Komalen Jinen Ciwan

Dengesini bulan kadın enerjisi, hayatı dengede tutar

Sima Çırav’ın Kaleminden   Dengesini bulan kadın enerjisi hayatı dengede tutar Bilinen ve halen bilinemeyen yanlarıyla hayat dediğimiz şey salt üzerinde yaşadığımız dünya ile sınırlandırılamaz. Ve hiçbir şey biz var olduğumuz için var olmaz. “Onlar” var olduğu için biz varızdır. Tespit edilebildiği kadarıyla hiçbir şey birbirinden bağımsız değildir. Her şey arasında bir sebep ve neden ilişkisi bulunur. Bu, evrenin temel felsefik ilkesidir. Evrende bulunan her şey birbiriyle ilişki, çelişki ve birlik içerisindedir. Dengesini zıtların uyum ve ahenginde bulur. Evrenin bir parçası olarak biz de hep bir uyum, ahenk ararız. Zıtlıklarımızla, çelişkilerimizle, komple bir yaşam için çabalar, didiniriz. Bazen zıtlıklarımızdan, çelişkilerimizden doğan büyük çatışmalara gireriz. Tıpkı engin sularda dev dalgalarla boğuşan bir sörfçü gibi, ölecekmiş gibi oluruz. Ama dalgalarla mücadele, içsel direnç, bizi kıyıya vurduğunda bulanık görüşümüz yeniden aydınlanır, bakış açımız netlik kazanır. O an alınan derin nefes, ciğeri acıtsa da yaşamla olan bağımızı daha fazla güçlendirir. Hayat, kendimizden başlamak üzere yeryüzündeki her şey ile birlikte yeniden anlam kazanır. Yıldızlar uzak olsa da tüm ihtişamıyla gece gökyüzümüzü aydınlatır. Bizden milyarlarca ışık yılı uzak olsalar da karşılıklı bir etkileşim içerisine gireriz. İçsel, hatta fiziksel bir enerji de biz yayarız. O yıldızlardan ulaşan ışığın benliğimizde oluşturduğu duygunun gücüyle karşılıklı ışıldarız. Fakat insanın o ışıltısı gözle gözükecek derecede değildir. Ya da onu görecek göze henüz sahip değilizdir. Bildiğiniz gibi insanın da bir ışığı, pırıltısı olduğu bilimsel olarak kanıtlandı. Gözle görülemezse de insan da evrendeki her canlı gibi içsel enerjisini ışık biçiminde gibi yansıtır. Peki, bu enerji dediğimiz şey nedir, nasıl açığa çıkar? Enerji nedir, enerjinin türleri nelerdir? En genel anlamıyla enerji, “iş yapabilme kapasitesi” olarak tanımlanır. Bir sistemin ya da çarkın durumunu değiştirebilme kabiliyeti de diyebiliriz. Güç olarak da tarif edebiliriz. Fakat burada tarif ettiğimiz güç sömürücü bir güç değildir. Etki alanı geniştir ve o alandaki her şeye nüfus eder. Enerji çeşitli formlarda bulundur. Örneğin: mekanik enerji yani hareket, termal enerji yani ısı, elektrik enerjisi yani elektronların hareketiyle ortaya çıkan, bir noktadan diğerine akan enerji, kimyasal enerji yani atomların ve moleküllerin bağlarında depolanan potansiyel enerji, nükleer enerji yani maddenin çekirdeğinde depolanan enerji formları vardır. Enerji, bir formdan diğerine dönüşebilme kabiliyetine sahiptir. Tıpkı suyun potansiyel enerjisinin elektriğe dönüşmesi gibi. Bilimin vardığı noktaya göre enerji yoktan var edilemez veya yok edilemez ama dönüşür. Kuantumun da enerjiye yaklaşımı aynıdır. Evrenin oluştuğu ilk andan itibaren enerjinin sabit olduğu kabul edilir. Enerjinin temel kaynağı ise; güneş, rüzgar, su, jeotermal (yerin derinliklerindeki ısı), petrol, kömür, doğalgaz ve nükleer enerjidir. Enerji kendi içerisinde yenilenebilir enerji ve yenilenemez enerji olarak ayrışır. Bu konuya çok girmeyeceğim. Her bir tanım yeni bir açıklamayı gerekli kıldığından konun uzamaması açısından şunu belirtmek mümkün: Canlılar hayatta kalmak, büyümek ve hareket etmek için enerjiye ihtiyaç duyar. Örneğin bir ayçiçeği bitkisi, topraktan beslendiği gibi, sudan da beslenir. Fakat en önemlisi güneştir. Güneş ışığı ayçiçeğinin ana enerji kaynağıdır. Gündoğumundan günbatımına kadar ayçiçeği yüzünü güneşten ayırmaz. Dünyadaki tüm canlılar da aynıdır, enerjisini güneşten alır. Ama her canlının güneşten enerjisini alma biçimi farklıdır. Enerji kaynağının insan üzerindeki etkisi İnsan, güneşin