Dünyada ataerkil sistemin kadınlara karşı olan saldırıları fiziki, psikolojik, ekonomik, politik, toplumsal ve daha birçok boyutuyla katlanarak sürüyor. Erkek egemen devlet zihniyeti; evde, sokakta, okulda, işte, fabrikada, mecliste, dağda ve kadınların olduğu tüm toplumsal alanlarda kendisini hissettiriyor. 21. yüzyılda, kadın kırım politikalarının zirveye ulaştığı bir çağda, dünya çapında bir kadın devrimi gerçekleştirmek artık bir zorunluluk, hatta varlık-yokluk meselesi halini alıyor. Önder APO bu yüzden “21. Yüzyıl, Kadın Yüzyılı Olacak!” dedi. Kürdistan’dan tut Hindistan’a, Afrika’dan tut Abya Yala’ya, Belucistan’dan tut Endonezya’ya, Asya’dan tut Avrupa’ya kadar tüm kadınlar, 21. yüzyılı kadın yüzyılına çevirebilmek için canla başla çalışıyor, bu yüzyılı kana bulamak isteyen kastik katil zihniyetine karşı amansız bir mücadele yürütüyorlar. Bu mücadelenin zorlukları, engelleri, uçurum ve dehlizleri, bazen nefesimizi kesecekmiş gibi gelen fırtınaları olduğu kadar; güzellikleri, özgür anları, bitmek bilmeyen inatları, aşkları, kadınla yaşamı bir çiçek gibi eline tutuşturan delilikleri de var. Birbirinden belki de milyonlarca kilometre uzaktaki kadınları aynı duyguda buluşturan bu devrim, köyünden hiç çıkmamış kadınlara, okula gidemeyen, kendileri küçük ama hayalleri büyük kız çocuklarına, ya da şehir denen modern zindanlarda koşuştururken kendini unutan kadınlara, fabrika ve tarlalarda elleri nasır, gönülleri kahır bağlamış analara, dağlarda gülüşleri ile özgür yaşamı yaratmaya yeminli kadınlara, hüner ve sanatlarıyla bu yaşamda bir yer edinmeye çalışan öfkeli kadınlara umut oluyor. Peki bu kadınlar hangi coğrafyada ne yapıyor, nasıl yaşıyor ve nasıl mücadele ediyor? Bunları bilmek, hissetmek; bizlere, durmak bilmeyen nehirler gibi akıp giden kadın özgürlük mücadesinde moral olacak, kastik katil sisteminin saldırılarına karşı yalnız olmadığımızı hissettirecek ve daha inatçı, umutlu ve genç bir ruh ile mücadeleye sarılmamıza yol açacak. Tüm dünyada kadınlara karşı savaş açılmış durumda. Kadın yaşamı, bedeni, zihni, yaratımları, emeği, kazanımları tehlike altında. Kapitalist sistemin yıkıcı savaşları, kadına karşı gelişen bu şiddet olaylarının hem nedeni hem de sonucudur. Erkek devlet şiddetini, kadın katliamlarını, baskı ve sömürü politikalarını, doğa talanını, hak ve özgürlüklerin gaspını sorgulayan, ret eden kadın hareketleri bütünlüklü olmasa da her kıtada önemli mücadeleler, direnişler sergilemekten geri durmuyorlar. Örneklendirecek olursak; Orta Doğu’dayaşanan ve yaşanması muhtemel olan savaş, belirsizlik hali ve iktidarların varlığı, katliam, göç, yoksulluk, işsizlik gibi ağır sorunlar toplumda derin bir çıkmazın yaşanmasına sebebiyet vermiştir. Kıyameti anımsatan şiddet sarmalı tüm toplumda olduğu gibi en çok kadınları zorlamıştır. Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki bu siyasi ve askeri gelişmeler, kadınları doğrudan etkilemektedir.
Bu kriz durumu, yasal çerçeve, siyasi katılım, feminist hareketler, özgürlük ve cinsiyete dayalı şiddet gibi çeşitli kilit Tüm dünyada kadınlara karşı savaş açılmış durumda. Kadın yaşamı, bedeni, zihni, yaratımları, emeği, kazanımları tehlike altında. Kapitalist sistemin yıkıcı savaşları, kadına karşı gelişen bu şiddet olaylarının hem nedeni hem de sonucudur. Erkek devlet şiddetini, kadın katliamlarını, baskı ve sömürü politikalarını, doğa talanını, hak ve özgürlüklerin gaspını sorgulayan, ret eden kadın hareketleri bütünlüklü olmasa da her kıtada önemli mücadeleler, direnişler sergilemekten geri durmuyorlar. Örneklendirecek olursak; Orta Doğu’da alanları kapsamaktadır. Erkek egemen parti sistemleri ve seçim sistemlerinin tasarımı, sosyal önyargılar ve klişelerle birleşerek, kadın öncülüğünün meşruiyetini azaltmakta ve onları karalama kampanyalarına maruz bırakmaktadır. Tunus, Fas ve Cezayir: Anayasaları güya eşitlik ve ortaklığı öngörmektedir. Irak’ta kadınlar için olan anayasal kota %25’ten %29’a çıkarıldı. Ancak bunların uygulanma biçimi çok şekilseldir. Şiddetin, özellikle dijital şiddetin (taciz, şantaj ve takip) artması, kadınların kamusal ve siyasi katılımını tehdit ediyor. Kamusal ve siyasi alanlarda aktif olan kadınlar, kamusal alandaki rollerini sınırlamayı amaçlayan karalama kampanyalarıyla karşı karşıya kalıyor. Bu zorluklar, kadınlar arasında erkeklere kıyasla daha yüksek işsizlik oranları gibi ekonomik zorluklarla daha da artıyor. Olumlu yasaların yürürlüğe girmesine rağmen, özellikle uzak bölgelerde, yasal statü ile fiili uygulama arasında bir boşluk var. Yemen ve Sudan: Kadınların siyasi ve kamusal işlere katılımı neredeyse yok denecek kadar az; savaş bunun en büyük etkenlerinden biri. Moritanya, Somali ve Yemen gibi ülkeler, erkeklerin bu organlarda uyuşturucu kullandığını ve kadınların bu ortamlarda bulunmasının ahlaksız davranışlara yol açtığını savunarak kadınların yasama organlarında görev yapmasını yasaklıyor. Bölgedeki Feminist hareket: Aktif, ancak kalıcı bir etki yaratma yeteneğini sınırlayan örgütsel ve yasal engellerle karşı karşıya. Aktivistlere ve örgütlere yönelik siyasi şiddet, taciz ve yasal baskı önemli bir etkiye sahip. Güvenlik durumu, bölgedeki kadınların yaşamlarını etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Silahlı çatışmalar ve siyasi krizler, kadınların cinsel şiddete, kaçırılmaya ve sömürüye maruz kalma riskini artırıyor ve sivil alanlarını daraltıyor. Uluslararası raporlar, bölgedeki kadınların %62’sinden fazlasının şu anda silahlı çatışma veya ciddi siyasi krizler yaşayan ülkelerde yaşadığını gösteriyor. Bu raporlar ayrıca, kendi ülkelerinde (Suriye, Yemen, Sudan, Irak ve Filistin) çatışmalar nedeniyle yerinden edilmiş kadın sayısının yaklaşık 11,7 milyon olduğunu gösteriyor. 28 milyondan fazla kadının güvenli bir geçim kaynağına erişemediği araştırmalarda ifade edilmektedir. Irak’ta geçmişteki çatışmaların etkileri, yolsuzluk ve ihmallerle birlikte, Irak kadınların gerçek anlamda güçlenmesini engellemeye devam etmektedir. Ülkenin adalet sisteminin zayıflığı kadınları şiddete karşı daha savunmasız hale getirirken, aşiret adalet sistemleri de resmi adalete erişimlerini kısıtlıyor. Yemen’de kadınların %73’ünden fazlası aşırı yoksulluk içinde yaşıyor; bu da yaklaşık 8 milyon üreme çağındaki kadının desteksiz olduğu anlamına geliyor. Son on yılda anne ölüm oranları %44 artarken, çocuk evlilikleri %35 arttı. 203 kadın, Husi hapishanelerinde tutuldu ve zorla kaybedildi. Kadınlar tutuklanma ve ölüm tehditleriyle karşı karşıya. 2025 yılında, aktivist Afthan El-Mashhari, yönetimdeki yolsuzlukla mücadele ettiği için siyasi çeteler tarafından öldürüldü. Cezayir’deki kadın hareketi, verdiği mücadele ile sınırlı da olsa hukuki anlamda bazı kazanımlar elde etti. Bunlar; kadın ikamet yeri seçme ve seyahat özgürlüğü, çalışan anneler için ücretli doğum izni ve işten çıkarmanın yasaklanmasıdır. Taciz, tecavüz ve cinsel şiddetin çok ağır yaşandığı Libya, Ürdün ve Somali’de dinci-muhafazakar zihniyete karşı kadınların mücadelesi sayesinde kadın ve kız çocuklarının sorunlarına ilişkin toplumsal farkındalık artmaya başladı. Yine Filistin-Gazze’de 12.000’den fazla kadın öldürüldü, 700’den fazla kadın tutuklandı ve 17.000 anne çocuklarını kaybetti. Gazze’deki kadınların %80’inden fazlası, kadınlar ve çocuklar dahil olmak üzere, yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Filistin Devrimci Kadın Hareketi, bu konuda mücadelesini sürdürüyor fakat dünya kadınlarının dayanışmasına ihtiyaçları var. Lübnan ve Mısır’da; sokaklarda ve meydanlarda, genellikle halka açık yerlerde kadınların vurularak veya bıçaklanarak öldürüldüğüne dair haberler her gün karşımıza çıkıyor. Ayrıca birçok şüpheli intihar vakası da var. Mısır, cinsiyet ayrımcılığı konusunda dünyanın en kötü 10 ülkesi arasında yer alıyor. Kadın örgütleri toplumsal sorunlara dair geniş bir kitle ile mücadelesini sürdürüyor. Sudan’da 12 milyondan fazla kadın ve kız çocuğu yerinden edildi ve binlercesi savaş silahı olarak sistematik bir şekilde cinsel şiddete maruz kaldı. Yine İran’da köklü bir direniş geleneğine sahip olan kadınlar erkek diktatör ve katil rejime karşı her an isyanda ve rejimi yıkmakta kararlı. İran’da yaşayan Fars, Kürt, Beluc, Azeri ve Türkmen kadınları rejimin baskı, tutuklama ve idam politikalarına karşı ‘Jin Jiyan Azadi’ perspektifinde güçlü ve oldukça kararlı bir mücadele sahibiler. Sonuç olarak; dünyanın her yerinde zalim erkek ile kominalist kadının savaşı sürüyor. Kanlı, katliamlı, kirli ve nefret dolu bu sistemde güdülerini, ceplerini ve karınlarını tıka basa dolduran, çocukları, kadınları, ağaçları ve çiçekleri kopartan açgözlü zalim iktidarlar oldukça; çocuklara umut, ağaçlara su olmaya ve çiçek ekmeye yemin etmiş kadınlar da hep olacaktır. Kadınlar; “Afrika’da emeği sömürülen kadın da, Hindistan’da tecavüze uğrayan, Yemen’de recmedilen kadın da, Rojava’da örgüsü kesilen, İran’da saçı yüzünden idama götürülen de, Kürdistan’da barajlara atılan, Irak’ta yakılan da benim, Türkiye’de devlet eliyle öldürülen, Amerika’nın iğrenç bir adasında boğulan da benim.” diyerek bu enternasyonalist mücadeleyi hep sürdürecek. Ta ki yeryüzü aşkın ve kadının yüzü oluncaya dek…
Pelîn zozan