaşımı bu dönem kavram olarak kutsallaştırdığımız, dile getirdiğimiz halkın dilinden düşmeyen kavramlara dönüşmüştür. Günümüzdeki barış ve kardeşlik kavramları dahi kaynağını buradan almaktadır. Önder Apo da bu süreci “toplumsal barış ve demokrasi” süreci olarak tanımladı. Aslında bu komünal değerlerin tarihsel sürecinden süzülüp gelmedir. Eşitlik, komünal yaşam, kollektif çalışma hepsi bu toplumsal değerlerden gelen kavramlardır. Dikkat edelim, sınıflı toplumda da bir direnişin, geçiş aşamasında bir dengenin olduğunu, Prohometeusların, Spartaküslerin, Afroditlerin, İnannaların, Tiamatların bir direnişi söz konusudur. Dinler tarihinde de yine öyledir. Mistik hareketlerin, tarikatların, Rönesans’ta o kaos aralığında yine komünal ideolojinin kendisini ifade edişi bu değerlerin gün yüzüne çıkışı var. Kapitalizm döneminde de böyledir. Özellikle 200 yıllık bir süreçte çevre hareketleri çok gelişmiş, ekolojik hareketler, çeşitli etnik örgütlenmeler çok fazla gelişmiştir. Yine, feminist hareketler çıkış itibariyle komünal çıkışlardır. Kuşkusuz ilk çıkışları gibi kalmayarak parçalanmış, sınıf ideolojisine göre şekil alanlar ve bu anlamda eleştirdiğimiz hareketler vardır, fakat ilk çıkışları komünal değerlerin kendisini dışa vuruşudur. Sonuç olarak demokratik komünal ideolojiyle, sınıflı toplum ideolojisinin çatışmasını bugün de çok yoğun bir şekilde görmekteyiz. Özgürlük hareketinin ilk çıkışını ele aldığımızda da sınıflı toplum ideolojisi, devlet-iktidar anlayışı esastı. Paradigma değişimi ve Önder Apo savunmalarıyla birlikte komünal ideoloji tarihsel ve sosyolojik netliğine ulaşmıştır. Fakat halen de reel sosyalizm ve liberalizm ile ciddi bir mücadele hali vardır. Bu anlamda demokratik komünal ideolojiyi tamamen yaşama durumu yoktur. Esasında komünal ideolojiyle, devlet-iktidar ideolojisinin çok ciddi bir çatışma haline şahitlik etmekteyiz. Politika da ideolojiyi yaşama geçirmede güçlü yol ve yöntemleri devreye koymadır. Bir ideolojiyi yaşamsal kılmak için de politik araçları çok güçlü bir şekilde kullanmayı gerektirmektedir. Bu anlamda politika, ideolojinin pratik yaşama geçebilmesi için en büyük ihtiyaç olmaktadır. İdeolojik ve politik öncü gerçekliği de böylesi süreçlerde rol oynamaktadır. Bu nedenle sadece ideolojik olma yetmemektedir. Önderliğimizin dikkat çektiği ideolojik, politik cesarete sahip öncülüğü gerçekleştirmek büyük bir elzem olmaktadır. Politika tanımlamasının birçoğu devlet zihniyetli tanımlamalardır. Bazı kaynaklarda; “doğruyu yanlış, yanlışı doğru gösterme” bu anlamda yalan üzerinden toplumun güvenini kazanma, kitleleri etkileme, bunun üzerinden kendi ideolojisini, siyasetini yürütme ve kitle desteğini kazanmak için birçok yalana başvurmadır. Diğer tanımı devlet tarafından yapılan bütün faaliyetleri kamu, askeri ve güvenlik çalışmaları birçok noktada devlet faaliyetlerinin tümüne politika tanımı denilmektedir. Bir tanımlama da Arapça da seyis kavramından gelmektedir. Terbiye etme, toplumu terbiye etme olarak değerlendirilmektedir. Bir toplumu ne kadar terbiye ediyorsan yürütmüş olduğun politika da o kadar gelişmiştir. Çünkü toplum birçok şeyin bilincinde değildir. Seyis kavramı da buradan gelmektedir. Yine farklı bir tanımlama özellikle Yunanistan’da polise, şehrin yönetilmesi, sitelerin yönetilmesi anlamında kullanılmaktadır. Yani kent devletleri ve şehir devletlerinin yönetim faaliyetlerinin tümüne politika deniliyor. Yine doğu uygarlıklarından birçok tanımlama devlet yönetimiyle ilgili tanımlamalardır. İngiliz dilinde, Polit- polite anlamında kullanılmaktadır. Yani siyaset bir anlayış, bir eylem, bir program ve bir kişinin, gurubun, hükümetin eylem biçimidir. Çeşitli tanımlamalarda siyaset, güç, yetki denetim mekanizması olarak tanımlanıyor. Kısacası güçlüysen, yetkiyle çok fazla donanmışsan bir de denetim erkin varsa politika yapıyorsun demektir. İktidar, otorite, güç devlet anlamında kullanılmaktadır. Yine politika bir savaştır, bir çatışma biçimidir. Düşüncelerin çatışmasıdır, askeri güçlerin çatışmasıdır, bunların bütün faaliyetlerine politika diye tanımlama getirilmiştir. Toplumsal uyumu sağlayan ilişkilerin bütününe de politika denilmektedir. Kendince bir