ışınlarının geçtiği bitkiden meyveye, sudan ete kadar pek çok biçimde güneşten enerjisini alır. Güneş enerjisi genel olarak insanda serotonin etkisi yapar. Yani mutluluk hormonu dediğimiz şeyi oluşturur. Güneş; beyinde ve vücuttaki pek çok şeyin sinir hücrelerinin düzenli olarak fonksiyonunu yerine getirmesini sağlar. Doğru çalışan her sinir hücresi yani her sinir hücresinin doğru sinyal göndermesi bizim ruh halimizden davranışlarımıza kadar her şeyi değiştirir. Örneğin mutlu, enerjik bir insan olunca üreteci yanımız, öğrenme yanımız daha fazla artar. Yaşam kalitemiz gibi bakış açımızda ivme kazanır ve değişir. Tersi bir durum da doğrudan ruh halimizi etkiler. Sürekli mutsuz olmak, memnuniyetsiz bir ruh hali açığa çıkaracağı gibi, bu bizim çevresel, toplumsal ilişkimizi de belirler. Sürekli depresif ruh halleri, toplumsal ilişkiden, bireyin genel sağlığına kadar her şeyi bozabilir, çökertebilir. Dolayısıyla enerji dediğimiz şey öyle basit bir durum değildir ve sözüne ettiğimiz enerji de salt bedensel değildir. Beden ve ruh bütünlüğü yediğimiz yiyecekten, çevresel faktörlere, toplumsal ilişkilere kadar her şeyi içerir. Yaşamı kolaylaştırmak için kullanılan araçlar da buna dahildir. Negatif ve pozitif enerjinin yansıması “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” özdeyişi vardır. Bu özdeyiş salt fiziki özellikleri kast etmez. Fizik kadar ruhsal, düşünsel olarak da sağlam bir insanı tarif eder. Biz buna ahlaki- politik yaklaşım, hatta felsefik bakış açısını da ekleyebiliriz. Çünkü düşüncenin de dayandığı ahlaki-politik, kültürel, felsefik bir temel vardır. İnsanı insan kılan en önemli şey de o ahlaki-politik yapısıdır. İnsanın bu yapısını da en iyi davranışlarından, iş yapabilme kapasitesinden ve bunu bir ayna gibi yansıtma gücünden anlayabiliriz. Elbette burada sözüne ettiğimiz enerji türü pozitif, olumlu anlamdaki bir enerjidir. Altını kalın çizgilerle çizerek ifade etmek gerekirsek, negatif enerji de en az pozitif enerji kadar etkilidir ve sonuç alıcıdır. Örneğin Ortadoğu’da “nazar” denilen bir olgu vardı. Bilimsel olarak tanımlanmasa da nazar, kötü enerji demektir. Bilimsel olarak herhangi bir veri olmamakla birlikte “nazara gelen” kişi ya da kötü enerjiye maruz kalan kişi, küçük ya da büyük herhangi bir kazaya uğrayabilir. Başına türlü türlü bela gelebilir. Nazarın bir kişiden diğerine göz temasıyla geçtiğine inanılır. Göz temasında nazara uğrayan ya da kötü enerjinin etkisine giren kişi ne olduğunu tespit edemediği ruhsal, düşünsel bir darlığa düşer. Tanımlayamadığı bu kötü ruh hali nedeniyle boğulacak gibi olur. Her şey üstüne üstüne gelir. Kişi, kötü enerjinin etki alanından çıktıktan sonra bile kendine gelemez. Çünkü kötü enerji bireyi adeta hapseder. Bu nedenden dolayı olumsuz enerjinin etkisi uzun sürebilir. Bu tür durumlarda bir bardağın, camdan bir eşyanın kırılması uğrulu kabul edilir. İnançta camdan bir nesnen kırılması kötü enerjinin de kırılması ve bulunduğu mekanı terk etmesi anlamına gelir. Bunlar bilimsel olmamakla birlikte yüzlerce yıl deneyimlenerek günümüze kadar gelmiştir. Karşılıklı pozitif enerji Bir insanda hem negatif hem de pozitif enerji aynı anda bulunur. Fakat biri diğerinden her zaman daha ağır, daha baskın gelir. Bu kişinin düşünüş, karakter, hayata bakış açısı, çevresel ve toplumsal etkileşimiyle paralel gelişir. Gündelik yaşamda da bir insanı tanımlarken bu iki enerji yansımasıyla tanımlarız. Eğer kişi düşüncesiyle, davranışlarıyla karşıdakini olumlu anlamda etkiliyorsa, dinamikleştiriyorsa, mutlu kılıyorsa ve aynı zamanda kendisi de bunu yaşıyorsa ortaya bir sinerji çıkar. Sinerji karşılıklı enerji akımını, birlikteliği tanımlar. Bu pozitif bir enerjidir. Her şeyden önce düşünsel bir akış söz konusudur. Ve düşünce de bir

