1- Doğanın Diyalektiği- II

21. yüzyılda hücre yapısına dair ayrıntılı bir araştırma yapılmış. Bu araştırmada, her an insan beyninde ve vücudunda milyonlarca hücrenin doğduğu, milyonlarcasının da öldüğü belirtilir. Doğum ile ölümün, canlılık ile yok oluşun hücre dünyasında birlikte gerçekleştiği ortaya konulur. Araştırmaya göre doğan her hücre diğer hücrelerle iletişim ve bağ kurma yeteneği ve kapasitesi ile doğar. Hücreler bu potansiyellerini kullanıp diğer hücrelerle bağ, kombinasyon oluşturabilirlerse yaşayabilirler. Fakat ilişki kuramaz veya kurmazlarsa, kendi üzerine çöküp ölürler. Üstelik hücrelerin öteki hücrelerle bağ kurmak için sonsuz bir zamanları da yok. Zamanları sınırlı. Doğrusu belirli bir zamanları vardır. Ya bu zaman dilimi içinde diğer hücrelerle ilişki-bağ oluşturarak yaşayacak ya da ölüp yok olacaklardır. Demek ki sorun sadece hücre dizilişleri, hatta varlıkları değil, hücrelerin yaşayabilmesi, ilişkiye, daha doğrusu örgütlenmeye bağlı gelişir. Hücrenin bu özelliğinin insan sosyolojisiyle bir bağı olabilir mi? Belki de insanın sosyal bir varlık olmasının, toplum dışında yaşayamamasının nedenlerinden biri insan hücresinin, genetiğinin bu özelliğidir. Üzerinde düşünmeye değer bir konudur. Anlam konusuna geçmeden önce anlam üretme merkezi olarak beyin yapısı ve evrimine dair bazı vurgular yapmak yararlı olacaktır. İnsan beyni yaşamsal, duygusal ve düşünsel fonksiyonları bulunan sinir sistemi merkezidir. Bu fonksiyonların her biri beynin bir bölgesi tarafından karşılanır ve beyin bu işlevleri zamanla kazanır. Ki bu evrimsel bir gelişimdir. Beynin ilk katmanında, ilk gelişen kısmı yaşamsal beyindir. Buna “alt beyin”, “eski beyin”, “dürtüsel beyin”, “sürüngen beyni”, “ilkel beyin” gibi isimler de verilir. Dürtüsel beyin klasik canlı fonksiyonlarını düzenler: Beden ısısı, kalp atımı, solunum, dolaşım ve boşaltım sistemleri bu kapsamdadır. Bu beyin yaşamla, yaşamda kalma dürtüsüyle ilgilidir. Beynin ikinci katmanı duygusal beyindir. Bu beyin sadece memelilerde bulunur. Bu nedenle adına memeli beyni de denir. Limbik beyindir. Beynin birinci katmanında beliren kararların duygusal şekillenmesini ve duyumsal bilgi ile yönlendirilmesini sağlar. Dost ve düşman ayrımı yapabilecek bir belleğe sahiptir. O nedenle eğitilebilir. Üçüncü katmanda düşünsel beyin vardır. Bu beyin ayırt edicidir. Çünkü sadece insanda vardır. Temel niteliği soyutlamadır. Şöyle söylenebilir: Birinci katmanda alınmış, ikinci katmanda duyularla şekillenmiş ve yön kazanmış olan kararları üçüncü katman hem denetler hem de ifadeye kavuşturur. Bu nedenle birinci katmana göre üçüncü katman karar değil kararsızlık merkezidir. Bir karar ne kadar hızlı alınırsa düşünsel beyin o kadar devre dışı kalmış demektir. Yaşamsal konularda sürüngen beyni daha atak ve önde olsa da diğer beyinler tarafından dengelenir. Beynin işleyiş diyalektiği bakımından limbik sistem denilen duygusal veya orta beyin kritik bir işleve sahiptir. Memeli beyni dediğimiz bu beyin kendi başına işlediği gibi üstünde bulunan düşünsel beyin ve altında bulunan sürüngen beyinle de ilişki içindedir. Daha doğru bir ifadeyle ilişkiselliğin sistemidir. Beyin vücuda alınan glikozun %25’ini, oksijenin %20’sini kullanır; kan dolaşımının %18’ini kendisine çeker. Beyin evriminin gerisinde düşünce gücünü geliştirme dürtüsü veya amacı yoktur. Temel dürtü yaşamı süreklileştirmek ve bedeni canlı tutmaktır. 