takım demokratik normlarda kullanarak bu tür ve çok farklı tanımlamamalar var. Toplumu etkileme, toplum üzerinde egemenlik kurma yine toplum ilişkilerini düzenleme, toplumun tüm yeraltı kaynaklarının üzerinden hegemonya geliştirme amacıyla ortaklaştığı yanlar da vardır. Yani bir yönetim biçimi, bir güç erki olarak da değerlendirilmektedir. Yani bu anlamda ortaklaşan yanlar bulunmaktadır. Önder Apo politikayı, yaşamsal faaliyetlerin bütünü olarak tanımlamaktadır. İnsan, zihinsel, bedensel ve duygusal olarak bir bütünlüğü ifade etmektedir. Bu anlamda bütün hareketlere ve davranışlara inandığı bir ideoloji var. Sisteme kavuşmuş iradi ve toplumsal bir güç olan ideoloji, neye inanıyorsan ve bilimsel olarak neyi anlamak istiyorsan, neyi yapmak istiyorsan onu iradeye kavuşturup yaşamda uygulamadır. Yaşamda uygulama biçimi de politika olmaktadır. Bu anlamda Önder Apo’nun politika anlayışı yaşamın bütün faaliyetleri olmaktadır. Yine Önderliğin politika anlayışında karar mekanizması çok güçlüdür. Bu kararlaşma ve irade olmak, sadece bir bireye ve guruba ait değildir. Geçmişte bir halk, toplum adına yürütülen bir politika vardı. Fakat Önderlik bunu da değiştirerek, – halk kendi kendisine politika yapmalı- halkın iradesi ve halkın karar mekanizmasında yer edinmesi ve kendi politikasını kendisinin belirlemesi anlayışını geliştirmiştir. Bu anlamda geçmişteki gibi bir halk adına politika yapma gerçekçi olmamaktadır. Halkın iradesinin olacağı, karar mekanizmasının olabileceği tüm faaliyetleri Önder APO politika olarak değerlendirmektedir. Yine Önderlikteki politika canlıdır. Halka ait olanı halka geri verme olayıdır. Topluma ait olan her şeyi siyaset ve sosyal alana kadar halka geri vermedir. Komünal değerler içerisinde ve komünal değerleri güçlendiren temelde yapılan tüm faaliyetler olmaktadır. Komünal siyaseti güçlendirme, toplum ve birey iradesini güçlendirme anlamında da bütün bireylere rol düşmektedir. Kısacası manifesto ile birlikte Önder APO pozitif görevlerimizi bizlere belirterek “negatif görevler bitti sıra pozitif görevlerde” diyerek görev ve sorumluluklarımızı en açık ve net bir şekilde önümüze koymuştur. Komün örgütlenmesinden, politik öncü gerçekliğine dikkat çekerek yeni sürecin katılım tarzını belirlemiştir. Bunu tüm militan yapısı, yurtsever ve enternasyonal kesimler içinde de belirtmiştir. Varlığı inkâr edilen bir halkın, varlığını ispatlaması ve şimdi de bu halka özgürlük bilincinin verilmesi, Kürt aklının geliştirilmesi ile sağlanacaktır. Çözüm gücünün, yol ve yöntemleri Önderlik öncülüğünde geliştirilmektedir. Önderlik ısrarla komünden bahsetmektedir. Bir organizasyon içinde tüm yaşamını örgütleme de bir komün örgütlenmesi, politik örgütlenme olmaktadır. Yurtseverlik ölçülerinin büyütülmesi, toplumsal değerlerin geliştirilmesi de pozitif görevlerin bir başlangıcı olmaktadır. Yine etik değerlerin, ahlak normlarının güçlü olduğu yerlerde komünal politika geliştirilir. Günümüz toplum gerçekliğinde sınıflı toplumun ahlak ve etik değerlere yaklaşımı korkunç derecededir. Çok ciddi toplumsal çöküntüler ve toplumda ciddi çürümeler yaşanmaktadır. Kadına, gençliğe, ekolojiye yaklaşımda ahlak sorunları yaşanılmaktadır. Önderliğin politika anlayışında çok güçlü bir toplumsal ahlak, etik değerler vardır. Doğal toplum gerçekliğine baktığımızda da, politikanın köklerinin görebilmekteyiz. Yaşamın düzenlenmesi orada bir
Her Keziyek, Dibe Guleyek
Yeni Yılı Demokratik Toplum Aşkı ile Karşılayan Tüm Genç Kadınlara!

Zinarîn Cûdî’nin Kaleminden Öncelikle siz değerli genç kadınların ve yurtsever genç kadın okuyucularının yeni direniş, örgütlülük ve mücadele yılını kutluyoruz. Bu yılın Özgürlük umutlarına ve özgür yarınlara yeni bir kapı aralayarak, demokratik toplum inşasında zaferin yılı olacağına olan inancımızla siz değerli genç kadınları selamlıyoruz. 2025 yılı mücadele yılımız açısından çok önemli bir yıl olarak tarih sayfalarına kaydedilmiştir. Eminiz sizlerde en derinden duygularınızla hissettiniz ki, 2025 yılı Önder APO’nun fiziki özgürlüğüne en fazla yaklaştığımız bir yıl olmuştur. Hiç şüphesiz 26 yıldan sonra Önderliğimizin sesini duymak ve görüntüsünü izlemek bizdeki derin özlemleri daha da arttırmıştır. Sadece sesini duymak ya da videosunu izlemek tabi ki de yetmez. Bizler Önder APO ile birlikte özgür bir yaşamı örmek istiyoruz. 