“BİZ NARKİSOS DEĞİLİZ, ANALARIMIZIN KIZLARIYIZ”

Roşan Semsur Yazdı “Kendi tarihini yazamayanlar, başkalarının kendileri için yazdıklarına mahkum olurlar. Her egemen erkeğin yaşamasa da yazdığı bir tarihi var. Yani bizlere, yaşanmış olaylar olarak bellettikleri tarih, aslında yaşanan değil, egemen erkeğin kaleminden dökülen süslü birer kahramanlık hikayesinden ibaret. Bu nedenle tarihini doğru okumamanın acısını en çok yaşayan, en çok tarihsiz bırakılan, kendisine atfedilen tarihi ise baştan aşağı bir çarpıtma olan biz kadınlarız. Oysa tarihi doğru okumak, kendini tanımaktır. Neyin bize ait olduğunu, neyin ise yakıştırma olduğunu anlamaktır. İnsanlar, karşı olduklarına benzeşmez, onlara karşı savaşır ve mücadele ederler. Bu nedenle genç kadınlar olarak işe “Bu özellik bana ait değil aksine; gözlerinin içine baka baka kendisine karşı durduğum ve mücadele verdiğim erkek egemen sistemin bir özelliğidir” diye başlamak gerekiyor. Bunun bilincinde olmak, genç kadınlar olarak içine düşürüldüğümüz kara delikten daha erken kurtarabilir bizi. Tarih, birçok hakikat arayışçısının ve hareketin, karşıtlarına benzeşmesi gibi bir tehlikeyi hep yanı başlarında taşımalarından çıkarılması gereken derslerle dolu. Hal böyle olunca, karşı durduklarımızı daha fazla tanımayı, neyin erkek aklını, neyin kadınları ve toplumu temsil ettiğini tez elden saflığa kavuşturmamız gerekiyor. İşte bu, biz genç kadınların en büyük öz savunma mekanizması oluyor. Önder APO, hakikate giden yolda sadece bir yöntemi esas almaz, hatta bir tek yöntemle hakikate ulaşılamayacağını ifade eder ve hakikate ulaşmada bir yöntem olan mitolojiye ilişkin şu değerlendirmeyi yapar; “İnsan topluluklarını kavramada temel bir yöntem olarak mitoloji vazgeçilmez önemdedir. İnsan zihnini ütopyasız, mitolojisiz bırakmak, bedeni susuz bırakmaya benzer. Mitolojik anlatım gerçeğin çok gizlenmiş ifadesidir. Mitolojilerde mutlaka bir hakikat gizlidir”. Bu minvalde mitolojilere dayanarak günümüzde de sıkça kullandığımız ve maalesef genelde kadına atfedilen bir kavramdan bahsetmek istiyorum. “Narsis”; kendisini beğenen, kendine sevdalı, kendine aşık…Tabi, bu kavramın mitolojilere kadar dayanan köklü bir tarihinin olduğunu söylemeden geçmek olmaz. Bu nedenle, Yunan mitolojisinde bir kahraman olan Narkison`un trajik hikayesine kulak vermek lazım. Rivayete göre Narkisos, güzelliğiyle kadınların aklını başından alan bir gençmiş. Birçok kadın Narkisos’un etrafında dönse de kibirli Narkisos kimseyi beğenmez, sadece kendisiyle ilgilenirmiş. Hatta saatlerce ayna başında oturup kendini izlediği, günlerini kendisiyle meşgul olarak geçirdiği de anlatılan hikayeler arasındadır. Bir gün çok güzel bir peri kızı olan Ekho, ormanda Narkissos`u görür ve ilk görüşte aşık olur. Ancak büyük aşkına Narkisos’un küçümseyen bakışlarından başka karşılık bulamayan Ekho, günden güne erir ve sonunda bu aşkın derdinden de ölür. Ekho`nun kemikleri kayalara, sesi de kayalardaki yankılara dönüşür. Ekho ölmeden önce “umarım öyle birine aşık olursun ki sana hiç yüz vermez ve bu aşkla sararıp solarsın “diye de beddua eder Narkissosa. Rivayet o ya, bir gün göl başına giden avcı Narkisos, sudaki aksine aşık olur. O zamana kadar kimseyi sevmeyen Narkissos sonunda kendisini sevmiştir. Kendisine aşık olan Narkissos günlerce sudaki aksine bakıp durur. Gözünü sudaki aksinden alamaz, yerinden kalkamaz olur. Ne su içebilir ne de yemek yiyebilir. O da tıpkı Ekho gibi karşılıksız aşkın derdinden günden güne erimeye başlar ve sudaki aksini seyrederek ömrünü tüketir. Öldüğü yerde ise hepimizi kokusu ve güzelliği ile mest eden Nergis çiçeği boy verir. Geçmişe ve hakikate ilişkin bilgiler içeren mitolojilerle biraz da bugünü değerlendirmek gerekiyor. Kendini beğenmek, gelişimimiz önündeki en büyük engellerden biri olarak karşımızda duruyor. Kendini beğenmek, yani tamamlandığını sanmak. Peki, tamamlandığını düşünen kadın nasıl yeni