500 milyon yıllık bir geçmişi vardır. İnsanın beyin katmanı ise 200 bin yaşındadır. Beyinde ortalama 100 milyar nöron bulunur, bunun 80 milyarı beyincik denilen sürüngen beyinde bulunur. Bu nöronların görevi bedenin canlı kalmasını sağlamaktır. Bu 80 milyar nöronun hareketi toplam enerjinin %8’ini harcar. Düşünen beyin ve limbik sistemi oluşturan 20 milyar nöron ise enerjinin %17’sini kullanır. Bu enerji, nöronlar arasındaki düşünmeyle oluşan ve sinaps denilen milyarlarca iletişim yolunda harcanır. Sürüngen beyni dediğimiz eski beyin ölmez, yorulmaz, dinlenmez, sürekli dinamik ve atiktir, ataktadır. Eski beyin %83 oranında görerek öğrenir. Gördüğüne inanır. Devamlılık özelliği yoktur. Başa ve sona dikkat eder. Kısa, basit somut şeyleri öğrenir, akılda tutar. Ona iyi gelen ve kötü gelen şeyleri ayırt edebilir. Dost ve düşman ayrımı vardır. Yaşamda kalmakla ilgili beslenme, korunma, üreme gibi özellikleri kontrol eder, yönlendirir. Burada en önemli nokta beyin işleyişinin karakteridir. Beyin tıpkı canlılar gibi tarihsel süreç içinde adım adım evrimleşmiş ve farklı bölümlere sahip bir sinir sistemidir. Fakat sürüngen, memeli ve düşünce beyni olarak ayrılan beyin bölümleri aynı sistemin ilişkisel bileşenleridirler ve birlikte ilişkisel diyalektik temelinde işlerler. Duygusal beyinden kopuk bir analitik beyin düşünülemez. Düşünülse bile bu insan beyni olamaz, makine beyni olabilir ancak. Yapay zekada duygusal zekâ olmayabilir. Gerçi duyguların da öğretilebildiği yapay zekâ geliştirme deneyimleri de oluşturulmaya çalışılmaktadır. Özetle yapay zekada entelektüel beyin, duygusal beyinden kopuk olabilir, ki öyledir zaten. Fakat insan için böyle bir beyin yoktur. İnsan beyni hem biyolojik bakımdan hem de işleyiş bakımından diyalektiktir. Diyalektik Kürtçede hala kullandığımız iki rakamının karşılığı olan “du” kelime kökünden gelir. “Du” Avrupa’da “diya” olur, kökü Aryencedir. Zerdüştlükteki karanlık-aydınlık ikilemi de diyalektik düşünceye felsefi bir temel sunmuştur. Avrupa bunları almış, farklı anlatımlara kavuşturmuştur. Diyalektik, esas olarak doğadan gelir. Engels’in “Doğanın Diyalektiği” tanımlaması bu nedenle öğreticidir. Toplumsal diyalektik de doğa diyalektiğinden bağımsız değildir. Özgünlükleri olan ama onunla bağ içinde gelişen bir diyalektiktir bu. Bu noktada Hegel felsefesi önemlidir. Hegel’de anlam, dolayısıyla toplum ön plana çıkar. “Tin’in Fenomenolojisi” doğa ve anlam olarak tercüme edilebilir, yorumlanabilir. Doğanın, diyalektiğin çelişkili karakteri var. Felsefede tez, anti-tez, sentez olarak ifade bulur. Hegel’deki tez, anti-tez de bu doğanın diyalektiğidir. Hegel böyle söyler, Engels de ‘çelişki’ der. Hatta Engels bu çelişkiyi, karşıtlığı ‘yok etme’ olarak anlar. Marksizm’deki bu sınıf kavgasının, sınıf mücadelesinin tez, anti-tez