27. Yılına girmiş olan İmralı işkence sistemine artık tahammülümüz kalmamıştır. Önderliğimiz Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu ile bu yıl mücadele yöntemimizi, paradigmamızı daha da derinleştirmiştir ve bu tarihi manifesto ile birçok görev ve çalışmayı önümüze koymuştur. Hiç şüphesiz Önder APO’nun fiziki özgürlüğünü sağlayabilmek için esas görevimiz; demokratik toplumu inşada öncülük rolümüzü pratiğe geçirmektir. Bu görevlerimizi yerine getirerek 2026 yılını tarihi zirvelerde bir yıl olarak işleyebiliriz. Yeni yıl diyoruz, o halde yeniliklerin sahibi olmalıyız, yenilikler yaratmaz ve örgütlemez isek diğer yıllarımızdan nasıl bir farkı olabilir ki? Tabi ki bu yaratım ve yenilik ilk önce insanın kendisinden başlayarak oluşturacağı bir başlangıçtır. Bizler özgürlük tutkunu genç kadınlar olarak yıllardır mücadele felsefemizden şunu öğrendik ki; kadın her zaman yeniye adım atma cesaretini gösteren, değişime ve dönüşüme gebe, canlılık ile özdeş bir anlamın sahibidir. Bu anlamı her birimiz kendimizde büyütürsek, toplumumuzda ve halkımızda da büyütebiliriz. Yazılmamış tarih bizlere bu gerçekliği, tüm komünal değerlerin oluşumunda bir kez daha göstermekte ve ispatlamaktadır. Kadının insan olarak kendine ve doğaya biçtiği anlam toplumsallığı oluşturdu, bu sebepledir ki insanlık tarihi kadının anlamı arama ve bulma tarihidir. Bizler tarihin bu kolundan akarken sadece sürüklenen olmamalıyız, nereye nasıl aktığımızı bilip adeta taşarcasına, görkemli bir şelale gibi akmalıyız. Değerli Genç Kadınlar; 2014 yılında özel savaş ve katliam politikaları ile Kürdistan halkının ve Özgürlük hareketinin tasfiyesi amacı ile devreye konulan Çöktürme Planı, gerillanın ve direnişçi halkımızın 10 yılı aşkındır yoğun bir şekilde yürüttüğü muhteşem direnişi ile hiç şüphesiz büyük bir darbe almıştır. Fakat şunu unutmamalıyız ki Önderliğimiz öncülüğünde geliştirilen Barış ve Demokratik Toplum hamlesine karşın, halen Çöktürme Planı devrededir. Evet, meclis komisyonundan bir heyet görüşme gerçekleştirdi, tabi ki bu tarihi bir durum, çünkü Kürdistan direniş tarihinde bu ilk kez yaşanan bir durumdur. 52 yıllık direniş tarihimizde komisyon heyetinin İmralı’ya gidip Önderlik ile görüşme gerçekleştirmesi elde edilen bir kazanımdır. Fakat bizi ilgilendiren Önderliğin durumudur, 1 yılı aşkındır gelişen döneme rağmen Önderliğimizin fiziki özgürlüğüne ilişkin değişen hiçbir şey yoktur. Bir yandan demokrasi, komisyon, yasa tartışmaları fakat bunun yanı sıra geliştirilen özel savaş saldırıları, kadına yönelik şiddet politikaları, doğa katliamları, siyasi soykırımlar, yasaklar… 27 Şubat çağrısı ile birlikte herkes diğer ülkelerde gelişen entegrasyon, demokratik süreçleri örnek veriyor; Katalonya, İrlanda, Kolombiya ve birçok örnek daha… Fakat 2025 yılında gelişen dönemler bizlere göstermektedir ki, burada gelişen dönem hiçbir ülkeninkine benzemeyecektir. Çünkü halk gerçekliğimiz ve yürüttüğümüz 52 yıllık mücadele ve savaş süreci de bu örneklerden çok farklıdır. Şunu unutmamalıyız ki bizlere düşen görevleri bazı süreçleri bekleyerek, gözlemleyerek sekteye uğratmış oluruz ve bu Önderliğimizin elini zayıflatır. Beklemek ve gençlik, birbirine zıt kavramlardır. Yaratıcılık, oluşturma, eylemsellik, inşa etme, komünleşme, örgütleme bizim esas kavramlarımız ve yeni yılda esas gündemimizdir. 10 yılı aşan bir direniş ve mücadele ısrarı ile barış ve demokratik toplum sürecini başarıya ulaştırabiliriz. Bu temelde Önderliğimizin de belirttiği ‘Ne kadar örgütlüysen o kadar varsın’ belirlemesi ile örgütlü olma ve komün olma kavramlarına özgürlük ile özdeş bir anlam yüklemeliyiz. Örgütlüysek özgürlükten bahsedebiliriz. Örgütlüysek toplumsallıktan bahsedebiliriz. Örgütlü olmak için farklı kavramlara, teorilere ya da uzun belirlemelere ihtiyaç yoktur. Yaşamın anlamını ve amacını belirleyip insan olarak bu değerler etrafında birlik olmamız bu örgütlü bilinci ifade etmektedir. Örgütlü olursak toplum içindeki şiddeti, kadın katliamlarını, doğa talanlarını ve adaletsizlikleri durdurabiliriz. 