arayışlara girebilir Ya da yeni arayışlara girme çabasını, ihtiyacını ne kadar kendinde görür, hisseder, ister? Önderlik” Kadında taşınan enerji hem daha fazladır hem de bu enerjinin niteliği farklıdır. Toplumsal doğada erkek enerjisi iktidar aygıtlarına dönüştüğünde maddi formlar, biçimler halini alır. Kadında ise enerji ağırlıklı olarak form haline, biçimselliğe gelmez. Enerjisi akışkan halini korur. Dondurulmamış kadındaki güzellik, şiirsellik, tını kabiliyeti ağır basan bu enerji haliyle yakından bağlantılıdır.” diyor. Yani, kadında akışkan halde olan enerji hep arayışta olan enerjidir. Durmak bilmez, form almaya, kafese kapatılmaya karşı hep harekette, hep arayıştadır. Tabi buradan kadındaki enerjinin başına buyruk olduğu sonucu çıkarılmamalı. Hegemonlar tarafından kendisine biçilen deli elbisesini kabul etmemek, dogmatizme karşı esnek ve kıvrak bir zekaya sahip olmaktır asıl olan. Yani kadın, yaşamının rotasına arayışı koyarak hep yolda olandır. Kendimize sormamız gereken önemli bir soru,Neden bizi kendimize sevdalı hale getiriyorlar, yakmamız gereken kişiliklerimiz orta yerde dururken, neden aynalara ille de büyülenerek bakmamızı istiyorlar Çünkü kendisini beğenen kadının aramayacağını, keşfetmeyeceğini biliyorlar. Bu yüzden keşiflerimizin, gelişimimizin önüne Narkisos`un aynasını kalın surlar gibi örüyorlar. Fakat bu çarpıtılan hakikatlerin karşısında direnerek bugünlere kadar gelebilen bir Tanrıça Kültürü var. Bize unutturmaya çalıştıkları en büyük hakikat Tanrıça İnanna`nın kızları, Ninhursag`ın torunları olduğumuz. Ananın yaratımları anlamına gelen, sanatı, kültürü, bunların kurumlarını ve dili ifade eden ME`leri Zagros ve Toroslardan alarak insanlığa mal eden Tanrıça İnanna`nın kızlarıyız biz. Değer yaratmakla kalmayıp, yarattığı değerlere göz koyanlara karşı yerin yedi kat altına girmek ya da sevdiğinden vazgeçmek gerekse de, her türlü kavgayı göze alan, erkekleri karşısında tiril tiril titreten Tanrıça İnanna`nın kızlarıyız. Derler ki, kızlar analarına çekerler. Öyleyse İnanna`nın, Tanrıça Kültürünün söylediklerine kulak verelim. Önder APO kadın eşittir komünalliktir. Kadın, Tanrıça İnanna`nın elinden alınan değerleri yeniden kazanmak istiyorsa, bunun vazgeçilmez aracı demokratik komündür. dedi. Toplumsallık dışında bir yaşamın mümkün olmadığını görerek, toplumsallığın hücresi olan komünleri geliştirelim, üretelim, büyütelim, örgütleyelim. Hakikatimizin ayna karşısında kendisine methiyeler dizen Narkisos`da değil, toplumsallık için savaşan, her güne yeni buluş ve yaratımlarla katılan Tanrıça İnanna`da gizlendiğini görelim. Hakikati arayan dervişlerin, ancak kendilerini aştıkları zaman aynalara baktıkları söylenir. Çünkü onlar bilirler ki artık aynada gördükleri kendileri değildir sadece. Onlar, aynada yıllarca aradıkları hakikati ve onları bu hakikate ulaştıran yol arkadaşlarını görürler. Bizler aynalara bakma zamanımız geldiğinde, aşık olacaksak o surete değil, suretin içindekine aşık olmalıyız. O suretin aynada görünmesi için bu zorlu yolda yanımızda olanları, dikenli yolları bizim için temizleyenleri görebilmeliyiz. Bizi biz yapanları, bize anlamlı bir yaşamın kapısını aralayanları, aynalara bakacak kıvama gelmemizi sağlayan yoldaşlarımızı, analarımızı, Tanrıçaları görebilmeliyiz. Aynalara, gerçekten hakikati görebilme cesaretini kazandığımızda bakmalıyız. Yoksa sahteliklerle kendimizi kandırmaktan daha kolay bir şey yoktur şu dünyada. Ama gerçeği görmek cesaret ister, gerektiğinde uğruna baş vermeyi ister. Tarih böyle olunca iki şeyi doğru anlamak gerektiği sonucuna varıyor insan. Birincisi, kendine sevdalanmanın biz kadınların bir karakteri olamayacağı. İkincisi ise kapitalist modernitenin biz kadınlara yakıştırdığı bütün kavramlara kuşkuyla bakmak . O zaman bizi geriye çeken bu özelliklerden temizlenebilir ve asıl kültürümüz olan Tanrıça Kültürüyle buluşabilir ve anamızın kızı olabiliriz.”

