
Stêrvan Efrîn ✍️
Önder Apo, daha önce yaptığı değerlendirmelerinde ‘’sati gelini/sati kültürü’’ne değinmiş, bizlere de daha fazla araştırıp incelenmesi gereken bir konu olduğunun perspektifini vermiştir. Bu konuda kimi araştırma ve incelemeler olsa da hala toplumsal anlamda günümüzde yaşanan boyutlarının da ayrıca incelenmesi ve araştırılması gerekmektedir. Sati; kelime anlamıyla dürüst, erdemli, iffetli, sadık kadın anlamına gelmektedir. Sati ritüeli de dul kalan kadınların ölen eşiyle birlikte yakıldığı bir gelenektir. Hinduizm inancına göre dul kadın; uğursuzluk, fakirlik, kötü şans getirir ve günahkârdır. Dul kaldıktan sonra günahkarlık sembolü haline gelen kadının ya tüm dünya zevklerini reddedip kendisini soyutlaması gerekir ya da sati geleneğine uyarak ölen kocasıyla beraber canlı canlı yanmayı seçmelidir. Bunun dışında da bir seçeneği yoktur. Yani kadının varlığı erkeğin varlığına bağlıdır. Hatta ölen kocasıyla beraber kendisini ölüme sunmayan kadının ruhu, öldükten sonra daha alt bir kastın bedeninde ya da bir hayvan bedeninde yer alacak veya sonraki hayatında dünyaya tekrar kadın olarak gelecektir. Hinduizm inancına göre de dünyaya ikinci defa kadın olarak gelmek büyük bir lanet olarak görülmektedir.
Tabi sati geleneği Hinduizm’le başlamamıştır. Ritüel olarak en yaygın uygulanan yer olabilir ama bu gelenek Mitannilerde başlamış oradan da farklı coğrafyalara yayılmıştır. Yine farklı inançlarda, farklı topluluklarda benzer uygulamalar hatta derinleştirilmiş haliyle uygulanmaya devam etmiştir. Örneğin Hristiyanlıkta da nasıl ki herkes tanrıya tapmalıysa kadın da erkeğe aynı şekilde tapmalıdır denilmektedir. İsa tanrının oğlu olarak kabul ediliyorsa kadının da erkeği aynı minvalde ele alması öğretilir. Yine Arabistan’da kız çocuklarının diri diri gömülmesi de bu inancın ürünüdür. Değişen toplumsal gerçeklikle birlikte kadının yakılması, diri diri gömülmesi belli bir oranda durdurulmuş olabilir ama gelenek olarak bedenen yakmanın yanında ruhsal ve psikolojik olarak yakma ve gömme devri başlamıştır. Günümüzde de toplumda erkeksiz kadın tehlikeli görülmekte, baskı altına alınmaktadır. Bazı inançlara göre cinsel birliktelikte bile haz almaması sağlanmalı ve sadece çocuk yapmak için cinsellik yaşanmalı demektedir. Kadının varlığı, duyguları, zevkleri; günah, ayıp ve uğursuzluk getirir. Bu yüzden de bir erkeğe ait olmalı, ait olduğuyla yaşamalı, onunla ölmelidir.
Tarih boyunca zamanı ve mekânı değişse de ya da adı ve uygulama tarzı değişse de Önder Apo’nun tanımını yaptığı gibi kastik katil toplumun kadına biçtiği rol hep aynı kalmıştır. Tanrıçalık kültürünün erkeğin egemenliğine geçmesiyle birlikte musakkadinlerde, saraylarda, özel evde, genel evde kadının kullanılması söz konusudur. Siyaset yapma aracı, çocuk yapma aracı, sömürü aracı, erkeğin hizmet aracı, erkeğin tatmin aracı…
Günümüzde toplumda çok masum görülen ve normalleşen bazı uygulamalar bu geleneğin devamıdır. Kürdistan ve Ortadoğu gerçeğinde sati geleneğinin yansımaları oldukça fazladır. Ölen kocasının erkek kardeşiyle evlendirilmesi hatta bazı topluluklarda babasıyla bile evlendirilmesi bilinen bir gelenektir. Yine eşi ölen bir kadının tek başına sokağa çıkmasının ayıplanması, yaşamına her zaman yas havasında devam etmesi günümüzde sati kültürünün hala canlı olduğunun göstergesidir. Kaç yaşında olursa olsun erkek olmadan sokağa çıkması tuhaf karşılanmaktadır, yanında bir erkek varsa iffetli sayılması bir sati geleneği yansımasıdır. Bunun sonucunda ise yanında olduğu erkek ölse bile yanında olması gerektiği öğretilir. Bunların yanında erkek çocuğun kutsanması, daha fazla değer verilmesi, kız çocuklarına ise yokmuş, geçici bir varlıkmış gibi bakılması toplumumuzda fiziki olarak yakma olmasa da toplumsal baskı ve kurallarla mülkleştirilerek yakılması gerçekliğinin somut halidir.
Kadın var olduğu süre boyunca uğruna yanması gereken başka birine aittir. Bu doğar doğmaz başlamakta ve ölene kadar da devam etmektedir. Bir erkekle konuşurken yüzüne bakması günahtır çünkü cinsellik aracıdır. Belli bir erkeğe aittir ve sadece ait olduğu erkeğin yüzüne bakabilir. Yani sati geleneği günümüzde de hala kadın üzerinde müthiş bir baskı aracı olarak devam etmekte ve kadında da varlığını erkeğin varlığına dayandırma, yaşamının içerisinde ona sahip bir erkeğin olmayışının büyük bir eksiklik olarak görülmesi gibi bir anlayış doğurur. Önder Apo kadın için erkeğe ait olmanın dayatıldığı günümüz toplumunda tek alternatifin ‘’xwebûn’’ olmaktan geçtiğini belirtmiştir. Yani kimseye ait olmadan, kendisi olmak ve xwebûn’la yaşamını bir başkasına dayandırmadan yaşamak, dedi. Bunu başarmak da sati kültürünü aşmakla ve özgür kadın kültürünü yaratmakla olur. Bu yüzden de toplumun dayattığı ve pozitif gibi görünen gelenekleri kabul etmek ve onlarla yaşamak yerine farz kılınmış ne varsa erkeğin iktidarıyla bağlantısını görmek, doğru çözümlemek ve reddetmek gerekir. Xwebûn’la güzelleşmek ve özgür irade sahibi olmak bunu gerektirir.