2025 yılında üniversitelerde, köylerde, mahallelerde fuhuşa, uyuşturucuya, özel savaş saldırılarına karşı güçlü bir birliktelik açığa çıkmıştır. Bu hem Xeta JIN öncülüğünde Rojin Kabaiş’in faillerinin yargılanması istemi, hem ŞIYAR BE! platformuyla uyuşturucu tacirlerine ve çetecilere karşı gösterilen mücadelede, hem de Dersim’de Botan’da gelişen doğa katliamlarına karşı yükseltilen direnişte damgasını vurmuştur. Kürdistan halkı onurlu bir şekilde şehitlerini omuzlarına almış tüm yıldırma saldırılarına karşın onları sonsuzluğa uğurlamıştır. Hiç şüphesiz gelişen saldırılar karşısında gösterilen tutum çok değerlidir. Fakat genç kadınlar olarak bu direnişi daha da yükseltmeliyiz. Önderliğimiz 27 Şubattaki yaptığı çağrıda 1. madde de ‘’Herkesin üzerine düşeni yapması’’nı belirtti. Genç kadınlar olarak bizlerin üzerine düşen görevler nelerdir? Kendimizle bu monoloğu geliştirip yapmamız gerekenleri doğru ve içtenlikle kavramalıyız. Bu yıl zaferin elde edilmesi için kaçınılmaz fırsatlar sunmaktadır. Önderliğimizin fiziki özgürlüğünü gerçekleştirmek ve şubat ayına yaklaştığımız şu süreçlerde bu şubatı diğer şubatlardan farklı karşılamak için esasımız örgütlü olmaktır. ‘Birey özgürleştiği oranda toplum, toplum özgürleştiği oranda birey özgür olabilir’ diye seslenirken, Önderliğimiz, bizim örgütlülük düzeyimizin Önder APO’nun fiziki özgürlüğünü de getireceğini belirtmektedir. Haksızlığa, katliama, kanunsuzluğa, kırıma karşı birlik olmak, komün olmak ve adaletli, güzel ve demokratik olanı inşa etmek özgürlük değil de nedir? İnsanlıkta ısrar böyle bir eylemselliği ve öz savunma bilincini gerektirir, fazla söze gerek duymadan, sosyalizmin özü budur. Mücadelede emek vererek öncüleşen genç kadınlar; Evet kadın olmak mücadele ile eş değerdir. Başta da belirttiğimiz gibi kadın anlamı arayandır, en anlamlı şeylerde hep en derinlerdedir. Tarihin derinliklerinde, toprağın derinliklerinde, denizin derinliklerinde, kitabın derinliklerinde ya da bir insanın kalbinin, fikrinin duygularının derinliklerinde… Bu derinlere ulaşmak ve her kadının yüreğine, acılarına, sevgilerine, komünal ruhuna dokunmak ve ortak değerler etrafında o derinliklerden; birlikteliğe, mücadeleye, örgütlülüğe çekmek bizlerin görevi. Bizleri de çeken bir kadın değil miydi? Hep Kavgaydı Yaşamım diyerek bizlere tek başına, yılmadan ‘’ güzel olan arayış, ararken bu güzelliği anlamak’’ diyerek yol gösteren Sakine Cansız. Şehid Sara’nın mücadelesi Dersimden başlayarak tüm Kürdistan’a ve Dünyaya yayılan kadın mücadelesi; ev ev, fabrikalardan, üniversitelere, zindanlardan dağlara, metropollere, köylere ve her köşeye sinen direnişinin o efsuni kokusu bizleri nasıl da büyüledi… Leyla Şaylemez’i, Fidan Doğan’ı, Sakine Cansız’ı ve ikinci paris Katliamında şehit verdiğimiz Evin Goyi’yi tabiki de görkemli bir şekilde anmalı ve hesabını sormalıyız fakat sadece anmak yeterli olmaz. Onların mücadele duruşlarını, kişiliklerini, yarattıkları kadın özgürlük tarihini de iyi okumalı, anlamalı ve sahip
Yurtsever Genç Kadın Dergisi Ocak – Şubat Sayısı Çıktı
Yurtsever Genç Kadın dergimiz 2026 yılının Ocak-Şubat sayısında, “NEGATİF GÖREVLER BİTTİ, SIRA POZİTİF GÖREVLERDE” şiarıyla okurlarıyla buluşuyor. Dergimiz “Pozitif Görevler” teması ile yeni yılın ilk sayısında yeniden sizlerle. Yeni süreçte pozitif inşa görevlerini konu alan dergimizde, 9 Ocak Katliamını ve Uluslararası Komployu konu alan “Kadının Özgürleşmesi Sakine’nin Mücadelesidir” adlı önderlik talimatı yer alıyor. “Yeni Yılı Demokratik Toplum Aşkı İle Karşılayan Tüm Genç Kadınlara!” adlı genç kadın perspektifi ve “Toplumsallığı Yaratmak Temel Görevimizdir” adlı üniversite perspektifini de sizlerle paylaşıyoruz. Dosya kategorisinde komplo gerçekliğine, Kadının kaleminden bölümünde ise Negatif-Pozitif Düşünce tarzı ve sonuçlarına yer verdik. Dergimizin ideoloji bölümünde genç kadınlara yönelik pozitif görevleri açımlayan “Yaşamı Örgütlemenin Adı, İdeolojik ve Politik Olmaktır.” adlı yazımızı sizlerle buluşturuyoruz. Yurtsever genç kadın dergimiz, yeni yılın diğer sayılarında özgürlük arayışçılarına ışık olmaya devam edecektir. Yeni bir sayıda buluşuncaya dek genç kalın genç yaşayın!