Gençlik Öncüleri Anısına: Bişeng, Sara, Vejîn

Komalên Jinên Ciwan Basın Komitesi, Gençlik Hareketinin öncü şehitleri olan Şehîd Bişeng Brûsk, Şehîd Sara Hogir Riha, Şehîd Vejîn Jiyan’ın şehadetlerinin ikinci yıl dönümü anısına klip hazırladı.

Portre: Şehit Vejîn Jiyan Anısına

Portre: 23 Temmuz 2023 tarihinde işgalci Türrk devletinin gerçekleştirdiği hava saldırısı sonucu şehitler kervanına katılan Gençlik Hareketi üyesi Şehit Vejîn Jiyan Anısına

Melek Yüzlü Yoldaşım

MELEK YÜZLÜ YOLDAŞIM: Bijî Amed’in kaleminden ve sesinden “İnsan suretinde bir melek, Kalp bir hüzünler odasıdır. Ayrılıkların ve acıların ortasında sırılsıklam, Yüreğimin vadilerinde bir dağ yükselişi, Yeşil bir yaprak Gemiler de çoktan geçmiş Denizleri yakmış bir yürek Tekmil; sen bir dağ gülü Bir sebep arıyorum herkes bir sebep arıyordu. Her şeye… Ben ise ona dair bir sebep arıyordum Kendi sebebimi arar gibi Adına, sesine, yüreğine. Yüreğinin sesine sebep arıyordum. Utangaçlığının başını hafif bir hareketle arkaya atarak Minicik, tane tane gülüşünün, Sessiz sessiz ağlayışının Ve ona dair her şeyin bir sebebi olmalıydı. Ve ben işte bunu arıyordum: Onu var eden sebibi. Ona dair her şeye bir sebep arıyordum. Bişeng! Adı neden Bişeng? Söylencelerden, destanlardan, şarkılardan Ya da ezgilerden süzülmek Kulaktan kulağa yayılıp çoğalmak mıydı amacın Suların altında bir parıltı mıydı olmak istediğin? Bişeng! Suların ortasında kalmış bir yarım sevdaydı Tamamlanmamış bir aşkın küllenmemiş bir yangın yeriydi Şimdi her sevdalıkta yaşayan Her yarımlıkta saygıyla anılan ve unutulamayan Unutulmuş zamanlardan bize ulaşan Uzak diyarlardan koşup yetişen Ve her yüreğin doğusunda bir doğuma mayalanan Özlemlerin açık adresi Ulaşılmamış aşkların aşıklarından doğan Ve ulaşılmamış ve sınanmış Ve yalın yürek ortaya konulmuş Ey tanrıçam! Gönlümüzü hakikate çeviren tanrıçam Yönümüz sende yana dağlara döner her vakit En yüce, en tartışmasız devrimciliğin Geleceğe anlamlı bir yaşam bırakarak bıraktın genç yoldaşlarına Melek Yüzlü Yoldaşım!”                    