olarak temeli Hegel’de atılır. Hegel bunları tez, anti-tez olarak işler. Burada Marks, “sınıf çelişkisi” der, “Tarih sınıfların mücadelesidir” der. Bunun belli bir anlamı vardır fakat bunu aşırıya vardırır. Aşırıya vardırması proletaryanın burjuvaziyi yok etmesine dair öngörüsüdür. Bunun için proletarya diktatörlüğünü esas alır ve teorisine uygular. Böyle bir komünizm ideali ortaya çıkar. “Tarih sınıfların mücadelesidir” teorisi yerine bir teori geliştireceğiz. Yapılan düzeltme veya diyalektik değişiklik şudur: Bir sınıfın başka bir sınıfı yok etmesi ne evrende var ne de toplumda. Diyalektik böyle yorumlanamaz. Stalin böyle yorumladığı için kendi vatandaşlarından milyonlarcasını öldürdü. Mao kültür devrimini yaptı, o da başarısız oldu. Çünkü doğada, evrende böyle bir şey yoktur. Bir dönüşüm olayı vardır ve çelişkili bir dönüşümdür söz konusu olan. Tabii ki dönüşüm çelişkiyle olabilir. Çelişki devreye girmeyince dönüşüm olmaz. İşte sıcak-soğuk konusu. Korkunç bir sıcak çekirdek var, korkunç bir soğuk doğa var. Çok açık iki zıt uç. Halen devam ettiği belirtilen meşhur bir evren hikâyesi de böyledir. Evrenin genişlemesi görüşü var. Büyük bir durgunluk, büyük bir soğuklukla evrenin sona ereceğine dair de bir teori var. Kimisi belli bir dönemden sonra içteki enerji azaldığı için, genişlemeyi mümkün kılan enerji patlamasının duracağını söyler. Kara deliklerin enerjisi tükenince, bu sefer
Kürdistan Halkının Ulusal İradesi – II

Bütün işlerin kendisinden başladığı büyük iş, halkımız iş istiyor. Halkımız onur istiyor halkımız sağlık istiyor, eğitim istiyor. Hepsi buradan başlar. Bu halledilmez hiç birisi olmaz. O açıdan eli iş yapan ağzı laf süren, ben varım diyecek. Kim nerede olursa olsun bu işe koşmalı, sabah erkenden koşmalı yatmadan önce duası bu işle bitmeli. Böyle olursa göreceğiz ki yani evet halkımız şimdiye kadar biraz ulusal yönden uyandı. biraz kimliğini kabul ettirebildi dosta düşmana bundan sonra ezici bir biçiminde gücünü kabul ettirecek, çıkarını kabul ettirecek. Ve göreceğiz ki bir halk içinde yaşam bu. Ve göreceğiz ki vay be şimdiye kadar bu yaşama ulaşmamakta kendimize en büyük kötülüğü yapmışız. ve göreceğiz ki bu yaşamın dışında bir yaşam hiçbir biçim geçerli değilmiş. Yalan yaşamışız, aldatılmışız, ihanete uğramışız. Ve diyeceğiz ki bu yaşam gerçekten biricik namuslu, onurlu ve vazgeçilmez bir yaşamdır. Maddiyatı içinde böyledir maneviyatı içinde bu böyledir. Kürdistan halkı içinden geçmekte olduğu tarihi süreç içinde özellikle son 1-2 yılın öz eylem biçimleri olarak kendi serhildanlarına dayanarak bir adım daha ileri atmakla karşı karşıyadır. İçinde geçtiğimiz yıl büyük bir hamle yılı halkımız büyük bir ayaklanma yılıdır. Yılbaşında itibaren halkımız zaten karda kışta da ölümüne direnebileceğini göstermiştir. Bizler her türlü ayaklanmaya hazırız. Halkımız böylesine yüce amaçlar için ayağa kalkmıştır. Daha da büyüğünü yaygın biçimde tüm vatan köşelerine ve komşu halklara da taşıyacaktır. Böyle yıllara sadece coşku ile yaklaşılır. Böylesine kader çizen bir halk için çok söylenir bayram gibi olan bir döneme selam dururuz.
