Komalen Jinen Ciwan

Nuda Elefterya ✍️

Kadın özgürlüğünü merkeze almayan hiçbir toplumsal özgürlük hamlesi gerçek bir devrim olamaz. – Önder APO

Kadınlar; yaşamlarında, çelişkilerinde, zorlanmalarında ve hayallerinde görünmez bağlar ile birbirlerine bağlıdırlar. Bahsettiğimiz bağları kadın kimliğinin; ezilen ilk ulus, ilk sınıf, ilk cins oluşu inşa eder, böylece her kadın kendi kimliğinde tüm kadınlara ait bir şeyler taşır. Özgürlük istemi de kadın kimliğinin en çok ortaklaştığı arayıştır. Bazılarımız bu istemin peşine düşeriz, mücadeleye atılırız. Peşine düştüğümüz özgürlük istemine ne kadar sıkı bağlanırsak birbirimize de o kadar yakınlaşır, birbirimizin hayatını o kadar etkiler ve mücadelemizi o kadar büyütürüz. Kadın özgürlük mücadelesinin tarihi, aynı zamanda bizi ayakta tutan mücadele birliğimizin tarihidir.
Son zamanlarda farklı coğrafyalarda yaşayan birçok kadın, birbirlerinin yürüttüğü mücadelelerden haberdar oluyor ve birbirinden güç alıyor. Kürt kadınlar, Arap kadınlar, Afgan kadınlar, Meksikalı kadınlar, Ezidi kadınlar, Alevi ve Dürzi kadınlar… Ve daha birçokları, erkek egemen zihniyetin kılık değiştirmiş halleri ile mücadelelerinde her kadını etkilemeye devam ediyorlar. Ülkelerimizdeki siyasi iktidara karşı, sömürgecilere karşı, gerici çetelere karşı… kime karşı olursa olsun saldıranların erkek egemen sistemin bir parçası olduğunu biliyoruz. Topyekun saldıran bu zihniyete ancak topyekun bir kadın özgürlük zihniyeti ile karşı çıkabiliriz. Bu nedenle kadın özgürlük mücadelemizde birlikteliğimizin güçlenmesi önemli bir nokta olmakta.
Bildiğimiz en önemli gerçek ne kadar uzak olursa olsun bir kadına karşı gerçekleşen saldırının aslında tüm kadınlara ve topluma karşı olduğudur. O halde her bir saldırıya cevap verecek bu birliktelik, kadın özgürlük zihniyeti etrafında özgür bir toplum inşasını da getirecektir. Bütün bunları düşünür, kendimize yol ve yöntem ararken Önder APO’nun Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’na bakmak yararlı olacaktır. Manifesto’da bahsi geçen toplumsal sorunsallık, komün ve enternasyonal tartışmalarını uluslararası kadın özgürlük mücadelemize uyarladığımızda birçok sonuç çıkarabiliriz.
Öncelikle Önder APO’nun Manifesto’da toplumsal sorunsallığı kadın-erkek arasındaki iş bölümüne dayandırması, önceki sistem karşıtı toplumsal hareketlerin özellikle Marksizmin ıskaladığı yeri bizlere işaret etmektedir. Bu durum, sosyalist hareketlerin dayanak noktalarına bir eleştiri olmakla birlikte mücadele yol ve yöntemlerinde yenilenmenin gerekliliğini vurgulamaktadır. Böylece kurulması amaçlanan yeni enternasyonalin önceki dört enternasyonaldan daha fazla kadın özgürlüğüne odaklanacağını söylemek yanlış olmayacaktır. O halde kadın özgürlük mücadelesi bileşenlerinin de kendisini yenileyerek bu enternasyonale katılması gerekir.