GENÇ KADIN KOMİNALİTENİN ESAS GÜCÜ OLACAK

Değerli Yurtsever Genç Kadınlar! Nereden Başlamalı ve Ne yapmalı? Sorularını sıklıkla kendimizi sorarak hakikat arayışına koyulmaktayız. Tam 52 yıl önce de bu arayış bu sorular ile başlatılmıştı. Bu arayışın yolculuğu kolay değildi elbette. Kimi zaman engebeli, taşlı, dağlık ve uçurumlar dolu geçerken, kimi zaman da tam pes etmeye yakın daha moralli, coşku ve aşk yoluna dönüşmüştür. Zorlukları olduğu kadar hakikat arayışı her bir zorluğa anlam yüklemiş ve kendini arama kendini bulma savaşına dönüştükçe büyük bir değere ulaşmıştır. Kaybedilen yerlere dönüş, yolu da yolcuyu da kutsal dediğimiz kavramlarla özdeşleştirmiş ve hakikatin yolcuları dediğimiz gerçekliği açığa çıkartmıştır. Bu yolculukta kaybedenleri tanıdık ve tanıdıkça kaybedenlerin esasında biz olduğunu gördük. Yine, kazananlara şahitlik ettik ve onları gördükçe bize kazandırdıklarına layık olmaya çalıştık. Ve tabi kaybettirenleri tanıdık, gördük ve de yüzleştik. Ve de yüzleşiyoruz. Hem de kıran kırana dediğimiz bir savaş tarzıyla. Bu yolculuk beraberinde bir toplumsallığı, bir hakikati ve her birimizde can, ruh veren bir ideolojiye dönüştü. Yolcu olduğumuz yolda her defasında kendimize döndük ve tarihten, doğadan, anlamdan kopuk olmadığımız görüldü. Kendimizle yüzleştik, kavga ettik ve inşa etmeye başladık. Yitirilen değerler kazanıldıkça anlam dediğimiz bütün değerler böylece varlığına kavuştu. Büyük bir başarı hareketi olan özgürlük hareketimiz bir öze dönüşün ve var olmanın adı olarak tüm insanlık tarihine eşi benzeri görülmemiş bir özgürlük ideolojisine dönüştü. 52 yıl önce kendi olma savaşı Kürt varlığı sorununu ortadan kaldırdığı gibi, Kürt kadınları öncülüğün de evrenselleşen bir mücadeleyi açığa çıkartmıştır. Kendi olma savaşı, Kürt varlığını, kadın varlığını ve ezilen tüm hakların mücadelesinin sonucudur. Toplumsal değer dediğimiz gerçeklikte bu şekilde açığa çıkmaktadır. Yarım asırlık mücadele sonucunda varlığını kabul ettirme, bu direnişi göstermede, binlerce şehidimizin kanı ve verilen bedeller var. Bir halkın alın teri var. Büyük bir çaba ve emek boyutu var. Bu başarı Zap ve Avaşin de direnen yoldaşların başarısıdır. Bizler açısından anlamamız, bilmemiz ve kavramamız gereken esas da bu olmaktadır. Önderliğimiz bu süreci tek taraflı inisiyatifi ile geliştirmiştir ve büyük bir mücadele içinde olduğunu unutmamalıyız. Önder Apo ile görüşmelerin yapılması bu anlamda bizler de yanılgılara yol açmamalıdır. Önderliğimiz bu sürecin gelişmesi için hiç durmadan çabalamakta, paradigma eksenin de uğraşmaktadır. Bu anlam da her şeyi Önderlikten bekleyen, zamana erteleyen, “bakalım ne olacak”, anlayışları ile sonuç alamayacağımızı ve devlet oyunlarını bozamayacağımız bilinmelidir. Önderliğin uygulayıcısı olmamız ve hiç durmadan Önderlik temposu ile çalışmamız gerekir. Bu anlam da esas çalışmamız Önderliğimizin fiziki özgürlüğü olmaktadır. Tüm çalışmalarımızın merkezine Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü koymalıyız. Önderliğimizin fiziki özgürlüğü, kadınların, gençlerin, halkların, inançların özgürlüğüdür. Önderliğimizin fiziki özgürlüğü, demokratik, sosyalist bir toplumun yaratımıdır. Bu bir talep değil, ısrarla mücadelesini yürüteceğimiz ve asla vazgeçmeyeceğimiz yaşam ve varlık gerekçemiz olmaktadır. Yurtsever Apocu genç kadınlar olarak bu anlamda bekleyen ve sürüklenen konumdan çıkıp, bir aciliyet olarak yoğun çalışma ve eylemler ile Önderliğimizin fiziki özgürlüğü için mücadele etmeliyiz. Yine kadın ve gençlik hareketleri olarak büyük bir şans, miras, deneyim ve tecrübenin sahipleriyiz. Hiçbir tarihte görülmemiş, hiçbir öncünün gerçekleştirmediğini Önder Apo gerçekleştirmiş ve bu kutsal mirası, toplumsal değerler bütünlüğünü korumamızı ve özgürlükçü çıkışlar yapmamızı istemektedir. Bu mirası sahiplenmek, layık olmak elbette kolay değildir. Bu tarihi görevi üstlenmek, öncülük etmek ve kendine