Kürdistan Halkının Ulusal İradesi – I

Önderlik düşünceleriyle karakteriyle bir önderliktir ve yüzyılları da kuşatır. Görülüyor ki önümüzdeki aşamada yeniden uluslaşma, uyanış düzeyinde belli bir aşamaya gelmiş iken, dahası halkın dayanılmaz bir arzusu olarak diyor ki biz, bizi temsil eden güçler istiyoruz. Kuruluş istiyoruz. Ve bunun için her şeyini ortaya koymanında işaretleri ortaya çıkmış iken ve tamda yapılması gereken her düzeyde bir ulustan konumlanmalar dayatmak. Herşeye bir ulusal renk ve bunun halkın ezici demokratik temsili temelinde yapma. Kürdistan halkının kendi egemenleri eliyle göremediği ama şimdi gerçekten bizzat kendi tarihini kendinden başlatarak gerçekleştireceği tarihi görevi oluyor. Egemenlerin yapamamasından sürekli bozmaktan çıkaracağı tek bir ders var. bu işleri bunların eline vermemek, bunları engel olmaktan çıkarmak. Gün bugün ne mutlu bize ki tarih tepeden tırnağa halkımızın eliyle ve bunun yüce insani ve amacıda büyük olan çıkarlarıyla böylesine bir tarihin gündemine sahip olmak. Tarih artık yürü ya kulum diyor. Ve bu yolda yürümek sadece ve sadece bu mutluluk verir, heyecan verir, coşku verir. Dolayısıyla halkımıza bu önümüzdeki aşamada verebileceğimiz en değerli hakkı armağan ona böyle bir işin sahibisinin bu işi yapabilirsin diyebilmeliyiz.
Özel Savaşa Karşı Yurtseverlik Görevlerimiz – IV

Sizden daha fazla önderlik ölçülerini bulmak, yaşamak temsil etmek, en büyük savaşımım oldu. Sizin için kolayı ortaya çıkardım. Çünkü temsil ettim. Bağlanmak yaşamak kolay ama bunu bulmak onu en ileri derecede yaşamak çok zordur. Onun için kendimle ben diyorum ki bir Önderliğe bağlıyım. Bir önderlik geliştiriyorum. Bu bugün PKK’de somutlaşıyor. Bende somutlaşıyor. Yarın daha gelişmiş bir halkın kendi kişiliğinde somutlaşıyor. Bir halk kendisi bir halk haline geliyor. mesele ona hizmet edebilmek, mesele doğru şeyleri verebilmek mesele ona emsal teşkil etmek. Yapmam bunu. Benimde görevlerimdir sizinde görevlerinizdir. Bende uyucam sizde uyacaksınız. Önderlik gereklidir doğru kavranılınır, doğru uygulanılır. Oynanmaz bende oynamamalıyım sizde oynamamalısınız. Madem önderlik dünden bugüne kadar çok şey kaybetti, sahte önderler çok şey kaybettirdi. O halde doğru önderliği yargılamaktan en acımasız olmalıyız diyorum. Ben bunu çok büyük bir acımasızlık yaşamalıyım sizde yaşamalısınız. Çünkü önderlik Kürdistan halkı için kolay yaratılamıyor kolay kurulmuyor. Kolay temsil edilinemiyor. O halde madem demek önderlik fırsatı yakalanmıştır. PKK biçiminde buna göz kulak olmalıyız. Bunu herkesin yapması gereken iş vardır diyip görevini yapma, ve mesele sadece bana bağlanmak değil ben bugün var yarın yokum. Veya önderlik sadece kişisel bir varlık değildir. Düşünceleriyle ruhuyla duygularıyla bir önderliktir. Ve yüzyılları da kuşatır. Bir halk önderliği söz konusuysa halkın varlığı süresince önderliktir. Eğer önderlik böyle anlaşılırsa herkesin yerine getireceği görevler vardır. İyiliği, doğruyu, güzelliği yansıtmakta herkes yarışırcasına değerler oluşturur onu önderlik biçiminde temsil eder. Eğer önderliği bu biçimde kavramış olursak bu işte sağlam yürür ve başarı kesindir.