Önceki enternasyonal birleşimleri başat çelişkiyi üretim araçların sahipliğine sınırlayarak kadınların ezilmişliğini tali olarak görmüş olsalar da Önder APO’nun sosyalizm ölçütünü kadına yaklaşım üzerinden kurması sosyalizm ve kadının ayrılamaz iki gerçek olduğunu bizlere göstermektedir. Marksizmin kadının durumuna oldukça az yer ayırması, feminizmin reel-sosyalizmin yıkılışına denk gelen yükselişi; marksizm ve feminizm arasında çelişkiyi ortaya çıkarmıştır. Feminizmin kadın taraftarlığı, marksizmin işçi taraftarlığı ile ortaya çıkardığı sorunlar bügün kendini sürdürmektedir. Buradan hareketle sosyalizmin kadın özgürlüğüne karşı, feminizmin ise sosyalizme karşı olduğu propaganda edilmektedir.
Kendine sosyalist diyen bir çok siyasi parti bugün bile kadın özgürlüğü, özgünlüğü gibi konulara duyarsızdır. Öyle ki feminizmi, liberalizmin yaydığı ‘kimlikçi’ bir hareket olarak değerlendirip onun, işçi sınıfını böldüğü iddia edilmekte. Feminizm ise içinde barındırdığı birçok radikal akıma rağmen en çok liberalizm tarafından kullanılıp, şekilsel özgürlük ile kendini sınırlar hale getirilmiştir. Başlangıcından itibaren kendisini bir toplumsal kurtuluş hareketi olarak gösteremeyip tüm topluma hitap edememiş ve kazanımlar yaratmakla birlikte bazı alanlarda marjinal kalmıştır. Sonuç olarak sosyalizmsiz bir kadın özgürlüğü ile kadın özgürlüğü olmayan bir sosyalizm birbirini dışlar hale gelmektedir.
Önder APO bütün bunların tersine, Manifesto’da kadın ile komünü yani kadın ile sosyalizmi birbirinden ayırmadan ele alır. Kadının köleleştirilmesinin tüm toplumun köleleştirilmesi anlamına geldiğini vurgularken neolitiğin yani yerleşik yaşamın gerçekten bir devrim olup olmadığını sorgular. Toplumsal çelişkiyi kadın ve erkek arasındaki iş bölümünden ele alarak özgürlüğü toplumsallaştırmamızın kapısını aralar. Bu hali ile mücadelemiz sadece salt kadıncılıktan ziyade kadın öncülüklü komünal bir toplumsal kurtuluşa evrilir. Uluslararası kadın özgürlük mücadelemize bu şekilde yaklaştığımız takdirde zihinlerimizi esir almaya çalışan erkek egemen zihniyeti daha iyi tespit edip ona komünal bir kadın aklı ile cevap üretebiliriz.
Manifesto’da komünün kadın ile bunca ilişkilendirilmesi kendi örgütlülüğümüzü de bu şekilde düzenlememiz için bizi tartışmaya yönlendirir. Kadınlar olarak komün yaşamı aslında bize hiç yabancı değildir. Aksine içinde yaratıcılığımızı geliştirdiğimiz, kendimizi bulduğumuz bir toplumsal yaşam formu olmaktadır. Tarihte de kadın hep komünle anılagelmiş, etrafında komün inşa etmiştir. Böylece mücadele birlikteliğimizde komünü esas almak, komün üzerine düşünmek, onu inşa etmek uluslarası kadın hareketlerinin önceliği olmaktadır. Hali hazırda birçok yerde komün deneyimi yine kadın öncülüğünde yaşanmaktadır. Önemli olan bunun her yere yayılması ve toplumsal yaşam formu olarak yerleşikleşmesidir.
Yazı çerçevesine sığdırmaya çalıştığımız konular sınırlı olsa bile enternasyonal kadın birliğinin sağlanması için sayısız tartışmaya ihtiyaç vardır. Cesaretimiz ile birbirimizi etkilemeye devam edeceğimiz bu yeni yıla, kadın özgürlük zihniyetinin kurduğu bağları daha da güçlendireceğimiz bir anlam biçmemiz gerekir. Mücadele sadece bizimle, kendi coğrafyamız ile sınırlı değil. Eğer istersek kendimizin ve dünyadaki her kadının özlemlerinin ne olduğunu hissedebilir ve bu özlemlere cevap verecek gücü kendimizde bulabiliriz. Böylece kadın öncülüğünde demokratik toplumsal kurtuluşu gerçekleştirebiliriz.