Özel Savaşa Karşı Yurtseverlik Görevlerimiz- II
Önder APO’nun Yurtseverlik üzerinde değerlendirmeleri. “Hiç bir hareketin yapamayacağı kadar fedekarlık, cesaret gösterilmiştir. Sonuna kadar büyük değer nedir, yüce değer nedir gösterilmiştir. Daha fazlası duygusal yoğunlukta and ister. O halde size düşen elden gelen ne ister? Öyle katılacaksınız! Ne yapabiliyorsak, yapın! Ben inanıyorum ki herkes de bir çok şey yapabilir. Biz bu kadar zor koşullarda bunu yapabildiğimize göre hepimiz bir şeyler yapabiliriz. Bu yeni bir yürüyüş şeklimiz oluyor. İşte baştan da çok eleştirdim, suçladım; aldanıyorsunuz dedim, aldatıyorsunuz kendinizi dedim. Ondan kurtulmaktır. Kurtulmak mı istiyorsunuz aldanmaktan, ikiyüzlülükten, sahtelikten? Bu yolu seçeceksiniz! Bunun dışında yüzünüz yok. İnsanlığa karşı yüzünüz olmaz. Tek bir çıkış yolunuz vardır bu da söylediğim bu yoldur. Bunu illa gelin, yapın, yalvararak bunu söylemiyorum. Gerçekten bu dünyada farklı bir yol olsaydı ben kendim giderdim hepinizden önce. Bu kadar zor koşullarda şahsi bir yol bulur yürürdüm, yok. Çok düşündüm, çok taşındım, çok mücadele ettim bu yoldan başka bir yol bulamadım. Bu yol gerçekten sizlerin biricik yoludur. Çünkü ben özgür bir adamım istediğim yolu seçmekte özgürüm sizin benim kadar özgürlüğünüz yoktur. O halde benden daha fazla siz mecbursunuz bu yolda yürümeye. Çünkü sizin özgürleşmeye, sizin gerçekten her türlü sahtekarlıktan, aldanmaktan kurtulmaya ihtiyacınız var. Biraz sahip olan sizsiniz. Benden daha fazla elbette ki siz bunu bir ihtiyaç olarak belirleyecek, yürüyeceksiniz. Benim kıyameti koparmam şahsım için değil aslında. Kişi olarak kendimi yaşatabilirdim, kimse ne engel olabilirdi, kimse de fark etmezdi bile. Ama milyonların işgali esas yönlendiren neden oluyor. Bizim yapacağımız iş olmadığına göre, milyonlar için olduğuna göre, milyonların en başında sizin yer almanız gerektiğine göre o zaman yürürsünüz. Eski ahlakı terk edeceksiniz. Eski yaşamı, düşünce demeyeyim, düşüncesizliği terk edeceksiniz. Onları hiçbir hayrı yok. Dedim ya sizi birey olarak her şeye kul köle etmekten ülkeye götürmedik. Boyun eğdirmekten ülkeye götürmedik. Her şeyi kaybettirmekten ülkeye götürmedik. Ama bu yol kazandırıyor. Yaşamı kazandırıyor, özgürlüğü kazandırıyor, onuru kazandırıyor. İnsan da değer bir varlıktır yani. Biraz vatanını düşünür, biraz onurunu düşünür, biraz özgürlüğünü düşünür, öyle biraz saygı görebilir. İnsan sizin yüzünüze öyle bakabilir…”
Özel Savaşa Karşı Yurtseverlik Görevlerimiz- I
Önder APO’dan değerlendirmeler: “İnsanlığımızı yeniden yetiştirmek istiyoruz. İnsanlığı temel değerler konusunda kendine getirmek istiyoruz. O halde öncü doğru tutunmalı. Şimdi sizin bir çok insanlarınız var, bir çok akrabalarınız var. Onlara vereceğiniz ölçü nedir. Gözlerinizin önünde yanlışı yapmalarına seyirci olursanız onlarla birlikte siz de düşersiniz. Benim tüm kıyamet koparmam nedendir? Allah aşkına mi yapıyoruz? Ya da eskiden derlerdi Allah, din aşkına, ama şunu da söyleyeyim Allah aşkı da vatan aşkıdır, özgürlük aşkıdır. Kabul edilemez şeyler var. Bu kadar ilişkiye, bu kadar doğruları söylemeye, niye doğru yolu seçtim? Mecburum da ondan. Ölçü! Dedim ya ölçü söz konusu. Bir ölçü var ki bunu her zaman yaşamak zorundasın. Bu kopmadıkça yerinden, konuşacaksın onu. Bu yürek durmadıkça duyacaksın kendin için doğruları. Beyin de en büyük kuvvetidir, onu düşündüreceksin. Her türlü derdine çare yapacaksın. Büyük bir kasırganın kök söktüğü, savurduğu, açıp ala bola ettiği bir duruma aydınlık getirmek istiyorum. Her türlü düşmanca niyetlerin, dayatmalarının, politikaların kulu kölesi olmuşsunuz, bunu aydınlatmaya çalışıyorum. Son derece kendini aydınlatmış bir tutuma, bir kişiliğe yanılgılısın demek istiyorum. Bu gidişat böyle olmamalı. Kendine gel! Onu demeye çalışıyorum. Ve mevcut kişileri dışlamak benim sorunum değil. Talihli olmak istiyorum ve bütünüyle sonuncu da olmak istiyorum. Aklımdan geçmez birinizi kalkıp da yerle bir etmek burada. Ama derdinizi göreceksiniz. Tüm suç siz de olmayabilir. Yaşayan bugün sizsiniz. Tarih karşısında bugün sorumlu olan sizsiniz. Yiğitlik delilerden kalmış bir hastalık bile olsa, her gün düşman saldırıları da olsa, kendi şahsınıza hiç olmazsa dur demelisiniz. Budur şeref, onura biraz sahip olmak. Budur…..”
Dem dema azadiya bilbilan e!