Özel Savaşa Karşı Yurtseverlik Görevlerimiz- III

Önder APO’nun Yurtseverlik üzerine değerlendirmeleri. Yürüyüş uygun bir tempoda sürmektedir. Her geçen gün daha fazla kişi katılıyor. Kadınlar daha hızlanıyor. Bağımsızlık, özgürlük bir umut olmaktan çıkıyor yaşamın ta kendisi haline geliyor. Bir avuç öncünün meselesi olmaktan çıkmış, bir avuç savaşçının savaşımı olmaktan çıkmış milyonların ayaklanmasına dönüşüyor. Ve bu tarihimizde ilk defa böyle gelişiyor. Dolayısıyla mademki böyle eşsiz bir fırsatı yakalamışız, herkese ilgisi ve savaş imkanı verilmiş, o halde gün bugündür, dün değil bunu görmek gerekir. Çünkü tarih her zaman yürü ya kulum deme. Yüzyıldır bizim için belkide ilk defa yürü ya kulum diyor o halde yürümesini bileceksiniz. Bunun ucunda sadece bağımsızlığı kazanmak değil özgürlüğü kazanmak değil, kaybettiğimiz her şeyi başta insanlığımızı kazanmak gelmektedir. Ve yaşamda hiç süphesiz en başta insanlığını kazanmaktan geçer. Şimdiye kadar her taraftan zincirlenmişsiniz en kötü zincirlenmeyide beyninizde yemişsiniz. Bu zincirler bugün paramparça yürek daha iyi duyuyor, beyin daha iyi düşünüyor, kollar ve bacaklar daha iyi açılıyor. Bu sizi işte yiğitliğe götürür, gözü pekliğe götürür, militanlığa götürür. Ve küçük örneklerle de olsa halk nasıl yiğitlik gösterilebileceğini ortaya çıkarıyor. Çok zayıfta olsa savaşçılarımız nasıl direnileceğini ortaya çıkarmış. Ve kararlılıklar ortaya çıkmış. O zaman daha fazlasını yapmak için yüklenmeliyiz diyorum. İnanıyorum ki bundan sonra her anlamda çaresizlik boyun eğmişlik son bulmuştur. Direnme tüm insanlarımızın vazgeçilmez yaşam şekli olmuştur.
Özel Savaşa Karşı Yurtseverlik Görevlerimiz- II
Önder APO’nun Yurtseverlik üzerinde değerlendirmeleri. “Hiç bir hareketin yapamayacağı kadar fedekarlık, cesaret gösterilmiştir. Sonuna kadar büyük değer nedir, yüce değer nedir gösterilmiştir. Daha fazlası duygusal yoğunlukta and ister. O halde size düşen elden gelen ne ister? Öyle katılacaksınız! Ne yapabiliyorsak, yapın! Ben inanıyorum ki herkes de bir çok şey yapabilir. Biz bu kadar zor koşullarda bunu yapabildiğimize göre hepimiz bir şeyler yapabiliriz. Bu yeni bir yürüyüş şeklimiz oluyor. İşte baştan da çok eleştirdim, suçladım; aldanıyorsunuz dedim, aldatıyorsunuz kendinizi dedim. Ondan kurtulmaktır. Kurtulmak mı istiyorsunuz aldanmaktan, ikiyüzlülükten, sahtelikten? Bu yolu seçeceksiniz! Bunun dışında yüzünüz yok. İnsanlığa karşı yüzünüz olmaz. Tek bir çıkış yolunuz vardır bu da söylediğim bu yoldur. Bunu illa gelin, yapın, yalvararak bunu söylemiyorum. Gerçekten bu dünyada farklı bir yol olsaydı ben kendim giderdim hepinizden önce. Bu kadar zor koşullarda şahsi bir yol bulur yürürdüm, yok. Çok düşündüm, çok taşındım, çok mücadele ettim bu yoldan başka bir yol bulamadım. Bu yol gerçekten sizlerin biricik yoludur. Çünkü ben özgür bir adamım istediğim yolu seçmekte özgürüm sizin benim kadar özgürlüğünüz yoktur. O halde benden daha fazla siz mecbursunuz bu yolda yürümeye. Çünkü sizin özgürleşmeye, sizin