rol vermek çok zor da değildir. “Her anlam bir anlamsızlıktan doğar” diye belirtmektedir Önder Apo. Tıkanmalarımız, zorlanmalarımız, boyun eğmelerimiz, özgüven yitimlerimiz vb. kastik katilin yaratmış, kabul ettirmiş olduğu tüm bu özellikler bir anlamsızlığı ifade etmektedir. Bireyselliği, bencilliği, köle-efendi ilişkisini, iktidarcılığı, katliamı getirmektedir. Bu anlamsızlığa karşı anlam savaşını başlatmakta bizler için esas görev olduğu gibi, doğru ve güzel yaşama kararını vermenin adı olmuş ve olmaktadır. Özgürlükçü çıkışlar da bu şekilde açığa çıkacaktır. Genç Kadın Komünalitenin Esas Gücü Olacak, Komünsüz Hiç Kimseyi Bırakmayacak! Önderliğimiz toplumsallığın öncülüğünü yapma, direnme ve bizlere büyük bir direniş kültürünü verme ile de yetinmedi. Yeni süreci nasıl ele alacağımızı, özgür çıkışlarla nasıl çalışma yürüteceğimizi ve nasıl katılacağımızı en ince ayrıntılarına kadar bizlere anlatmaktadır. Dünyadan izole edilmiş küçücük bir adada bunu yapmaktadır. Kadınların, gençlerin, halkların, inançların tüm sorunlarına, büyük çözümler bulmakta ve tek taraflı inisiyatifi ile başlattığı ve yürüttüğü süreçte özgürce çıkışları ve çözümleri yaratmaktadır. Değişim ve dönüşümü inşa etmektedir. Bu anlam da bizlere büyük sorumluluklar düşmektedir. Önderlik dört Nisan mesajın da “her yerde örgütlenin ve herkesi örgütleyin” göreviyle bizleri sorumlu kılmış ve bu görevimizi yerine getirmezsek büyük eleştireceğini, hesap soracağını belirtmiştir. Bunun ne anlama geldiğini bilmek gerekir. Kadın ve gençlik öncüdür sözü bir slogan değil, bir yaşam tarzıdır. Pratik istemektedir. Enerji ve güç istemektedir. Herkesten daha fazla çalışma yürütmeyi, emek harcamayı, radikal olmayı gerektirmektedir. Bunu başkalarından bekleme de kendi gücünü inkar etme, aldatma olur. Fakat dikkat edelim, yine Önderlik bizleri sürüklemekte ve aktifleştirmektedir. Pasif, edilgen, inisiyatifsiz, sürekli bekleme konumunda olan ve en önemlisi de örgütlü olmama durumumuza müdahale etmektedir. Yüzümüzü yine kendimize döndürtüp, kendimizi inşa etmemizi istemektedir. Komünal yaşam bu anlamda kendini örgütleme, kendini oluşturma, inşa etmedir. Tarih bilincinin yaratılması ve toplumsal değerler bütünlüğümüzü, toplumsal hafıza ve kültürü inşa etmedir. Toplumdan, değerlerden, tarihten ve kültürden kopan, uzaklaşan her bir kadın ve gençte bu gerçekliği inşa etme de komünleşme anlamına gelmektedir. Kolektif akıl, yurtseverlik ölçüleri, etik ve estetik ölçüleri yaşama ve yaşatma anlamına gelmektedir. Bu anlamda ahlaki ve politik yaşam dediğimiz, özgürce yaşama ve özgür düşünceyi kendinde yaratma mücadelesi verme bir hayal değildir. Bir hayal, ütopya olsa dahi gerçekleştirecek kadar yakın ve gerçektir. Bu anlamda komün yaşamı soyut değildir. Yaşam sistemini örgütleme, tarihselliği kendinde yaratma, kendi özüne kavuşma çok somut bir gerçekliği ifade etmektedir. Dikkat edelim esas ihtiyacımız olan da budur. Büyük bir kadın ve gençlik potansiyeline sahip olmak önemlidir fakat bunu anlamlı kılacak olan ne kadar örgütlediğimiz, eğittiğimiz ve komün yaşamını yaratmamızdır. Yoksa potansiyel bir güç, en dipleri de yaşayabilir en büyük yüceliği de. Bunu kanalize edecek olan da yurtsever, sosyalist, devrimci genç kadınlardır. Önderliğimiz felsefe masası adını verdiği komünü kök hücre haline getirdi. İmralı adasında felsefe masasını örgütleyerek bizlere öncülük etmektedir. İmralı gibi bir soykırım sisteminde Önderliğimiz en zor denileni başardı. Ve hiç aklımıza gelmeyecek, inanmayacağımız hayal dediklerimizi düşünce gücü ve pratiği ile en somutunda gerçekleştirmektedir. Komün değilsek, komünlerimiz yok ise toplumdan kopuğuz demektir. Yine bir kurum açma ve içinin bomboş olması ise hiç değildir. Komün bir mahallenin tüm sorunlarını çözümleyecek, öz savunmasını geliştirecek, fikir gücünü açığa çıkartacak, kendi iradesini açığa çıkartacak, özgür düşünce ve özgür ilişkinin yaratılacağı

Yurtsever Genç Kadın Dergisi “Ne Kadar Örgütlüysen o Kadar Varsın” şiarıyla çıktı

Yurtsever Genç Kadın Dergisi 2025 Temmuz- Ağustos sayısında Örgütlülük temasıyla okurlarıyla buluşuyor. Dergi “Ne Kadar Örgütlüysen o Kadar Varsın” şiarıyla yeni bri sayıda yeniden sizlerle.   Örgütlülük teması kapsamında Önder APO’nun kaleme aldığı “Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu” ışığında hazırlanmış bir çok yazı, analiz ve perspektifler genç okuyuculara sunuluyor. Örgütlülük temasını konu alan dergide Önderlik Talimatı, Genç Kadın Perspektifi ve Üniversite Perspektifi ile genç kadınlara yeni özgür yaşama ışık tutan manifestonun doğru anlaşılması ve uygulanması açısından yol ve yöntemler belirleniyor. “Kadın ile erkek ilk defa nasıl karşılaştılar” adlı Önderlik talimatı, “Genç Kadın Kominalitenin Esas Gücü Olacak” adlı Genç Kadın Perspektifi ve “Üniversiteleri Özgür Akademilerle Örgütleyelim” adlı Üniversite Perspektifi dergide yer alan başlıca yazılar. Derginin dosya kategorisinde 14 Temmuz ve 15 Ağustos Mücadele gerçekliğiyle sizinle olurken Özgürlük Hareketinin öncü kadrolarından olan Ali Haydar Kaytan’ın yaşam hakikatine yer veriyor. Jineoloji kategorisinde Çiğdem Doğu’nun “Evrensel Zeka ve Sevgi, Kadın Bakışı ve Kominler Yoluyla Genç Kadınlardan Deryalara Akıyor” yazısı, Kapitalist Modernite kategorisinde “Nedir bu Kastik Katil” yazısı ve Kültür Sanat Bölümünde “Zap Direniş Kültürü” yazısı siz değerli okuyucularla buluşuyor. Yurtsever Genç Kadın Dergimizin diğer sayılarında anlam buluşmamız yine devam edecektir.    

Ekolojik Yaşamı İnşa Etmede Gençliğin Rolü: Doğayla Barışık Bir Geleceğin Öncüsü Olmak

Kapitalist modernite, doğayı bir tüketim nesnesine, insanı ise kendi ekolojik köklerinden kopmuş bir varlığa dönüştürdü. Bugün ekolojik kriz, sadece çevreyle sınırlı bir sorun değil; aynı zamanda siyasal, toplumsal ve zihinsel bir yıkımın dışavurumudur. Bu kriz, toplumu parçalayan sistemin doğaya da aynı mantıkla yaklaştığını göstermektedir. İşte tam bu noktada, ekolojik bir yaşamı inşa etme görevi, insanlığın geleceği açısından bir zorunluluk haline gelmiştir — ve bu görevin en dinamik gücü kuşkusuz gençliktir. Gençlik, toplumsal dönüşümün motor gücüdür. Aynı zamanda yeni yaşamı kuracak en yaratıcı ve en cesur enerjidir. Ekolojik yıkıma karşı verilecek mücadele de gençliğin örgütlü, bilinçli ve toplumsal temelli eylemliliğini gerektirir. Gençlik, sadece çevre duyarlılığı olan bir kitle değil; doğayla yeniden ahlaki, politik bir bağ kuracak ekolojik bir zihniyetin taşıyıcısı ve kurucusu olmalıdır. Önder Apo’nun da belirttiği gibi, doğa ile toplum arasındaki uyumu yeniden kurmak, özgür yaşamın temelidir. Bu bağlamda gençliğin rolü yalnızca doğayı korumak değil, aynı zamanda doğayla uyum içinde bir toplumsallığı yeniden inşa etmektir. Bu; kapitalizmin tüketim kültürüne, kâr mantığına ve merkeziyetçi devlet sistemlerine karşı bir yaşam devrimini savunmak anlamına gelir. Ekolojik yaşam, yalnızca “doğayı sevmek” değildir. Bu; kolektif üretimi, komünal yaşamı, ekonomiyi, kadın özgürlüğünü, eşitliği, yerel özyönetimi ve doğayla uyumlu endüstriyi savunmayı gerektirir. Gençlik, bu değerleri pratiğe dönüştüren bir mücadele hattı yaratmalıdır. Bugün gençliğe düşen görev; doğaya karşı değil doğayla birlikte yaşamanın yollarını aramak, ekolojik tarımı yaymak, suya ve toprağa sahip çıkmak, kentleşmenin yıkımına karşı yerel inisiyatifleri savunmak ve en önemlisi, ekoloji bilincini örgütlü bir gençlik çizgisiyle halklar arasında yaymaktır. Sonuç olarak, ekolojik bir yaşamı inşa etmek, kapitalizme karşı yürütülen özgürlük mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu inşanın öncülüğünü yapacak olan da, geçmişin zincirlerinden sıyrılmış, doğayla barışık ve yeni bir dünyayı kurmaya hazır olan sosyalist gençliktir. Çünkü ekolojik bir toplum, ancak devrimci bir gençlikle mümkündür.