Ji pênûsa Sara Stêrk “Yê kurdistanî gerdûnî ye. Di tespîtên Rêber Apo de vê rastiyê dîrokî derdikeve holê. Di demên herî kevnar de çanda komînal a berxwedana xwedavendan li hemberî êrîşên kujerê kastîk ji Mezopotamya belavî dinyayê bû. Di sedsala 21. de şoreşa komînal a tevgera azadiya Kurdistanê bi pêşengtiya jin û ciwanan dibe bersîva lêgerîna azadiya mirovahiyê. Di çarçoveya projeya konfederalîzma jin û gelên cihanê de bi hezaran kesan, di serî de ciwan ji hemû parzemînên cihanê, bala xwe didin paradigma modernîteya demokratîk. Di vê pêvajoyê de jinên ciwan roleke dîrokî dileyzin. Beramberî hişmendiyên zayendperestî, olperestî, netewperestî, nijadperestî û zanistperestî yên ku jin, xweza û civak tune dikin, bi çalakiyên xwe jinên ciwan dibin dila herî dînamîk a înşakirina civaka exlaq û polîtîk. Ji bo vê rastiyê ji holê rake û îxtîdarê xwe misoger bike, di dinyayê de her roj zilamê hegemon ê baviksalar jin dikuje. Kuştina jin bi rengekî fîzîkî tenê pêk nayê, bi şîdet û şerê taybet a ku tê sîstematîzekirin enerjiya afiriner a jinê tê hepskirin. Ango ruh û bedena jinê di destê sîstema zilamî de tê kolekirin. Bingeha wê hêrî kêm ji 30 000 sal di pirsgirêka pevçûna jin û mêr de pêk tê. Rêber Apo ji me re dipirse; “Hûnê xwedî li bedena xwe derkevin. Bedena ku bi temamî ji hêla zilam ve tê kontrolkirin bedena we ye. Hûnê çawa bikin? Hemû sînorên te, jiyana te ji hêla zilam ve hatiye diyarkirin. Ger pere nede tu birçî bimînî.” Bi rastî em weke jin çawa bikin? Em çawa bijîn? Heta xeyalên me ji me hatin standin yan hatin dagirkirin, em çawa ruh, beden û xeyalên xwe ji sîstemê rizgar bikin û jiyaneke rast bijîn? Bersîva wê di pêşxistina têkoşîna cins û avakirina hevjiyaneke azad de tê peydakirin. Hêza fikir û çalakî ya jinên ciwan di qada zanistê de bi rêya Jineolojiyê tamam dibe û li ser vî esasî gavên înşakirina pergala komînal a bi rengê jinê tên avêtin. Ev dibe tolgirtina hemû Narîn û Rojînan. Têkoşînek bêhempa ye. Kesayeta sosyalîst jin û jiyan diparêze, di kesayeta xwe de kujerê kastîk dikuje. Lê belê em di rastiya xwe de vî zilamî çawa bikujin? Pergala yekîtiya komînên jin û ciwanan a ku di çarçoveya parastina cehwerî de tê bi rêxistinkirin dibe bersîva wê. Hêzeke çalakî û guhartina civakê ye. Di vê aliyê de şoreşa jin li Kurdistanê bûye navenda şoreşa enternasyonal a komînalîzmê. Hezkirina cins û têkiliyên rêhevaltî yên ku di ezmûna PKK-PAJK’ê de hatin pêşxistin gerdûnî dibin û dibin bingeha evîn û lêgerîna heqîqetê ya mirovahiyê. Çawa gerdûn ji yekpariya cudahiyan pêk tê, têkoşîna hevpar a jinên cihanê dibe yekîtî û parastina pirengiya çand û gelan, ango dibe yekpariya mirovahiyê. Di felsefeya gerdûnê de hîn felsefeya jin û jiyanê veşartî ye. Wate heye, xweza jî heye. Bingeha diyalektîk a civakbûnê ye. Civakbûn jî di têkiliyên sîmbiotîk û ekolojîk de pêk hat. Civakeke komînal derdora jinê pêk hat. Komînalîteya jinê di hêza afiriner û têkoşîna azadî ya gerdûnê de veşartî ye. Bila jin nebe “bilbileke ku di qefesekê de dixwîne”. Bila bibe gerdûna ku sînor nas nake û qefesa xwe hilweşîne. Bila jin bibe hebûneke azad a ku bi baskên xwe bifire. Bila jin ji hepsa malê derkeve û bi fikir û çalakiya xwe civak bi temamî bide firandin. Çima nabe? Belê dibe! Ev bi hesanî pêk nayê, lê belê bi ked, cesaret û fedekarî dibe. Jinên azad van jinan in ku derdora xwe kom dikin, ku xwe bi rêxistin dikin, ku ji hevdu hez dikin û ku parastina xwe dikin. Jinên têkoşer in. Şoreşger in. Jinên azad li Kurdistanê, li Rojhilata navîn û di tevahî dinyayê de bi hev re komînên xwe ava dikin, nakokiyên xwe parve dikin, empatiya xwe pêşdixînin û berxwedana xwe bilind dikin. Ew parçebûn qabûl nakin û têkoşîna xwe ya îdeolojîk berfireh dikin. Ew bala însan bi hebûn, zanebûn û sekîna xwe dikişînin û hemûyan qezenc dikin. Di serdema Moderniteya kapîtalîst de ji barîkadên komîna Parîsê heta barîkadên xweseriya Amedê, ji makiyên partîzanan heta çiyayên gêrilayan, jin û di serî de jinên ciwan bedeleke mezin dane. Di dîrokê de hezaran şehidên Kurdistanê û mirovahiyê xwedî li miraza komîna xwedavenda “Ma” derketin û li dijî hêzên tarî yên dewletê bûne ronahiyekê. Eger ku hem di aliyê analîkirina sîstemê de, hem di aliyê rêxistinkirinê de bandora pozîtîvîzm û sosyalîzma pêkhatî derbas bikin, komînên şoreşger bikarîbin bi misogerî xwe saz bikin û xwe biparêzin. Bi vî awayî bikaribin xeyala van şehîdan pêk bînin û dîroka azadiyê bidin nivîsandin. Di vê pêvajoyê de bi hişmendiya sosyalîzma demokratîk dem dema misogerkirina komîn û parastina cewherî ye. Rêbaza wê jî di qada herêmî û navnetewî de avakirina yêkitiyên komûnên demokratîk e. Rêber Apo fîlozof û mîmartiya wê ye. Jin û ciwanan rêhevalên wî ne. Bi hev re komînên apocî ava bikin! Dem dema azadiya bilbilan e! Dem dema komînan e!”
Kadın ve Toplum Kırımına Karşı Öz Savunma Zamanı!
Yurtsever Genç Kadın Dergisinin Kasım- Aralık Sayısı Çıktı

Yurtsever Genç Kadın dergimiz Kasım-Aralık sayısında jineoloji temasıyla okurlarıyla buluşuyor. “Jineolojik bakış açısıyla demokratik toplum inşasına” şiarıyla hazırladığımız dergimizin bu sayısında ilk yazı Önder APO’nun toplumsal sorunsallığa jineolojiyle cevap aradığı perspektif olurken genç kadınlar için kaleme aldığımız perspektifi de sizlerle paylaşıyoruz. Dergimizin dosya bölümünde ise Pelşîn Tolhildan’ın kaleme aldığı öz savunmanın direği, duygusal öz savunma başlıklı yazıyı ve Önder APO’nun PKK şehitlerine dair değerlendirmelerini siz değerli yurtsever genç kadınlarla buluşturuyoruz. Yurtsever Genç Kadın dergimiz bu sayısında jineoloji akademisi üyesi Zozan Sima ile yaptığımız söyleşiyi ve Heja Zerya’nın “Anlamlı yaşam bilimi: Jineoloji” adlı yazısını sizlerle paylaşıyoruz. Üniversite kategorisinde “Hangi coğrafyanın kadınlarıyız” başlıklı perspektifi ile de siz genç kadınlara yol ve yöntemler öneriyor. Daha birçok kategori ile siz değerli okuyucularımız için hazırladığımız dergimiz bu sayısında genç kadınlara demokratik toplum inşasında jineolojik bir bakış açısı sunmayı amaçlıyor. Dergimize aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz. Gelecek yılda yeni sayımızda buluşuncaya dek genç kalın genç yaşayın.
APOCU DÖNÜŞÜM BİLİMİ, YÖNTEMİ VE JİNEOLOJİ!

İnsan, nasıl ki çocukluk çağlarında hep bir yaşam ve bilgi merakı içindeyse, soruları çok ve arayışları yoğunsa, insanlığın ilk oluşum çağlarında da yoğun bir merak içindedir, sorularla doludur. Aslında buna insan olmaktan, toplum olmaktan kaynaklı arayış ve merak demek daha doğru olacaktır. Çocukken de, gençken de, olgunluk ve yaşlılık çağlarındayken de insan hep bir arayış içinde iken; tarih boyunca toplumlar, kültürler, farklı kimlikler de sürekli bir arayış içinde olmuşlardır. Arayışların en genel anlamda zayıfladığı, hatta neredeyse bitti denildiği yer ve zamanda bile, mutlaka arayan, hisseden, duyan, gören, bilmek isteyen hakikat arayışçıları olmuştur. Bu, olmazsa olmaz bir aşk, tutku olarak daima yaşanmış, büyük bedeller ödenerek hakikat haline gelinmiştir. Hakikat arayışı çok önemli olmakla birlikte, en az onun kadar önemli olan diğer bir konu da hakikate ulaşma yöntemidir. Yöntemsiz bir hakikat arayışı, daha doğrusu hakikat kavuşması mümkün değildir. Hakikati arayabilirsin, soruların çok da olabilir, ancak ona ulaşmanın yol ve yöntemi yoksa, bu sadece bir niyet, hayal veya soyut bir fikir mezarlığı olmanın ötesine geçemez. Bu nedenle hakikatte yöntem, olmazsa olmaz bir ilke, oluş diyalektiğidir. Bu kapsamda insanlık tarihi boyunca mitolojik, dini, felsefi ve bilimsel yöntem olarak dört temel biçim açığa çıkmıştır. Her bir yöntem hayatın ve evrenin bilinmezliklerini bilmeye, anlamlandırmaya; kendisince iyiyi, doğruyu, güzeli, anlamlı olanı, farklılıklarıyla bir ve bütün olanı bulmaya çalışmıştır. Kürdistan tarihinde de şüphesiz bu arayış serüveninin çok yönlü ve zengin isimleri, yüzleri vardır. Proto Kürt tarihi, örtük tarih ve inkar tarihi, bu serüvenin inanılmaz zenginliğini ve yaygınlığını sunmaktadır, ancak örtülü kaldığı ve inkar edildiği için hala bir çok yönüyle keşfedilmeyi, yeniden anlamlandırılmayı beklemektedir. İşte APOCU düşünce tarzı, APOCU felsefe dediğimiz gerçeklik de Kürdün ve insanlığın, kadınlığın örtük tarihinin örtüsünü kaldırmaya, ölümden beter yok sayılmaya, inkar edilmeye karşı varlığını ispatlamayı ve onu özgürleştirmeyi esas alan bir hakikat yolu, yöntemidir. Ki bu yöntem, Önder APO’nun çocukluğundan bugüne kadar birbirinden kopmayan, bilakis her defasında birbirini tamamlama ve süreklileştirme temelinde yürüyen bir hakikat yöntemidir. Her anı büyük bir merak, soru, şüphe, arayış, sarsılma, ısrar, kararlılık, yıkma ve inşa, dönüşüm, genel olarak doğru olana ulaşma ama ulaştığıyla da yetinmeme ile geçen bir yaşam, yürüyüş ve hakikate ulaşma savaşıdır bu. Yöntemi, kendi yaşam mücadelesiyle, öz tecrübesiyle, her bir aşamasını anlamlandırıp diğerine bağlayarak, sürekli büyütüp besleyerek geliştirmiştir Önder APO. Bu nedenle APOCULUK Kürdistan’da, Ortadoğu’da ve bugün dünyada bir düşünce, bir yaşam ve bir mücadele tarzı, stratejisi olarak ifadesini bulmuştur. APOCULUK, insanı, doğayı, yaşamı, ben ve ötekini, biz gerçekliğini, hayatın organizasyonel-ilişkisel gerçeğini her anında soran sorgulayan, mevcut olanı kabul etmeyip doğrusu, hakikati hangisidir diye sorup cevabını kendinden başlayarak ve hevalleriyle, toplumuyla paylaşarak veren, derinleştiren bir tarzdır. Hakikate, insanlık tarihinin açığa çıkarmış olduğu tüm değerlerle ve yine mitoloji, dini, felsefi ve bilimsel yöntemleri iç içe geçirerek bütünlüklü ulaşmayı esas alan bir çizgidir. APOCU tarzda, yöntemler birbirinden koparılamaz, yöntemleri birbirinden koparmak, hakikati parçalamak anlamına gelir ki bu da hayatın doğrularından insanı uzaklaştırır. Biz buna Demokratik Modernite Paradigmasının bilim yöntemi de diyebiliriz, Önder APO şahsında ve tarzında hayat bulan bir yöntemdir. Somuttur. Önder APO, tüm mücadele hayatı boyunca bilimci yöntemi değil bilimsel yöntemi esas almış, bu bilimsel yöntemi mitolojik, dini ve felsefik hakikatlerle besleyerek kendine has bir tarzı açığa çıkarmıştır. Özellikle de çözümleme diye ifade ettiğimiz yöntem, bunun en bilinen, görünen yanı olmaktadır. Çözümleme bir açıdan analiz anlamına da gelir, ancak bu analiz yöntemi kuru, parçalayan, dogmatik ve statik bir tarzda değildir. Bilakis bu analiz yöntemi sosyolojiden tutalım psikolojiye, arkeolojiye, tarihe, pedagojiye, ontolojiden epistemolojiye, metodolojiye kadar uzanan, tüm bunları kendi içine alan ve yoğuran bir yöntem olmaktadır. Bu bilim alanları tek tek böyle isimlendirilmez, ancak uygulanan yöntem tam da bunların başarılı bir bileşkesi, sentezidir. Bir insanı ele alıştan tutalım da tarihi, coğrafyayı, kültürü, sosyolojiyi, politikayı, psikolojiyi, fiziği, mikro ve makro kozmosu, doğayı bütünlüğü içinde kavramaya çalışan yöntemiyle hakikate kolektif ya da komünal tarzda ulaşmayı esas alır. Aslında tüm bunların toplamına; tüm yöntemleri içine alan bilimsel yöntemiyle APOCU’luğa, DÖNÜŞÜM BİLİMİ VE YÖNTEMİ demek de yerinde olacaktır. İnsanın, doğanın, evrenin hakikatine komünal zihniyet ile bütünlüklü bir bakış açısıyla ulaşma yöntemi, beraberinde muazzam bir değişim-dönüşüm mücadelesini getirmektedir. Elli iki yıllık mücadele tarihimizin açığa çıkarmış olduğu en temel değerlerden biri de bu olmuştur. Ki bu yönüyle gerçekten de insanda, toplumda değişim-dönüşümün bilimsel değerleri açığa çıkarılmıştır. Yazımızın konusu olan “Jineolojinin APOCU felsefedeki yeri nedir?” sorusunu da bu DÖNÜŞÜM BİLİMİ ve DÖNÜŞÜM YÖNTEMİ, yine hakikatin bütünlüğü kavramsallaşması etrafında cevaplandırmaya çalışacağız. Hakikatin çeşitliliği içeren ancak bütünlüklü bir yapısı olduğu gözlerimizin önündeki bir gerçektir. Her türlü varlık-varoluş, ilişki ve çelişki gerçekliği ile özgün-özerk ve genel-bütünlüklü yapısallığı ile hakikatin varoluşuna vesile olur. İnsan toplumu açısından bu durumu ele aldığımızda, toplumun esas bir çeşitlenmesi olan kadınlık ve erkeklik olgusu, ilişki ve çelişkisiyle karşımıza çıkar. İnsan toplumunun hakikati bu her iki cinsin ilişki ve çelişkisi ile anlam bulur ya da anlamsızlaşır. Onbinlerce yıla yayılan erkek egemenlikçi zihniyet ve sistem, toplumun anlamını yaratan bu ilişki ve çelişki diyalektiğini dengesizleştirmiş, kadını ontolojik (varlık) olarak paramparça edip nesneleştirirken, epistemolojik (bilgi-akıl-duygu) olarak da inkar edip anlamsızlaştırmış, yani köleleştirmiştir. Kadın bedensel ve ruhsal olarak kimliğini kaybetmiştir. İşte APOCU düşünce tarzı ve bunun geliştirdiği dönüşüm bilim ve yöntemi, inkar edilen Kürt hakikatini açığa çıkarmayı esas alırken daha derinden inkar edilen ve sömürülen kadın hakikatini de açığa çıkarmayı, özgürleşmeye doğru dönüştürmeyi esas almıştır. Elli iki yıllık PKK tarihi, aynı zamanda bu gerçekliğin büyük bedellerle bu değerleri açığa çıkardığı, toplumsallaştırdığı, komünleştirdiği bir tarih olmuştur. Biz tüm bunları bilimsel ve yöntemsel yaklaşımdan bağımsız ele alamayız. Jineoloji, işte açığa çıkan tüm bu değerlerin bilimsel analize tabi tutulması, bunun tarihsel geçmişinin kadın gözüyle analiz edilmesi, günümüzdeki tortu ve kalıntılarının görünür hale getirilmesi ve bu tortulardan özgürlük değerlerinin geliştirilmesini esas alır. Bunun için, toplumsal hakikatinden koparmadan kadın gerçekliğine odaklanır. Yani jin’i jiyan’dan koparmaz, bilakis jin’i jiyan’la bütünlüklü ele alarak özgürlük mücadelesinin başaracağını bilir ve yöntemlerini de buna göre belirler. İşte burada APOCU felsefe ve düşünce tarzında ortaya çıkmış olan sosyolojik çözümleme yöntemi, jineolojinin de esas aldığı bir yöntem olur. Kadını, hayat verdiği ve hayat bulduğu toplumsal yaşam ile bütünlüklü ele alarak, özgürleşme mücadelesini, stratejisini, politikasını, kişilik yapılanmasını, stilini, tarzını buna göre belirlemeye, daimi olarak sosyolojik çözümlemesini yapmaya çalışır. Elbette ki on binlerce yılın erkek egemenliği, toplumsallığı negatifleştirmiş, parçalamış, ahlaki ve politik