gerçekten her türlü sahtekarlıktan, aldanmaktan kurtulmaya ihtiyacınız var. Biraz sahip olan sizsiniz. Benden daha fazla elbette ki siz bunu bir ihtiyaç olarak belirleyecek, yürüyeceksiniz. Benim kıyameti koparmam şahsım için değil aslında. Kişi olarak kendimi yaşatabilirdim, kimse ne engel olabilirdi, kimse de fark etmezdi bile. Ama milyonların işgali esas yönlendiren neden oluyor. Bizim yapacağımız iş olmadığına göre, milyonlar için olduğuna göre, milyonların en başında sizin yer almanız gerektiğine göre o zaman yürürsünüz. Eski ahlakı terk edeceksiniz. Eski yaşamı, düşünce demeyeyim, düşüncesizliği terk edeceksiniz. Onları hiçbir hayrı yok. Dedim ya sizi birey olarak her şeye kul köle etmekten ülkeye götürmedik. Boyun eğdirmekten ülkeye götürmedik. Her şeyi kaybettirmekten ülkeye götürmedik. Ama bu yol kazandırıyor. Yaşamı kazandırıyor, özgürlüğü kazandırıyor, onuru kazandırıyor. İnsan da değer bir varlıktır yani. Biraz vatanını düşünür, biraz onurunu düşünür, biraz özgürlüğünü düşünür, öyle biraz saygı görebilir. İnsan sizin yüzünüze öyle bakabilir…”
Özel Savaşa Karşı Yurtseverlik Görevlerimiz- I
Önder APO’dan değerlendirmeler: “İnsanlığımızı yeniden yetiştirmek istiyoruz. İnsanlığı temel değerler konusunda kendine getirmek istiyoruz. O halde öncü doğru tutunmalı. Şimdi sizin bir çok insanlarınız var, bir çok akrabalarınız var. Onlara vereceğiniz ölçü nedir. Gözlerinizin önünde yanlışı yapmalarına seyirci olursanız onlarla birlikte siz de düşersiniz. Benim tüm kıyamet koparmam nedendir? Allah aşkına mi yapıyoruz? Ya da eskiden derlerdi Allah, din aşkına, ama şunu da söyleyeyim Allah aşkı da vatan aşkıdır, özgürlük aşkıdır. Kabul edilemez şeyler var. Bu kadar ilişkiye, bu kadar doğruları söylemeye, niye doğru yolu seçtim? Mecburum da ondan. Ölçü! Dedim ya ölçü söz konusu. Bir ölçü var ki bunu her zaman yaşamak zorundasın. Bu kopmadıkça yerinden, konuşacaksın onu. Bu yürek durmadıkça duyacaksın kendin için doğruları. Beyin de en büyük kuvvetidir, onu düşündüreceksin. Her türlü derdine çare yapacaksın. Büyük bir kasırganın kök söktüğü, savurduğu, açıp ala bola ettiği bir duruma aydınlık getirmek istiyorum. Her türlü düşmanca niyetlerin, dayatmalarının, politikaların kulu kölesi olmuşsunuz, bunu aydınlatmaya çalışıyorum. Son derece kendini aydınlatmış bir tutuma, bir kişiliğe yanılgılısın demek istiyorum. Bu gidişat böyle olmamalı. Kendine gel! Onu demeye çalışıyorum. Ve mevcut kişileri dışlamak benim sorunum değil. Talihli olmak istiyorum ve bütünüyle sonuncu da olmak istiyorum. Aklımdan geçmez birinizi kalkıp da yerle bir etmek burada. Ama derdinizi göreceksiniz. Tüm suç siz de olmayabilir. Yaşayan bugün sizsiniz. Tarih karşısında bugün sorumlu olan sizsiniz. Yiğitlik delilerden kalmış bir hastalık bile olsa, her gün düşman saldırıları da olsa, kendi şahsınıza hiç olmazsa dur demelisiniz. Budur şeref, onura biraz sahip olmak. Budur…..”
Önder APO’dan Görüntülü Çağrı Mesajı Geldi
Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı